Kurucumuz ve Onursal Başkanımız merhum Asım Kocabıyık kendisine hayırsever denmesini istemez, yaptıklarının memlekete olan borcunu ödemek olduğunu söylerdi. Hepimize ilham olması gereken bu anlayış benim için de yol gösterici oldu. Bağış yapmak, yardımsever ve hayırsever olmak gibi sorumlulukların sadece şirketlere ait olduğunu düşünürken, onun bu düşüncesini beni çok etkiledi ve bireysel olarak bazı yardımlar yapmaya başlamamı sağladı. Özellikle eğitim, benim değişim yaratmak istediğim önemli bir konu olduğundan, bu noktada ihtiyaç duyan kişilere mümkün olduğunca yardımcı olmaya özen gösteriyordum.

Yaptığım yardımların daha geniş kitlelere ulaşmasının ve daha büyük sosyal değişimler yaratmasının önemini ise Borusan Holding’de profesyonel iş hayatına başladığımda kavradım. Başkalarına yardım etme ve bağış yapma konusunda yeni yaklaşımlar geliştirmeye de bu süreçte başladım. Bu yaklaşımlardan birisi olan kolektif yardımseverlik koşuları hayatıma 44 yaşındayken 2008 yılında girdi. Zaman zaman uzun yürüyüşlerde bile zorlandığım bir yaşta maraton koşmak çok zor olur diye düşünsem de araştırdığımda adım adım iyilik peşinde koşmanın yaşı olmadığını fark ettim.

Yurt dışında da örneği bulunan “Adım Adım” oluşumu 2008 yılından itibaren ülkemizde faaliyet göstermeye başlamıştı ve başta koşu olmak üzere yüzme ve bisiklet gibi dayanıklılık gerektiren sporlar aracılığıyla ülkemizin önemli sosyal sorumluluk projelerine maddi kaynak ve tanıtım desteği sağlıyorlardı. Koşucular sivil toplum örgütleri yararına koşuyorlar ve bağışlar oluşumun desteklediği farklı sivil toplum kuruluşlarının hesaplarına yatıyordu. Sivil toplum kuruluşlarının bu oluşum içinde yer alabilmek için şeffaf ve bağışlarının izlenebilir olması, bağışçı hakları sözleşmelerini imzalamış olmaları ve her maraton için bir proje ve kampanya geliştirmeleri gerekiyordu.

Tüm bu bilgileri öğrendikten sonra, 2012 yılında antrenörler ve sağlık ekibinin kontrolünde antrenmanlara başladım. İlk yardımseverlik koşumu ise 2015 yılında Koruncuk Vakfı yararına İstanbul maratonunda gerçekleştirdim. Elbette, haftada iki gün koşu parkında düzenli antrenman yapmak kendi vücut sağlığım için önemliydi. Ama asıl önemli olan yardımseverlik koşusu yaparak seçtiğim dernek veya sivil inisiyatife kaynak yaratmak ve onların farkındalıklarını arttırmaktı.

İlk koştuğum İstanbul maratonunun büyüsü beni çok etkiledi. Yıllardır üzerinden araç ile geçtiğimiz köprüden koşarak geçmek muhteşemdi. Hele bitiş noktasına yaklaştıkça sivil toplum kuruluşlarının ve maratonu izleyenlerin motivasyonları inanılmazdı. Yaş kategorilerinde binlerce kişi içinden ilk yüz içine girmek dışında hiçbir derece elde edemedim belki ama o yaşta maraton koşabilmek ve bitişi görmek benim için zaten en iyi dereceydi. Asıl ödül ise seçtiğim dernek için yarattığım kaynak ve o derneğin farkındalığının artmasına sağladığım katkı oldu.

Bugün, düzenli antrenmanlar ve sağlık kontrolleri sayesinde yılda iki üç kez 10 veya 15 km koşabiliyorum. Bu güne kadar “Çocuklarımızın Kalesi Aile Evi İnşaatı” projesi ile Kanserli Çocuklara Umut Vakfı (Kaçuv), “Koruncuk Kahramanları” projesi ile Koruncuk, “Her Adım Bir Hayat” projesi ile Akut, “Adımlarımız Otizmli Çocuklarımız İçin” projesi ile Tohum Otizm, “Söz Konusu Eğitimse Yardıma Koşarız” projesi ile Darüşşafaka, “Anadolu da Bir Kızım Var” projesi ile Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, “Hataya Bağlayan Dilekler” projesi ile Bir Dilek Tut, “Oyunla Büyüsün Çocuklar” projesi ile Gönüllü Hareketi Derneği, “Ağaç Kardeşliği” projesi ile Tema ve adını sayamadığım diğer projeler için koştum ve binlerce liralık kaynak yaratılmasına, saydığım dernek ve vakıfların tanınmasına katkı sağlamaya çalıştım.

Bugüne kadar Otizm’in bir hastalık değil farklılık olduğunu anlatmak için koştum. Down sendromunun tedavi edilmesi gereken bir hastalık değil, genetik bir farklılık olduğunu göstermek için koştum. Eğitimde fırsat eşitliği yaratmak için, daha çok kız çocuğu okula gitsin diye koştum. Ve tüm bu yardımseverlik koşularını yaparken ben de birçok şey öğrendim. Örneğin; çocuk onkolojisi ile ilgilenen hastanelerin %90 İstanbul’daymış. Anadolu’dan gelen kanserli bir çocuğun ailesinin İstanbul’da bir akrabası veya otelde kalabilecekleri ekonomik güçleri yoksa nerede kalırlar, çocuklarının tedavilerine nasıl devam ederler hiç düşünmemiştim ve bilmiyordum. İşte Kaçuv bu durumdaki aileleri, çocuklarının tedavileri bitinceye kadar aile evlerinde ücretsiz olarak misafir ediyor. Sadece misafir etmekle kalmıyor diğer dernekler ile de iş birliği yaparak çocukların eğitimlerinden geri kalmamaları için aile evlerinde eğitimlerine devam etmelerini sağlıyor ve çocukların rehabilitasyonları ile ilgileniyorlar.

Biliyoruz ki iyi değerler, sahip olunan imkânlar paylaştıkça çoğalacaktır ve gönüllülük, bunu kendine görev edinen, girişimde bulunma cesaretini ve olgunluğunu gösteren, vericiliği seçen güzel yürekli insanların ortaya koyabileceği bir davranış biçimidir. Bireysel sorumluluklarının farkında olan birisinin yapabileceği o kadar çok şey var ki… Daha okyanusa atmamız gereken birçok denizyıldızı var! O yüzden bugün hep birlikte başlayalım, yarın çok geç olmadan bugün o ilk adımı atalım…

Serdar Özkaleli, Borçelik’te İdari İşler Yöneticisi ve Borusan Holding Gemlik Kampüs Koordinatörü. Her şeye gönüllü, iyilik peşinde koşan, sıcak, samimi ve herkesi kucaklayan birisidir.

Beğen