Her sene Eylül ayını sabırsızlıkla beklerim. Sanat piyasasının hareketlendiği ve -doğru bir deyimse- sanat sezonun açıldığı bir dönemdir bizim için. Ardı arkası kesilmeyen sergi açılışları, ülkedeki ve belki de bulunduğumuz coğrafyadaki en büyük sanat fuarının açılışı, sabırsızlıkla beklediğimiz her iki yılda bir gerçekleşen İstanbul Bienali ile birlikte bir çılgınlık yaşadık. Hatta İstanbul ve Eskişehir’de yeni açılan sanat kurumları ile birlikte ülkemizdeki kültür-sanat piyasasının geleceğine dair duyduğumuz heyecan arttı.

SANATÇININ TÜRKİYE’DEKİ İLK KİŞİSEL SERGİSİ: GEÇİCİ

Bu yoğunluk içinde Borusan Contemporary’de heyecan veren özel bir sergiye ev sahipliği yapıyoruz. Video sanatının öncü isimlerinden Bill Viola’nın Türkiye’de gerçekleştirilen ilk kişisel sergisi Bill Viola: Geçici’yi geçici sergi alanlarımızda ağırlıyoruz. 14 Eylül’de açılan sergide sanatçının 1979 ile 2015 arasında ürettiği on işi gösteriliyor. İlk döneminden güncel üretimlerine kadar çok farklı işlerin görülebileceği sergi, deyim yerindeyse görsel bir şölen sunuyor.

Bill Viola çalışmalarını, ölüm, doğum ve bilinçaltının yansımalarını etrafında kurguluyor. Çalışmalarındaki en güçlü motifleri ise dört element aracılığı ile görselleştiriyor. Su, hava, toprak ve ateşin farklı halleri, yansımaları ve birbirlerine olan etkilerini gösterirken sanatçı, iletmek istediği mesajı güçlü bir şekilde izleyiciye geçiriyor. Dolayısıyla Viola’nın işlerine bakarken tekdüze bir estetikten bahsetmek mümkün değil. Çok katmanlı olarak kurguladığı bu işlerin altında izlemesi keyifli olduğu kadar etkileyici fikirler ve sarsıcı deneyimler de yatıyor. Bu açıdan da sanatçının işleri, cevabını kolay kolay ele vermeyen bilmecelere benziyor. Bu çalışmalar, gündelik hayatın akışında rutinleşen deneyimlerimize farklı bir gözle bakma imkanı tanıyor.

Çalışmalar, ölüm, doğum ve bilinçaltının yansımalarını etrafında kurgulanıyor.

Bill Viola’nın video sanatının öncülerinden biri olarak kabul edilmesinde rol oynayan en önemli öğelerden birisi teknolojideki gelişmeleri yakından takip etmiş olması. Hatta sanatçının teknoloji alanındaki ileri görüşlülüğü, sanatçının aklındaki fikirleri gerçekleştirebilmek için teknolojinin bu fikirlerin gerçekleştirilmesine olanak sağlayacak bir noktaya erişmesini beklemek zorunda kalmasıyla örneklenebilir.

Bill Viola, Madison, 2013, Düz panel ekranda renkli yüksek çözünürlüklü video. Fotoğraf: Kira Perov. © Bill Viola Studio

