Çocukluğum 1986 model bir Ford Transit’in içinde geçti. Yuvarlak farları ve hatları olan bu aracı birçoğunuz anımsayacaktır. Birçok konuda yetenekli olan babam, ben çocukken aracını tamir eder, çeşitli yenileme çalışmaları yapar, ben de ona alet çantasının yanında durup istediği aletleri vererek yardım ederdim. “Oğlum 14-16 anahtarı uzatır mısın?” sözcükleri hâlâ kulaklarımda. Bu sayede otomobillere olan sevgimi babamdan kazandığımı söyleyebilirim.

2000’li yıllarda MTV’de sunuculuğunu Xzibit yaptığı “Pimp My Ride” (“Arabama şekil yap!”, “Arabamı baştan yarat” diye çevirebiliriz) bir programı izliyordum. Programın ana teması eski arabaları restore etmekti. Bu yıllarda ben de acaba bir araç alıp restore edebilir miyim diye hayal kuruyordum. Son birkaç yılda özellikle belgesel kanalları ve Netflix’te çok fazla araç restorasyonu üzerine programlar izlemeye başladım ve bu iş için bir bütçe ayırma imkanı buldum. Sizinle de araç restorasyonu gibi bir hobinin inceliklerini paylaşmak istiyorum.

Araç restorasyonunda ilk yapılması gereken doğru aracı seçmek.

Araç restorasyonunda ilk yapılması gereken doğru aracı seçmek. Peki bunu nasıl yapacağız? Benim için doğru araç, tasarımını beğendiğim, fonksiyonel ve benim için hikayesi olacak bir araçtır. Herkes gibi benim de aklıma gelen ilk araçlar 60’ların sonu ve 70’lerde üretilmiş olan Amerikan araçları oldu fakat bu araçların parçaları çok zor bulunuyor ve projelik olanları bütçemin çok üzerindeydi.

Bir gün birçok Türk erkeğinin yaptığı gibi sahibinden.com’da boş boş ilanlara bakarken bir Land Rover Defender ilanına rastladım. Bu araçlardan birine askerde binme şansı bulmuştum. Aracın tasarımını beğeniyordum, fonksiyonel olarak 4×4 olan bu aracın hem yol hem de arazi performansı çok iyiydi. Hemen Defender’ı araştırmaya başladım.

DEFENDER’IN İLGİNÇ HİKAYESİ

Bu aracın gerçekten çok ilginç bir hikayesi var. 1940’lı yıllarda İngiliz araba üreticisi Rover’ın baş tasarımcısı Maurice Wilks ve kardeşi Spencer Wilks ki kendisi de Rover’da Genel Müdür olarak çalışmaktadır, Newborough, Galler’deki çiftliklerinde kullanmak üzere traktör gibi çiftlik işleri için uygun aynı zamanda bir araç gibi konforlu ve dört çekerli arazide kullanabilecekleri bir araca ihtiyaçları olduğu fikrinden yola çıkarak önce tasarım sonra da prototip ürettiler. Traktör fikrinden o kadar etkilenmişlerdi ilk üretilen araçlarda sürücü koltuğu arabanın ortasında bulunmaktaydı. Çalıştıkları fabrikadaki P3 motorunu kullanarak bir O profilli şase hazırlıyorlar. Paslanmaya dayanıklı ve hafif olabilmesi için gövde panellerinde alüminyum kullanıyorlar. Bunlara ek olarak aracın fonksiyonel olabilmesi için ikinci şanzıman (PTO) ekliyorlar. Tasarım bitiğinde çok beğeniliyor ve seri üretime geçmesi planlanıyor.

Land Rover’ın prototipinde traktör fikrinden o kadar etkilenmişlerdi ki ilk üretilen araçlarda sürücü koltuğu arabanın ortasında bulunuyordu.

Bu araç Rover fabrikasında üretilen arazi aracı olacağından adını Land Rover (Arazi Rover’ı) koymaya karar veriyorlar. 1948 yılında ilk araç hızar, su motoru, sondaj makinası, pulluk, balyalama makinası ve mekanik vinç gibi kolay montajlı aksesuarlarla birlikte görücüye çıkıyor. Yıllar içinde özellikle savunma sanayinde fazlaca tercih edildiğinden “Defender” ismini alan bu araç, arazi aracı tutkunlarının “Efsane” olarak adlandırması ile birlikte seri olarak 1989 yılında Türkiye’de de üretime başlıyor. 2018 yılına kadar İngiltere ve Türkiye’de üretime devam ediyor. Günümüzde ise üretilen bu araçların yüzde 70’den fazlası hâlâ yollarda. Devam eden yedek parça üretimi dursa bile sadece Türk Silahlı Kuvvetleri’nin elinde 30 yıl yetecek parça bulunuyor.

