Çağımızın belki de en önemli özellikleri değişim hızı ve gittikçe yükselen belirsizlik. Sadece değişime maruz kalan değil, değişimi yönlendiren kişi veya kurumlardan biri olmak için de artık girişimci ruhumuzun güçlü olması gerekiyor. Peki nedir bu girişimcilik ruhu?

Her şeyden önce tutkulu olmak. Merak etmek, problemlere yaratıcı çözümler bulabilmek.

Elbette, risk alabilmek. Yeniliklere açık olmak. Sınırları zorlamak. Denemekten, reddedilmekten, başarısızlıktan korkmamak.

Olumlu düşünmek. Kendine güvenmek, başarabileceğine inanmak. Her zorluğu bir fırsat olarak görmek. Belirsizlikten çekinmemek.

Zamanı gelince harekete geçmek. Aksiyon odaklı olmak. Hem hırslı ve kararlı hem de esnek ve değişime açık olmak. Bir amaca ulaşmanın birden fazla yolu olduğunu bilmek. Ümidini kaybetmeden, olumsuz telkinlerden etkilenmeden yoluna devam edebilmek.

Belki de en önemlisi hayal ortaklarını bulabilmek. Takım arkadaşı, mentor, yatırımcı, iş ortağı gibi hedefimize ulaşmamıza yardımcı olabilecek herkesi hayal ortağına dönüştürebilmek.

Girişimcilik ruhunu bir kasa benzetiyorum. Kas geliştirmenin kendimizi zorladığımızda kasların yırtılıp kendini onarması ve daha güçlü olarak yeniden yapılanmasından ibaret olduğunu öğrendiğimde bu benzetmenin ne kadar doğru olduğunu bir kez daha anladım.

Nasıl ki kaslarımız kullandıkça güçlenirse, girişimcilik ruhu da kullandıkça gelişiyor. Girişimcilik kasımızı geliştirirken yeni fırsatlara açık olmamız, konfor alanımızın dışına çıkmayı kabul etmemiz, başarısızlıktan korkmamamız gerekiyor.

Başarısızlıklar bizi daha güçlü yapıyor. O yüzden kendimizi zorlamaktan ve zaman zaman başarısız olmaktan korkmayalım. Hatta nasıl ki kas çalıştırırken hep aynı egzersizi yapmak yerine değişik egzersizler yapmamızda fayda varsa, kendimizi zorladığımız alanlara hep yenilerini eklememizde de fayda var.

Unutmayalım ki eğer yeteri kadar başarısız olmamışsak, kendimizi yeteri kadar zorlamamış ve gerçek potansiyelimize ulaşmamışız demektir. Konfor alanımızı terk etmek sadece girişimcilik ruhu açısından değil, kişisel ve kariyer gelişimimiz açısından da müthiş önemli. Çincede aynı kelimenin hem risk hem de fırsat anlamına geldiğini öğrendiğimde de ne kadar da isabetli diye düşünmüştüm tam da bu sebepten.

Girişimci Olmanın Yeri ve Yaşı Yok

Ben girişimciyi bir problemi çözmek veya bir fırsatı değere dönüştürmek için harekete geçen kişi olarak tanımlıyorum. Girişimcilik bir meslek değil, bir ruh hali, bir kafa yapısı, bir yaklaşım. Girişimci olmak için ille de bir startup kurmanız gerekmiyor. Çalıştığınız kurumun içinde de girişimcilik ruhu ile attığınız adımlar hem kendi gelişiminize hem de kurumunuza büyük fayda sağlayabilir.

Girişimciliğin yeri olmadığı gibi yaşı da yok aslında. Nasıl ki spora başlayıp kas geliştirmenin bir yaşı yoksa girişimcilik ruhu için de bu geçerli. Hatta araştırmalar gösteriyor ki hem büyüme hızı hem de en başarılı IPO -halka arz ve çıkışlar- açısından değerlendirildiğinde en başarılı şirketlerin kurucuları söz konusu şirketi kurduklarında 40’lı yaşlarındaydılar. 2,7 milyon girişim arasında en başarılı 1000’de birlik dilime giren girişimcilerin şirketlerini kurdukları yaş ortalaması 45.

Başarılı bir girişimci olma olasılığı 20’li yaşlardan 41 yaşına kadar azalma gösterip 41 yaşından sonra da artış gösteriyor diye görülmüş. 50’li yaşlarındaki bir bireyin başarılı bir girişim kurma olasılığı 20’li yaşlarındaki bir birey ile benzer seviyede.

