Geçtiğimiz günlerde bir belgeselde bir meşe ağacının yaşam mücadelesini izledim. Ağaçlar beni her zaman cezbeder ve ilgimi çeker. Zaman zaman, aslında biraz tuhaf gelse de, ağaçların canlıların mükemmelleşmiş bir formu olduğunu düşünürüm. Canlı türlerinin pek de gelişmiş bir formu olarak değerlendirilmeyen ağaçlar bende neden böyle bir düşünce uyandırıyor?

Tüm dünya minimum-enerji maksimum düzensizlik ekseninde hızla devinirken onlar sanki değişmiyorlarmış gibi görünüp sürekli değişime uğradıkları uzun soluklu bir mücadele verirler. İlk bakışta hiç hareket etmeyen, her türlü dış etkiye açık ve bunlarla mücadele etme kapasitesi olmadığını düşündüren bir yapıları var, ama gerçekten öyle mi?

Bana göre her ağaç ayrı bir dünya gibidir, kendisi ile birlikte binlerce canlı türünü barındırır üzerinde, içinde. Var olmak, çiçek açmak, meyve vermek, tohumlarını en uygun şekilde saçarak türünün devamını sağlamak dışında bir amaca ihtiyaçları yoktur. Onların yaşam süreçlerinin hemen hemen her adımından bir ders çıkarmak mümkün.

Ne demek istiyorum?

OLAĞANÜSTÜ UYUM 

Ağaçlar sabittir, ama tohumları yıllar, yüzyıllar süren bir yolculukla bütün dünyaya yayılmışlardır. Dünyanın uzak köşelerinde pek çok aynı cinsten ağaçlar görürüz. Bazıları göç ettikleri coğrafyaların isimleriyle anılsa da uyum sağlayabildikleri her iklimde vardırlar. Onlar için sınır sadece iklim şartlarıdır.

Ağaçlar tek başlarına iklimi değiştiremezler ama, olağanüstü uyum yetenekleri vardır ve çoğaldıkları yerlerde de iklimi değiştirirler. İklim üzerinde yarattıkları bu etki, varlıkları kadar yokluklarıyla da olur. Evliya Çelebi’nin günlerce ormanlık arazide yürüdüğünü yazdığı güneydoğu bölgemizde bugünlerde ormana rastlamak pek kolay değil.

Ağaçlar tek başına ikim değiştiremez ama çoğaldıkları yerlerde iklimi değiştirirler.

Ağaçlar çocuklarının büyüme ve olgunlaşma hızlarını ayarlayabilmek için onlara gölge yaparlar. Her ağaç güneşe doğru büyür, ama yeterince kalınlaşmamış gövdesiyle gökyüzüne fazlaca uzanmış bir fidan yağmur ve rüzgâr karşısında çaresiz kalabilir. Ben bunu çocuklarımızın bilgi ve deneyim biriktirerek bizlerden bağımsız hale gelme sürecine benzetiyorum. Aslında çocuklarımız doğdukları günden itibaren bir bağımsızlık mücadelesi verirler, ebeveynler olarak bizler de bu hedefe güçlenerek ulaşmalarını sağlamayı görevimiz olarak görüyoruz.

DOĞANIN DAYANIŞMASI

Tek cins ağaçtan oluşan ormanların ömrünün kısa olduğunu okumuştum. Tam da organizasyonlarda çeşitlilik konusunun gündemimizde olduğu bu dönemde ağaçlardan bu konuda da öğreneceklerimiz var. Bir orman farklı türlerde ağaçlardan oluşuyorsa yüz yıllar boyu yaşaması şaşırtıcı olmuyor. Çünkü her türün birbirine destek olup koruyacağı, eksik besinini tamamlayıp yaşaması için çalışacağı ortam böylece oluşuyor. Ben yaprak döken ağaçların kışın yaprak dökmeyen türlere kökleri aracılığıyla gıda gönderdiğini öğrendiğimde çok şaşırmıştım.

Bir orman farklı türlerde ağaçlardan oluşuyorsa yüz yıllar boyu yaşar.

Ağaçların birbiriyle haberleşmesi ise apayrı bir konu. Yaprakları zürafaların popüler bir gıdası olan ağaçlar yapraklarını koruyabilmek için tadını bozan bir kimyasal madde gönderirlermiş saldırıya uğradıklarında. Ancak bu süreç çok yavaş çalıştığı için ilk saldırıya uğrayan kendini kurtaramazmış ama civardaki arkadaşlarına saldırıyı haber vererek erken önlem almalarını sağlarmış. Bunu bilen zürafa da bir ağaçla işini bitirdiğinde yakındakilere değil uzaktaki bir ağaca yönelirmiş. Bir mesajı iletmenin bildiğimizden farklı yolları da var! Kendini kurtaramasan bile diğerlerini kurtarabilirsin!

Ağaçlar, mantarlar, böcekler, diğer bitki ve ağaçlarla işbirliği yaparlar. Bu çoğu zaman bir kazan-kazan ilişkisidir. 1000 yaşında bir meşenin içinin tamamen mantarlar tarafından boşaltıldığını gördüğümüzde mantarın ağaca zarar verdiğini düşünürüz yalnızca, bu simbiyotik ilişkinin ağacın 1000 yaşına gelebilmesindeki payı gözümüzden kaçar.

Ağaçlar, mantarlar, böcekler, diğer bitki ve ağaçlarla işbirliği yaparlar.

Bu gözle bakınca insan kendine doğada hak etmediği bir üstünlük atfediyor, gereğinden fazla önemsiyor. Bizler gerçekten öğrenebilen varlıklar mıyız? Yaşadığımız çağ bunun sınanması için her alanda ve her seviyede eşsiz fırsatlar sunuyor bize. Birlikte yaşamayı, kendimiz kadar diğerlerinin hayatını da önemsemeyi ve korumayı başarabilecek miyiz? Sadece kendimizin ve bize ait olanların kazandığı bir dünyanın sürdürülebilir olmayacağını hiç durmadan konuşuyoruz. Bir konu hakkında çok fazla konuşuluyorsa, samimiyetle harekete geçme konusunda önemli bir eksik olduğunu düşünürüm. Yıllar önce birlikte çalıştığım bir lider, “bir şirkette ne kadar çok iç yazışma varsa, iletişim o kadar kötüdür” demişti. Sonraki yıllarda bana haklı olduğunu düşündüren epeyce örnek biriktirdim.

Sizlere tavsiyem doğal bir varlık olduğunuzu her zaman hissederek yaşamanız ve etkili olacağınız her seviyede içinde olduğunuz bütünü fark ederek ve sahibi değil, parçası olarak yaşamayı, yaşatmayı başarmanız. Doğa bize çok güzel bilgiler sunuyor, yeter ki fark edelim.

Semra Akman

Semra Akman Borusan Holding Yönetim Kurulu Başkan Danışmanı, 24 yıllık Borusanlı. IT, İK ve Yalın 6 Sigma disiplinlerinde pek çok değişim projesine imza attı. Teknolojiden tarihe, edebiyattan matematiğe, şiirden siyasete her konuda her mecradan yeni şeyler öğrenmeyi ve paylaşmayı, bilmediği yerlerde gezmeyi, ağaçları, dağları ve denizleri, kuşları, böcekleri ve balıkları sever.

Beğeni
1