NEGATİFLERİ KULAK ARKASI EDİN

Araç restorasyonunda geldik en zorlu aşamaya: “Negatifler”. Negatifler ürün ne olursa olsun bir fikirleri olan, genelde kişisel olarak tecrübe etmeseler de etraflarında kesin Defender tercih etmiş birileri bulunan kişilerdir. Adlarından da anlaşılacağı üzere Negatifler olaylara genellikle olumsuz tarafından bakarlar. Ailemizde, arkadaşlarımızın arasında, internette… anlayacağınız hemen hemen her yerde bu kişilere rastlamak mümkün. Genel olarak sizin kötülüğünüzü düşünmeyen bu kişiler birbirlerini tanımasalar bile söylemleri genelde birbirlerinin aynısıdır. “Hurda mı alacaksın?”, “Paranı çarçur etme”, “Bu aracın kliması, otomatik camları, merkezi kilidi yok”, “Bu alınmaz, X markanın Y modelini al”, “Sanayiden çıkmazsın”, “Bu aracın bedeli kadar para da toplamaya harcanır” gibi gibi birçok konuşmanın içinde bulundum.

Karşılaşacağınız bazı negatif söylemler: Hurda mı alacaksın? Paranı çarçur etme.Sanayiden çıkamazsın vb.

Bir gün yine bir arkadaşıma Defender’ı anlatırken amcasının bu aracın koleksiyoncularından birisi olduğunu öğrendim. Kendisinin birçok faklı türde Defender’ı vardı. En kısa sürede amcasını ziyaret ettik ve teknik konularda aklımdaki bütün soruları kendisine sordum o da tüm içtenliği ile tarafsız bir şekilde aracı bana anlattı. Teşekkür ederek yanından ayrılacak iken, bana en kritik soruyu sordu: “Bünyamin, bu araçlardan birisini hiç kullandın mı?” Askerde bu araçlara binmiştim ama hiç kullanmadığımdan cevabım “hayır” oldu. Masasının arkasında bulunan çantasını aldı ön gözünü açtı ve anahtarları bize uzattı. O gün ilk kez bir Defender kullanmıştım, çok güzel bir duyguydu. İlerleyen günlerde birkaç kez daha bu aracı kullanma imkanı buldum, artık her şey tamamdı, ben bir Defender alacaktım.

ARAÇ YENİLEMEDE 3 YÖNTEM

Araç yenilemede üç yöntem vardır. Birincisi hurda haldeki aracı alırsınız, kaporta – boya, motor, elektrik, iç döşemeler vs hepsi ile tek tek siz uğraşırsınız. İkincisi aracı bir ustaya aldırırsınız, o örneğin motor, elektrik, kaporta ve boya gibi belli başlı aşamaları halleder, aracı tek marşta çalışır hale getirir, geri kalanında siz kendi zevkinize göre sürece devam edersiniz. Üçüncü yöntem ise siz istediğiniz tüm özellikleri belirtirsiniz, ustanız bunların hepsini sizin yerinize organize eder.

Üçüncü yöntem bana göre değil, ben bu işin içinde bir hikayem olsun diye bazı şeyleri ben organize etmek istedim. Birinci yöntem ise zevkli fakat uzun ve zor bir süreç. Özellikle bizler gibi çalışmak zorunda olanlar için sadece hafta sonu yeterli olmayacak ve zevk alabileceğim bir işten yorulup sıkılıp, çok fazla para harcayıp, süreci terk etmek zorunda kalabileceğimi düşündüm ve ikinci yöntemi seçtim. Benim için bu aracı özel kılan bir durum daha oldu. Bulduğum usta, aracı Türk Silahlı Kuvvetleri’nden satın almıştı. 1994 yılında üretilen bu araç uzun yıllar Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na hizmet ettikten sonra ekonomik ömrünü tamamlayarak emekliye ayrılmıştı.

İki tür pişmanlık vardır: Keşkelerimiz ve yaptıklarımızdan duyulan pişmanlıklar. İkincisini tercih edin.

Usta aracın kaportasını, motorunu, elektrik aksamını revize etti. Ben de devamında, aracı kendi isteğime ve çoğunlukla aslına uygun olacak şekilde yenileyeme başladım. Geldiğim aşamada aracın yüzde 90 tamamlandığını söyleyebilirim fakat bu araçlar bir çocuk gibi sürekli ilgiye ihtiyacı var ve Lego gibi her zaman söküp takacak bir şeyler var.

Sonuç olarak herkesin bir hobiye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Benim hobim de bu araç işi. İnternetten parça araştırıyorum, küçük birt alet çantam var. Babamın çıraklığını yapmış olmam sebebiyle elim anahtar tuttuyor diyebilirim. Bu araç ile uğraştığımda bütün stresimi atıyorum.

İnsan hayatında iki tür pişmanlık vardır: Birincisi yaptığınız bir şeyler için duyduğunuz pişmanlık, bir de keşkelerimiz. Keşkelerimiz > Yaptığımız şey için duyulan pişmanlık. Bu yüzden etrafınızdaki Negatiflere aldırmayın. Belki pişman olacaksınız ama en azından, ben bunu denedim diyeceksiniz. Ben şu an iyi ki bu hurdayı bir yıl önce almışım diyorum.

Bünyamin Yavuzarslan

Bünyamin Yavuzarslan Borusan Lojistik’te Özel Müşteriler İş Geliştirme Yöneticisi. “Acaba birgün akademisyen olabilir miyim?” diye düşünen doktora öğrencisi. Yazın yüzücü, kışın snowboardcu, güzel yemek için kilometrelerce yol gidebilen bir seyahat delisi, spor ve araba restorasyon tutkunu.

Beğen