Genç girişimciler daha cesur ve teknolojiye daha aşina olabilir ama daha ileri yaşlardaki girişimcilerin tecrübesi, güçlü ilişki ağı ve kaynaklara erişim gücü gibi avantajları bunu dengeliyor.

Girişimci Ruhlu Kurumlar

Girişimcilik ruhu sadece bireyler değil kurumlar için de geçerli bir kavram. Girişimcilik ruhuna sahip kurumlar; çalışanlarının yenilikçi fikirler geliştirmesini cesaretlendiren, bunlara değer veren, risk almaya fırsat tanıyan, yeni fikirler başarısızlıkla sonuçlansa da bunu bir öğrenim olarak gören, hiyerarşinin yaratıcılığın önüne geçmesini engelleyen kurumlardır.

Bu sebeple, büyük kurumların startupların iş yapma modellerinden öğrenecekleri çok şey olduğunu düşünüyorum. Kurum içi girişimcilik, startuplar ile iş birliği yapmak, yeni ürün ve hizmetler, yaratıcı iş modelleri, yepyeni müşteri deneyimleri sunarken açık inovasyonu kucaklamak her geçen gün önemi artan konular.

Yeniliğe açık olmayan, “bize bir şey olmaz” diyen şirketlere Nokia gibi değişime ayak uyduramadığı için yok olan pazar liderlerinin hikâyesini hatırlatıyorum.

Kurumlar İçin Dönüşüm Zamanı

Profesyonel hayatımda değişim yönetimi uzmanlık alanlarımdan biri oldu diyebilirim. Kurumsal değişim programlarında genelde teknoloji, süreç ve insan bacağından bahsederiz. Çoğu zaman teknoloji sürücü koltuğunda görünse de aslında diğer iki faktör başarılı dönüşümleri başarısız olanlardan ayırmada çok daha büyük önem taşır.

Dönüşümden bahsediyorsak mevcut süreçleri nasıl daha hızlı, daha ucuz, daha az hata ile yaparım sorusu yerine, bu süreçlere neden ihtiyacım var, ne amaca hizmet ediyorlar, o amaç hala geçerli mi, bu amaca başka nasıl ulaşırım diye sorgulamamız lazım. Bunu yapmadığımızda bir dönüşüm değil sadece iyileşme yapmaya çalışıyor oluruz.

Ama dönüşümün başarısındaki en önemli faktör insan!

Dönüşümden en çok etkilenecek paydaş gruplarının temsilcilerinin katılımcı olduğu bir yaklaşım kurumsal dönüşümün başarısında büyük rol oynar. Tüm paydaşlara dokunmak için ise iletişim en önemli aracımız. Dönüşümün gereğini, nasıl olacağını, beklenen sonuçları, olumlu veya olumsuz değişiklikleri, destek mekanizmalarını iyi anlatmamız, herkesin kendini bütünün parçası olarak görmesini sağlamamız çok önemli.

Bütünün parçası demişken çok sevdiğim bir hikâyeyi paylaşmak isterim. NASA’da çalışan bir temizlik görevlisine, işinin ne olduğunu sormuşlar. Aya insan gönderen ekibin parçasıyım demiş. Ne hoş, değil mi? Transformasyonel bir hedefe ulaşmak için çaba sarf ederken tüm ekip arkadaşlarımızın o hedefi sahiplenmelerini sağlamak ne kadar etkili olur…

Davet

Değişim ve dönüşüme bakış açınız ve inançlarınız sizin için yaratacakları sonuçları da belirleyecektir. Değişim hayatımızın olmazsa olmaz parçalarından biri. Hepinizi değişimi kucaklamaya, sadece değişime maruz kalmadığımız ona katkıda bulunduğumuz bir hayat sürmeye davet ediyorum. Girişimcilik ruhu giderek daha önemli bir hale gelirken hem bireysel hem kurumsal düzeyde bu değişimin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyorum…

Kendiniz ve çevreniz ile ilgili inanç ve beklentilerinizin, her türlü değişime olan cevabınızın olumlu olduğu, pozitif enerji ve girişimcilik ruhu ile taçlandırılmış bir yaşam diliyorum.

Borusan Lojistik ve HSBC Türkiye Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi; melek yatırımcı ve “Hayallerin Ötesinde Yaşamak” kitabının yazarı. Girişimcilik, çevre, yoga ve sağlıklı yaşam tutkunu. Öğrenmek, paylaşmak, fayda yaratmak en büyük hobisi.

Beğen