Business People Meeting Design Ideas Concept

Hayatı Planlamalı mı Yoksa Akışına mı Bırakmalı?
Murat Yıldırım
Murat Yıldırım
•  07/06/2017

Kimine göre, insan kendine sorular sorarak işe başlamalı. Neredeyim? Nerede olmak istiyorum? Peki ne yapmalıyım? 5 yıl sonrası, 10 yıl sonrası…. Hayatını planlarken hedefler koymalı ve kararlı bir şekilde yürümeli. Kimine göre ise plan yapmak iyi olsa da, ulaşılamadığında üzüntü, karamsarlık. Hiç gerek yok…

Bu sorunun bir cevabı var mı? Bilmiyorum. En iyisi yaşanmışa bakmak…

Yazdıklarıma ayak uydurayım derken, akışın, bütünlüğün bozulduğunu hissettim çoğunlukla.

Hiçbir zaman not tutmayı benimsemedim. Yazma tembelliği mi yoksa zeki olduğum algısını oluşturma gayreti mi? Doğrusu henüz bunun kararını da verebilmiş değilim. İlkokula başladığım günden bu yana ödevlerimi bir kağıda yazmadım. Sonradan ya unutursam kaygısı yaşamadım hiç. Gün geldi üniversitede ders vermeye başladım. Elimde notlarla ya da bir referans kitapla derse girdiğimi hatırlamıyorum. Sınıfa girer, kürsüye kadar yürür ve sınıfa dönerek “nerde kalmıştık” diye sorardım her defasında. Gün geldi bir proje hakkında, bir yatırım hakkında sunum yapmam gerekti. Gün geldi kürsüye çıkıp çok zor bir gruba iyi bildikleri bir konuyu anlatmam. Çok özenerek hazırladığım sunumlara bağlı kalmak veya ne olur ne olmaz diye kağıda aldığım notlar, hep zul oldu benim için. Yazdıklarıma ayak uydurayım derken, konuşmamın akışının, bütünlüğünün bozulduğunu hissettim çoğunlukla. Oysa plansız, hazırlıksız yaptığım konuşmalarda daima çok daha başarılı olduğumu biliyorum.

Konuşurken, anlatırken böyle ama hayatı yaşarken böyle mi oldu?

Planlanan vs. Gerçekleşen

Hiç unutmam, ortaokul 1. sınıfın son günü, bir elimde deri okul çantam, diğer elimde ne olur ne olmaz kırışmasın diye çantama koymadığım karne ve takdirname belgem. Okuldan eve gelişimin en zorlu etabı olan yokuşu tamamlayıp bir oh çektim ve biraz yürüdükten sonra evimizin önündeki kaldırıma oturdum. Bu kadar başıbozukluk olmaz hadi bakalım orta 1 bitti, şimdi ne yapacaksın, planın ne diye sordum kendime… Sonra sinirlendim için için, hâlâ bir meslek seçememiştim. Ah bir seçseydim ona göre bir yol haritası çizebilirdim. İşim daha kolay olurdu. Yine de bir safhaya kadar planlama yapmam gerekir diye düşündüm. Hedefimi koydum o dakika: Ankara Fen Lisesi, olmaz ise Bursa Maarif Koleji. Öyleyse bu yaz tatili neler yapmalıyım, bir çırpıda geçirdim aklımdan. Büyük bir işi halletmenin verdiği haz ile yerimden kalktım ve evin kapısını çaldım.

Bugün düşünüyorum da karnesini almış bir çocuk için okulun son günü yapılacak en son şey “tatil zamanı ne çalışması gerektiğini” planlamak olsa gerek!