GERÇEK İLE RÜYA ARASINDA

 Borusan Contemporary’deki sergide gösterilen ve sanatçının ilk dönem işlerinden sayılabilecek 1979 tarihli Chott el-Djerid (Işık ve Isıyla Portre) isimli çalışmaya bu açıdan bakmak önem taşıyor. Çalışma, isminden de anlaşılacağı üzere, sanatçının tüm eserlerinde görülebilecek su, hava ve toprak kullanımıyla dikkatleri üzerinde çekiyor. Sanatçı, kaydettiği görüntüyü oldukça uzun bir mesafeden görüntüleyebilmek için teleskopik lensler kullanarak günlerce Sahra Çölü’nde konaklamış. Kışın çayırlık olan bu bölgedeki toprak yaz geldiğinde çoraklaşıyor. Yine yaz sıcağıyla buharlaşan suyun havada dalgalı bir perde oluşturarak normalde rahatlıkla tanımlayabileceğimiz araba, motosiklet ve insan figürlerini bulanıklaştırması ise duyularımızın yanılmasına yol açıyor. Çölde görülen seraplar gibi gerçek olup olmadığından emin olamadığımız bir ana tanıklık ediyoruz. Her ne kadar iş bir projeksiyon yardımıyla galeri duvarına yansıtılsa ve yansıma boyutu ile çözünürlüğün sonraki dönem işlerine kıyasla daha düşük olduğu gözlemlense de dönemini sıkıca etkileyen soyut dışavurumcu bir görsel zenginliği bize video aracılığıyla sunuyor. Bu çalışma aynı zamanda Bill Viola’nın sonraki dönem işlerini de birbirine bağladığı için önemli. 2012 tarihli Atalar isimli çalışmasında ise bir benzeri teknikle çekilmiş bir video izliyoruz. Bu sefer bir anne ve oğlu yine çorak bir alanda, buharlaşan suyun oluşturduğu perdenin arkasında izleyiciye doğru yaklaşıyor. Ancak burada bir fark var. Chott el-Djerid’de sanatçı bizi bir rüyadan uyandırmak istemezcesine bizi bulanık görüntünün içinde tutuyor. Atalar’da ise izlediğimiz oyuncular bize doğru yaklaştıkça görüntü netleşiyor ve bir süre sonra bize doğru gerçekten yaklaştıkları izlenimini yaşatıyor. Bu noktada teknolojinin imkanlarının bugün izlediğimiz deneyimi ne kadar önemli bir hale getirdiğini görebiliriz. Atalar, yüksek çözünürlüklü plazma bir ekranda gösteriliyor. Ayrıca, çekiminde kullanılan kameralar da yüksek çözünürlüklü görüntü kaydedebiliyor. Bu sayede sanatçı, izleyicisini gerçek ile rüya arasında dilediğince gezdirebiliyor.

NAM JUNE PAIK VE BILL VIOLA

Bill Viola’yı çağdaşlarından farklılaştıran diğer bir unsur ise ele aldığı konuların çeşitlilik yelpazesinde öznel bir tarafta kalması. Bu noktada video sanatının öncülerinden biri olarak kabul edilen Nam June Paik (d. 1932- ö. 2006) ile Bill Viola arasında ufak bir karşılaştırma yapmanın iyi olacağını düşünüyorum.
Bill Viola ile aralarındaki yirmi yıllık fark göze alındığında Paik’in ilk dönem çalışmalarında kullandığı teknoloji daha eski. Bu nedenle kullandığı tüplü televizyonların boyutları da bugün alışık olduğumuz televizyonlara göre çok daha küçük ebatlı ve aynı zamanda da daha hacimli. Paik, tüplü televizyonları heykelleştirerek bir sanat nesnesine dönüştürür; işlerinin albenisi de ilk bakışta gördüğümüz yatak, robot veya avize formuna giren heykellerdedir. Bununla birlikte sanatçı, heykellerin içinde yer alan televizyonlarda gösterdiği videolarda Kore kültürünü temel alan imgelere ve ait olduğu toplum tarafından genel geçer kabul görmüş sembollere sıklıkla yer veriyor.

[Nam June Paik’in 2014 yılında New York’taki Asia Society Museum’daki kişisel sergisi. ]

Bunun karşılığında ise Bill Viola’nın eserlerinde ele aldığı konular daha öznel kalıyor. Dolayısıyla sanatçı kendi sembollerini oluşturmak için farklı kültürlerden aldığı imgeleri ve kültürel kodları sentezleyerek bir amalgam oluşturuyor. Aynı zamanda gösterim aracı olarak Paik’e kıyasla daha yalın bir yöntemi tercih ediyor. Bu sembollerden öne çıkanı su.

Bill Viola eserlerinde öznel konuları ele alıyor.

Viola, altı yaşındayken atlattığı boğulma tehlikesi ile otuzlu yaşlarında yüzleştikten sonra çalışmalarını su etrafında yoğunlaştırıyor. Doğum, ölüm ve bilinçaltının farklı yönlerine ışık tutarken hayatın farklı evrelerini yaşamı mümkün kılan dört temel öğe olan su, hava, ateş ve topraktan faydalanarak görselleştiriyor.

