2008 yılındayız. Haberleri televizyondan takip ettiğimiz zamanlar. Bir akşam haberlerde Nuri Bilge Ceylan’ı görüyorum. Aldığı uluslararası ödülü “Yalnız ve güzel ülkesine” adıyor. Yalnız ve Güzel Ülkem. Ne kadar naif ve samimi bir ifade. Nuri Bilge Ceylan, çektiği Üç Maymun isimli filmiyle Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü alıyor. Taşrada doğup büyüyen, özgür bir çocukluk geçiren ve bu sayede hayal gücü oldukça gelişen, fotoğrafçılığa çok meraklı bir genç olan Nuri Bilge Ceylan’ı daha yakından tanımak istediğimi fark ediyorum.

Yalnız ve Güzel Ülkem… Ne kadar naif ve samimi bir ifade.

Bu yazıda Nuri Bilge Ceylan’ın otobiyografisinden ya da filmlerinin kronolojik sıralamasından bahsetmeyeceğim. İnternette sayısız kaynakta bu bilgiler yer alıyor. Ben, Nuri Bilge Ceylan’ın karakterinin çok bilinmeyen noktalarını, filmlerinin kamera arkasındaki diyaloglarından öğrendiklerimi ve adı gibi Bilge olan bu yönetmenin, benim hayatımdaki yerinden bahsedeceğim.

Belirttiğim gibi, kırsalda doğup büyüyen ve lise yıllarında büyük şehre gelen Nuri Bilge Ceylan, üniversite eğitimini tamamladıktan sonra yurtdışına gider ve uzun süre orada yalnız yaşar. Bu dönemde yalnızlık üzerine çokça düşünür. Hayatın anlamını sorgular, ve kaçınılmaz bir melankoli onu sarmaşık gibi sarar. Aradığı anlamı ülke değiştirmekte bulabileceğini düşünerek, Nepal’e Himalayalar’a kadar gider, kilometrelerce yürür. Ancak aradığı anlam, yer değiştirmekle bulunmaz. Türkiye’ye geri döner ve film yapmaya karar verir.

Nuri Bilge Ceylan’ın Koza filminden

Rus edebiyatına çok büyük ilgi duymakla birlikte, Tarkovsky hayranı olan Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerinde Rus edebiyatına dair izler görürüz. Kış Uykusu filminde Rus yazar Çehov’dan esintiler vardır. 1995 yılında ilk kısa filmi Koza’yı çeker, Hiç diyalog olmayan ve siyah beyaz çekilen bu kısa filmde annesi ve babası da oynar. Görsel açıdan oldukça başarılı bir filmdir, barındırdığı doğa görüntüleri ve müzikleri ile beraber Cannes’ta gösterilir. Bu film benim de favorilerimdendir çünkü profesyonel oyuncu olmayan annesi ve babası, filme o kadar yakışmıştır ki, babasının hüzünlü yüz ifadesi filme derin bir etkileyicilik katar.

Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerinde Rus edebiyatına dair izler görürüz.

Nuri Bilge Ceylan taşrada büyümüştür ve kendi çocukluk hatıralarını, kendi deyimiyle “üzerine yağan imgelerle” birleştirerek, taşranın rutinini anlattığı ve değer yargılarını sorgula(t)tığı filmler çeker.

Nuri Bilge Ceylan filmlerinin uzun ve sıkıcı olduğunu düşünenler toplumun geniş bir kesimini oluştururlar. Gerçekten öyle midir peki? Bu soruya yanıt vermeden önce, sanat ve sinema kavramları üzerine düşünmek gerekir belki. Sanatın güzel ve estetik olandan duyulan haz olduğunu, sinemanın da sanatın kendini ifade etme biçimlerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. Buradan haraketle, evet Nuri Bilge Ceylan kendi hayalgücünde filizlenen, insanı ve insan doğasını, kimi zaman doğrudan, kimi zaman imgeler ve metaforlar kullanarak anlattığı uzun filmler çekmektedir. Bazen dakikalarca herhangi bir aksiyon yaşanmayan, durağan sahneler görürüz.

Yönetmen bu durumla ilgili “Ben filmlerimi herkesin sevmesini beklemiyorum. Ben seyirciden aktif olarak filme katılmasını ve filmle ilgili fikir yürütmesini bekliyorum. Bu da seyircilerin çok sevdiği bir alışkanlık değil” der. Onun filmlerinde doğrudan anlatılmayan, bilerek gizli kalan ve seyircinin yorumuna bırakılan karanlık alanlar vardır. Nitekim Kış Uykusu filminin kamera arkası çekimlerinde duyduğumuz “Oyunculuk gizlemektir, göstermek değil” cümlesiyle açıktan açığa vurgulanmayan, gizemli ve hayal edilebilir olanın ayrıcalığını vurgular.

Nuri Bilge Ceylan filmlerinde bilerek gizli kalan ve seyircinin yorumuna bırakılan karanlık alanlar vardır.

