Teknoloji ve inovasyon terimlerinin son 10 yılda telaşla karışmış bir heyecan yarattığı ülkemizde en çok ihtiyacımız olan şey ortak algı. Yani uzmanlık alanımız ne olura olsun sözcüklerimizden aynı anlamları çıkarmamız.

Hem akademide hem de sanayide teknolojinin sahne arkasına bilim insanları ve mühendisler hâkim. İçinde yaşamadığımız dünyalarda çözüme ulaşan bu kişilerin, yaşadığımız dünyaya geri dönebilmesi ve bu dünyanın tanıdık yalın dili ile iletişim kurabilmesi, ortak algı için çok önemli. Tabi bu kolay bir iş değil çünkü bu iletişimi gerçekleştirmek başlı başına epey zaman ve emek istiyor. Mühendislerimiz ise sınırlı zaman ve enerjilerini çözümler için harcamış oluyorlar. Bu nedenle, bu iki dünya arasında lokomotif görevi görecek yeni nesil iletişimcilere ihtiyacımız var. Bu iletişimciler, mühendislerin matematiksel dünyasında da en az somut dünyada olduğu kadar “yerli” hissetmeli. Bu iletişimde uzmanlaşan mühendislerin yetişmesi için pek çok üniversitede özelleşmiş programlar sunulmaya başlandı. Stanford, UC Berkeley, MIT gibi. Türkiye’deki üniversiteler de bu trendi takip ediyor.

Bilim insanları ve mühendislerin yaşadığımız dünyaya dönmesi ve yalın dile ile ileşim kurabilmesi ortak algı için önemli.

Ortak algı yaratmak konusunda, gelişmekte olan ülkeler olarak, gelişmiş ülkelere kıyasla dezavantajlı olduğumuz su götürmez. TTGV’nin sunmuş olduğu soruya daha geniş ölçekten bakalım: Teknolojik inovasyon kültürünü doğal yollarla doğurmamış, dolayısıyla uzunca süre bu kültüre aşinalık geliştirememiş toplum ve coğrafyalarda inovasyon denince akla ne geliyor?

Bugünlerde yaygın olarak akla Endüstri 4.0 geliyor. Endüstri 4.0, sanayi makinelerinin dijital verileri kullanarak zaman-enerji-maliyet ve ürün kalitesi konularında maksimum verim ile çalışması. Bir diğer deyişle, mevcut iş modeli, mevcut teknoloji, hatta çoğu durumda mevcut makineler, ama farklı ve daha verimli bir işleyiş. Bu şekilde iş verimliliğini arttıran yenilikleri de yine farklı bir tür inovasyon olarak, Operasyonel İnovasyon olarak anmak yanlış olmayacaktır. Dijital teknolojiler, Endüstri 4.0 aracılığı ile sanayi tesislerinde kullanıldığı gibi, ofis, muhasebe, satış ve diğer işlerde de Operasyonel İnovasyonu mümkün kılıyor.

Dijital teknolojilerin orijini olan elektronik bilgisayımın (electronical computation) doğduğu 40’lı ve 50’li yıllarda “teknoloji üretmek” yerine salt “üretmek”e odaklanmış ülkemizde, inovasyon denince yaygın olarak akla, yaratmaktan ziyade “yetişmek” geliyor. Ancak, bu alan doğası gereği sürekli değişim içinde. Dolayısıyla, yetişiyor olma algısı, insanın kendi gölgesini kovalaması gibi hiçbir zaman çözüm getirmeyecek bir uğraşa yol açıyor. Bu kısır döngüden kurtulmak için mevcut kaynakların ve hangi tür inovasyon sürecine ihtiyaç duyulduğunun gerçekçi bir değerlendirmesi gerek.