SEMBOLİK BİR DİL

Viola’nın kendi sembolik dilini oluşturmasında etkili olan etmenlerden birisi 1979’da ABD ve Japonya Yaratıcı Sanatçı Bursu’nu kazandıktan sonra bir buçuk yıl Japonya’da yaşaması. Sanatçı bu dönem Budist öğretileriyle tanışıyor. Ayrıca, Mevlana’nın şiirlerinin de yakın takipçisi. Viola’nın Sufizm ile ne zaman tanıştığına dair net bir bilgim olmasa da İstanbul’da bir süre yaşadığını eklemek gerekir. Böylelikle, Hristiyanlık mistisizmi, Budist öğretiler ve Sufizm çevresinde kendine özgü bir ifade dünyası kurgularken doğu ve batı kültürleri arasında bir köprü kuruyor. Bu sayede izleyiciye hem aşina olduğu hem de tanımadığı hikayeler anlatıyor.

Hristiyanlık mistisizmi, Budist öğretiler ve Sufizm çevresinde kendine özgü bir ifade dünyası kurguluyor.


Viola’nın 2004 tarihli Sal isimli işini bu noktada ele almak uygun olabilir. Bu işte de yüksek çözünürlüklü görüntü aktarabilen bir projeksiyon aracılığı ile büyük bir duvara yansıtılan bir video izliyoruz. Yaklaşık yirmi kişiden oluşan bir oyuncu kadrosu sahneyi teker teker dolduruyor. Görüldüğü üzere farklı ırklardan olduğu anlaşılan insanlar neredeyse Da Vinci’nin Son Akşam Yemeği’ni andırır bir şekilde sıralanıyorlar ve sahnedeki bu yerleşim tamamlandığında beklenmedik bir anda ekranın her iki tarafından yüksek basınçlı su sahneye giriyor. Sahnede yer alan oyuncuların bir kısmı düşmeye, diğerleri suyla mücadele etmeye, birkaçı ise birbirine destek olmaya çalışıyor. Bu etkileyici çalışma ile bizi sanat tarihinden alıp günümüzde sıklıkla tanık olduğumuz toplumsal müdahalelere, farklı toplumlardan insanları göstermesiyle Olimpiyatlardan bu gibi uluslararası etkinlikleri hedefleyen saldırılara kadar farklı konulara dikkatimizi çekiyor.

Bill Viola, Sal, Mayıs 2004, Video/ses yerleştirmesi. Fotoğraf: Kira Perov. © Bill Viola Studio

VİDEO SANATINA KATKILARI

Bill Viola’nın video sanatının bugün geniş kitlelerce kabul görmesine ve birçok sanatçının bu mecrayı bir ifade aracı olarak kullanmaya teşvik etmesine gösterdiği katkı oldukça büyük. Bill Viola Stüdyo’nun idari direktörü Kira Perov bir anısını paylaşırken video işlerinin müzelerde gösterilmeye başladığı ilk dönemlerde video çalışmalarının müzelerin ana sergi salonlarında değil, video işleri için ayrılmış dar koridorlarda sergilendiğini veya ziyaretçilerin tuvalete girmeden önceki bir alanda video işleriyle karşılaştıklarını ifade ediyor.

1983’te Viola’nın New York’taki Whitney Müzesi’nin siparişi üzerine ürettiği Bellek Tiyatrosu işi resim ve heykel gibi daha bilindik türde eserlerle birlikte ilk kez sergilenmiş. 1987’de ise New York’taki Museum of Modern Arts’da (MoMA) ilk kez ana alanda bir sergi düzenlenmiş. Bu başarıda o dönem yeni yeni palazlanan bu yeni mecraya izleyicinin gösterdiği ilgiyi de yadsımamak gerekir.

Video işlerine olan talep arttıkça yapılan video sanatının görünürlüğü, bu mecra ile ilgilenen sanatçıların ve bu çalışmaların gösterilebileceği fuarlar ve festivallerin sayısında da önemli ölçüde bir artış gerçekleşti. Borusan Contemporary’de yer verdiğimiz Bill Viola’nın Türkiye’deki ilk kişisel sergisi Geçici ile biz de bu kısa ama dolu tarihe ziyaretçilerimizin ilgisini çekmeyi hedefliyoruz. Bill Viola: Geçici’yi 13 Şubat 2020’ye kadar ziyaret edebilirsiniz.

Burak Çiloğlugil

Burak Çiloğlugil, Borusan Contemporary’de Müze Yöneticisi. Sergi gezmeyi ve sanat üzerine düşünmeyi seviyor. Kültür kurumlarına yeni gelir kaynakları yaratılması üzerine kafa yoruyor. Ayrıca bir kedi babası ve yarı zamanlı astrolog.

Beğeni
1