Bence Nuri Bilge Ceylan’ı bu kadar önemli ve özel yapan, kafasının içinde yarattığı dünyayı filmleştirebilme yolunda inatçı ve kararlı olması. Eşi Ebru Ceylan, Nuri Bilge Ceylan’nın mükemmeliyetçi, detaylara önem veren ve kontrolcü bir yönetmen olduğunu belirtiyor. Yönetmen kendisi de bunu kabul ediyor, İklimler’den başka hiçbir filminde kendisini oynamıyor çünkü kameranın önündeyken, arkasındaki ekibi yeterince kontrol edemediğini düşünüyor. Her film öncesi çekimler defalarca tekrarlanıyor, oyunculara hayalindeki rolü anlatmaya çalışıyor, sabırlar tükeniyor ancak ortaya çıkan iş o kadar değerli oluyor ki, her film Cannes’ta özel bir ilgi ve saygıyla karşılanıyor. Nuri Bilge Ceylan filmlerinin kamera arkasında yaşananları internette bulabilirsiniz, bu belgesellerin en az filmlerin kendisi kadar güzel ve keyifli olduğunu söyleyebilirim.

İklimler filminden bir sahne.

Nuri Bilge Ceylan’a en çok saygı duyduğum konulardan birisi de oyuncu seçimlerindeki başarısıdır. Çekeceği yeni filmin hikayesi kafasında şekillenirken ve senaryosunu oluştururken, role en uygun karakteri seçmeye çalışır, sadece ünlü veya popüler olduğu için herhangi bir oyuncuyu filmlerinde oynatmaz. Oyuncu seçimlerindeki başarısını bence Bir Zamanlar Anadolu’da filmi ile zirveye taşımıştır, bu filmde Yılmaz Erdoğan, Fırat Tanış, Ahmet Mümtaz Taylan gibi oyuncularla çalışmış ve rol – karakter eşleştirmesini o kadar başarılı bir şekilde yapmıştır ki, hepsi oldukça ünlü olan bu oyuncular, filmde canlandırdıkları karakter ile bütünleşmişlerdir.

Tarkovsky gibi, Nuri Bilge Ceylan gibi yönetmenlerin filmlerinde gördüğümüz şey aslında yalın ve şiirsel bir anlatımdır. Sinema edebiyatla iç içe geçmiştir, hem edebi hem hayata dair çok anlamlı sahneler ve diyaloglar barındırır. 2018 yılında çektiği Ahlat Ağacı filmi, barındırdığı diyaloglarla, Nuri Bilge Ceylan’nın en çok diyalogun yer aldığı filmi olabilir. Ahlat Ağacı filmi, Ceylan’ın daha önce hiç yapmadığı bir şeyi yaptığı başrolü iki komedyene (Doğu Demirkol ve Murat Cemcir) emanet ettiği bir filmdir, bu da Ceylan’ın ne kadar cesur bir yönetmen olduğunu gösteriyor. Murat Cemcir kendisi ile yapılan bir röportajda Nuri Bilge Ceylan rolü ona teklif ettiğinde “Gerçekten emin misin?” diye sorduğunu belirtiyor. Ceylan’ın ne kadar başarılı bir cast seçimi yaptığını, filmi izlediğimizde görüyoruz çünkü Murat Cemcir filmde taşrada yaşayan ve davranışları yüzünden dışlanan, aykırı diyebileceğimiz bir karakteri canlandırıyor, ancak bu karakterin hüzünlü bir tarafı da var. Bence de bu rol için Murat Cemcir’den daha iyi bir oyuncu bulunamazdı.

Tarkovsky gibi, Nuri Bilge Ceylan gibi yönetmenlerin filmlerinde gördüğümüz şey aslında yalın ve şiirsel bir anlatımdır.

Filmlerinde çoğunlukla kişiler arasındaki ilişkilerin derinliklerine, süregelen anlam arayışlarına yer veren yönetmen, taşrada doğup büyümüş olmasının sayesinde taşradaki güç ilişkilerini, kişilerin psikolojik sıkıntılarını, varolma mücadelelerini o kadar yalın ve çarpıcı bir şekilde anlatıyor ki, filmin içine dahil olup, karakterle bütünleşmemek imkansız hale geliyor. 2002 yılında çektiği Uzak filminde ise, kırsaldan uzaklaşıp, şehirde yaşayan insanların yalnızlığı ve birbirlerine uzaklığını, karlı İstanbul görüntülerini arka plana alarak anlatıyor. Uzak filmi, bana göre görselliğin en başarılı olduğu filmlerinden biridir.

Uzak filminden bir sahne.

Nuri Bilge Ceylan’ın, filmlerinde seyircinin pasif izleyici konumundan, aktif katılımcı konumuna geçmesini beklediğini belirtmiştim. Yönetmen, seyirciyi düşündürerek, sorgulatarak seyircinin kafasını karıştırır ve her bir filmiyle hayatın farklı bir penceresinden baktırır. Nuri Bilge Ceylan filmlerinin bana sağladığı en önemli kazanım ise, sanatta, özellikle sinemada ne istediğini bilen ve daha talepkar biri olma yolunda adım atmış olmamdır, bu anlamda farkındalık kazandırmasıdır. Dünya sinemasına adını yazdırmış yönetmenlerin, izleyiciye neyin ne olduğunu taraflı bir bakış açısıyla empoze etmektense, “Ben böyle düşünüyorum ve bu filmi çektim, bakalım film sende nasıl bir his uyandıracak ve sana neler düşündürecek?” diyen kişilerin olduğunu sonsöz olarak ekleyelim.

Şeyda Şabanoğlu

Şeyda Şabanoğlu, Borusan Cat’te İnsan Kaynakları Uzmanı. Doğanın ve felsefenin şifasına inanan, Ege aşığı, yüksekçe bir tepede oturup güneşin batışını izlemeyi ve yıldızlara bakarak hayal kurmayı seven biridir.

Beğen