Sağlam ve samimi durum ve ihtiyaç analizi araçlarına ve danışmanlarına; bir iki sene değil, en az 10 sene sonrası için projeksiyona sahip eylem planlarına ihtiyacımız var. En önemlisi, bu metodoloji ve planları, yetişmeye çalıştığımız kurum, toplum veya ülkelerden alarak değil, kendi özgün şartlarımızdan yola çıkarak sıfırdan oluşturmaya ihtiyacımız var. Dışarıdan alacağımız bilgileri girdi olarak değerlendirmemiz gerektiği aşikâr, ama eğer metodoloji ve planlarımızı, kopya veya daha naif tabir ile adaptasyon yolu ile gerçekleştirmeye niyet edersek “yetişmeye çalışma” tuzağına düşmek kaçınılmaz. Borusan ArGe’de bu tuzaktan ustalıkla kaçınmayı sağlayacağını öngördüğümüz, teknolojik inovasyon kılavuzu niteliğinde bir araç geliştiriyoruz. Bu aracı Borusan grup şirketlerinin koşul ve ihtiyaçlarını dikkate alarak hazırlamış olsak da çok geçmeden genel Türkiye koşullarını dikkate alarak biraz daha az özelleşmiş olma pahasına daha kapsayıcı bir hale getirmek mümkün olacaktır.

Teknolojik çözümlerin ve dünya genelinde bu çözümleri sunan girişimlerin sayısı öyle fazla ki samimi ve detaylı bir ihtiyaç analizi metodolojisi kritik öneme sahip oldu. Günümüz ekonomik sisteminin var olmaya devam etmek için suni ihtiyaçlar yaratması, yalnızca bireyleri hedef almıyor artık, endüstriyel kurumları da etkiliyor. Birçok girişim örneğinde, mevcut problem için çözüm yaratmaktan ziyade, sunulan çözüm için problem yaratılmaya çalışılıyor. Dünya genelinde teknolojik çözümler satmaya dair ihtiyaç, teknolojik çözümler almaya dair ihtiyacı bile geçti sanki.

Teknolojik çözümler satmaya dair ihtiyaç, teknolojik çözümler almaya dair ihtiyacı bile geçiyor.

Bu yazıda bahsettiğim 4 tür inovasyon ayrımı (İş modeli inovasyonu, Tasarımsal inovasyon, Operasyonel İnovasyon, Teknolojik İnovasyon) literatürde kullanılan terimler olmakla birlikte, benim deneyim ve gözlemim sonucu şahsen işlevsel olduğunu düşündüğüm bir kategorizasyon. Belki farklı bir kategorizasyon daha işlevsel olabilir, belki farklı terimler. Ama kesin olan şey, sanayi kurumları, akademisyenler, teknoloji girişimcileri, danışmanlar, TTO’lar, kısaca yenilik ekosisteminde bulunan herkes arasında ortak bir dil ve anlayış oluşturmanın gerekliliği.

Bu kategorileri bu yazı için kullanılır kabul ederek son bir fikir sunmak isterim. Teknolojik inovasyon, uzun vadeli bir yatırım olarak değerli ve Borusan ArGe olarak üzerinde çalıştığımız bir süreç ancak kısa vadeli stratejiler için ideal seçim olmayabilir. Öte yandan, günümüzün iletişim fırsatlarına sahip olan her kurum, kendi kaynakları ve ihtiyaçları doğrultusunda ve en kısa vadede, erişebildiği en verimli teknolojik araçları kullanarak, iş-modeli inovasyonunun, tasarımsal inovasyonun ve özellikle operasyonel inovasyonun sunduğu fırsatları kovalamak ile yükümlü. Kurumların kovalayacağı bu fırsatların bireyler için de daha iyi yaşam olanakları sunacağını umuyorum ve merakla izliyorum.

Selin Kanyas

Selin Kanyas, kimya ve malzeme mühendisi. Borusan ArGe şirketinde teknoloji yönetiminde çalışıyor. Son aylarda iş ve arkadaşlar dışındaki tüm vaktini köpeğine ayırıyor olsa da, flüt çalmayı da çok seviyor.

Beğen