O yaz en büyük problemimi de hallettim, meslek seçimini. Bir bayram günüydü. Gemlik’te oturduğumuz mahallede üniversiteye giden tek kişi olan Ayşe abla, nişanlısı ile birlikte ziyaretimize gelmişti. ODTÜ de tanışmışlardı. Nişanlısı da ODTÜ de makine mühendisliği okuyormuş, bir yıl sonra okul bitince Ankara’da yaşayacaklarmış. Henüz ne iş yapacaklarına karar verememişler. O anlatmaya devam etti ama ben bir süre sonra kendi dünyama daldım ve anlatılanları duymamaya başladım. Ayşe abla yanıma gelip beni yanağımdan öptüğünde irkildim, gülerek yüzüme baktı ve “ne o dakikalardır bana bakıyorsun, beğendin mi yoksa beni” diye sordu. O an çok utandığımı ve odama kaçtığımı hatırlıyorum. Odama girdim ve kapıyı kapadım. Bir kağıt buldum ve başladım yazmaya: Fen lisesi, olmazsa maarif koleji, lisede mutlaka matematik bölümünü bitirmeliyim. Sonra makine mühendisliği. İşte artık işim çok kolay, mesleğimi seçmiştim artık.  Bundan sonra, nerelerde okumam gerektiği belli, hepsi bu kadar da değil. Ne iş yapacağımı bile planlıyabilirim…Ohooo hem de emekliliğe kadar.

Bu kadar plan sonrası ne oldu dersiniz? Lisede iken, üniversiteye başlar başlamaz evlenirim diyordum. Doktoram bitince evlendim, çok çocuklu bir aile kuracaktım, oğlum Kaan’dan sonrasına cesaret edemedim. Tüm yaşamımı Bursa’da geçirecektim. Liseden sonra bir çıktım, hâlâ dönemedim.

Yaşanmışlıklar, koşullar, tesadüfler bambaşka yollara yönlendiriyor insanı.

Yaşanmışlıklar, koşullar, tesadüfler bambaşka yollara yönlendiriyor insanı. Bunu öğrendim öğrenmesine ama, asla plan yapmayı bırakmadım. Makine mühendisliği birinci sınıfta, ilk dönemdi diye hatırlıyorum. Sabaha kadar kendimle tartıştıktan sonra daktilonun başına oturmuş ve adım adım ne olacağımı yazmıştım.  Sarı bir teksir kağıdı buldum, daktiloya yerleştirdim ve başladım yazmaya. Siyah şeridi yıprandığı için kırmızı yazan daktilonun tuşlarına bastıkça, yaşam adımlarım bir bir ortaya çıkıyordu… Ne keyifti anlatamam.

Konuşurken, anlatırken plan yapmam diyen ben, yaşamımı adım adım planlarken buldum hep kendimi. Bu karmaşa içinde bir insan ömrü için uzun sayılabilecek yıllar geçti.  Olanlar, olmayanlar, yapabildiklerim, yapamadıklarım… Say say bitmez.

Arkadaşlarım bilir hep yaz mevsimi gelsin isterim. Sıcaktır, mutluluktur, yeniden doğmaktır ve en önemlisi üretmektir benim için. Yaz mevsimi, sabaha uyanmaktır, tazeliktir, yaz’ın ışık daha bir parlaktır, akşama daha vardır. Aslında ömrüm boyunca ben hep yaz gibi yaşadım. Yıllar yılları kovaladı ben yazları hep ürettim.

Bugün düşünüyorum da daima yaz mevsimini yaşayan biri için öncelik, üretmek mi olmalı? Yaz demek tatil demek aslında, öyle değil mi ya?!

En önemlisi insanın kendini iyi tanıması, sınırlarını doğru belirlemesi. Hayatın akışına da direnmemesi…

Galiba en önemlisi insanın kendini iyi tanıması, sınırlarını doğru belirlemesi. Hayatın akışına da direnmemesi…Yine de, ne boş vermişlik sınırlarında dolaşın, ne de olmazları oldurmak için kendinizi üzün, yıpratın. Yapmak istediğinizi ve yapabileceğinizi belirleyin ve onu yapın, bence yapabilirsiniz! Ne olmak istiyorsanız, o olun, bence olabilirsiniz! Hayal edin, isteyin ve alın.

Peki, karar verdiniz mi plan yapacak mısınız yoksa akışına mı bırakacaksınız?

Paylaş Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedIn


Murat Yıldırım
Murat Yıldırım


Murat Yıldırım Borusan ArGe Genel Müdürü. Daima üreten, fark yaratmayı hedef edinmiş, mükemmele odaklı bir düşünce adamıdır.





Wow
39




Etiketler