Dünya genelindeki Covid-19 salgını nedeniyle duraksayan toplumsal düzenlerin belki de en olumlu tarafı doğanın eşsiz döngüsünün her şartta devamlılığını görmek, bazı coğrafyalarda unutageldiğimiz temiz havayla, yaşam alanlarında farklı canlılarla karşılaşmak oldu. Sanki iklim krizine karşı verdiğimiz mücadelenin sonuçlarının neler olacağına dair bir sunu söz konusu. Madalyonun öbür yüzünde ise gün gün ne şiddetli zarar verdiğimizi algılayabildiğimiz bir süreçteyiz. Bu yaşanmışlıkla daha da anlam kazanıyor meselemiz.

İklim değişimi bilim insanlarının üzerine araştırmalar yayınladığı, uzaktaki metorolojik bir olgu olmaktan çıktı. Küresel ısınma artık yaşamımızın her alanının etkileyen bir felaket, kriz ve bir varoluş mücadelesine doğru evrilişini sürdürüyor, aciliyet hissini hiç olmadığı kadar yoğun hissediyoruz.

En yüksek zirvelerden okyanus derinliklerine, ekvatordan kutuplara kadar dünyanın her yerinde hissediyoruz değişimi. İklim değişikliği, beklenmedik zamanlarda beklenmedik hava olaylarıyla kendini gösteriyor.

Sıcaklık artışlarında rekorlar kırılıyor. Bir tarafta şiddetli kuraklık ve su krizleri yaşanırken, diğer tarafta seller ve kasırgalar can alıyor.

Sera gazlarının atmosferdeki seviyesi, doğanın kabul edebileceği sınırların çok üzerinde artıyor. Sanayi devriminden bu yana yüzde 30’dan daha fazla artan atmosferdeki CO2 düzeyi en temel sürdürülebilirlik risklerinden birisi olarak odağımızda bulunuyor.

Atmosferdeki karbondioksit düzeyi sanayi devrimi yıllarından bu yana yüzde 30’dan daha fazla arttı.

İklim krizine karşı ne yapabilirim sorusuna cevap aradığımda, kendi kişisel yolculuğum beni Yuvam Dünya ismini verdiğimiz bir hareketi başlatmaya yöneltti.

Mart ayının ilk haftası bunun ilk adımı olarak Fast Company dergisi ile işbirliği içerisinde İklim & İnovasyon Zirvesi’ni düzenledik. İklim felaketine karşı neler yapabileceğimizi konuştuk.

İkinci adımımız ise gelecek nesli bilinçlendirmeyi temel alan Yuvam Dünya Eğitim Projesi. Milli Eğitim Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler UNITAR Cifal Ofis ve BAU sponsorluğunda devam ettiğimiz çok önemli bir projemiz.

Bu yazımda da hem bireysel anlamda hem de iş dünyası olarak neler yapabileceğimize değinmek istiyorum.

YUVAM DÜNYA DOĞUYOR

Küçük yaşlardan beri ailemle birlikte sivil toplum kuruluşlarında dezavantajlı gruplara, çevreye, doğaya yönelik sosyal sorumluluk projelerinde yer aldım. Bir canlının yaşamında küçük de olsa pozitif değişim yaratabildiğinizi gördüğünüz an içinizde bir ateş yanıyor.

Şu anda Yuvam Dünya çatısı altında kalbinde aynı ateşi taşıyan insanlarla iklim krizine karşı farkındalık kazandırmayı, bireyleri ve kurumları ortak bir platformda buluşturarak iş dünyasıyla el ele ortak projeler gerçekleştirmeyi, aynı zamanda çocukları ve yetişkinleri iklim krizine karşı harekete geçirmeyi amaçlıyoruz.

Benim kişisel olarak yola çıkışım 10 yıl önce tarım ve gıda konularında çalışmakla başladı. Ancak, anne olduktan sonra bu alandaki çalışmalarım adeta bir tutkuya dönüştü.

Bu arada, ben de birçok tarım, gıda ve çevre topluluklarında görevler aldım. Bir taraftan çalışırken, bir taraftan da eğitim almaya başladım. İllinois Üniversitesi’nde Sürdürülebilirlik, Yale Üniversitesi’nde İklim Değişikliği Uzmanlığı üzerine eğitimler aldım ve üçüncü bir lisans eğitimi almak için Coğrafya alanını seçtim. Mesele o kadar büyük ki, ne kadar çalışsak, ne denli donanımlı hale gelsek o kadar iyi!

Tüm bu yolculuk beni ve yol arkadaşlarımı sonunda Yuvam Dünya inisiyatifi etrafında buluşturdu. Bu sosyal girişimde Türkiye’nin önde gelen şirketlerinden sürdürülebilirliği önemseyen genç liderler, bilim insanları, bu meseleye çok uzun yıllardır kendini adamış kişiler ile bir arada olacağız. İklim krizinin dünyamız üzerinde yarattığı yıkıcı etki ile mücadele etmek için STK’lar, farklı ölçeklerdeki şirketler, Birleşmiş Milletler, AB ve bakanlıklarımız ile beraber çalışarak sürdürülebilir, yenilikçi projeler üretmeyi, yapılmış çalışmaları perçinleyip daha ileriye götürmeyi, hızlı aksiyon alabilen bir sosyal girişim olmayı amaçlıyoruz.

Yuvam Dünya özellikle çocukları ve bireyleri iklim krizine karşı harekete geçirmeyi amaçlıyor.

TÜRKİYE’Yİ NELER BEKLİYOR?

McKinsey Mart ayında tüm dünyanın ilgisini çeken 105 ülkeyi kapsama alan bir rapor yayınladı.

Rapor Türkiye’yi de kapsayan Akdeniz bölgesine dikkat çekiyor. Küresel iklim sıcaklığındaki artış zaten ılıman bir iklime sahip olan bu bölgenin daha da sıcak olmasına neden olacak. Kaybolan iklim özellikleri ise başta tarım ve turizm gibi kilit sektörlerin zarar görmesine yol açacak.

Çarpıcı bir örnek ise; emisyonların azaltılmasının sağlandığı daha iyimser bir senaryoda dahi 2050 yılında Madrid’in ikliminin Marakeş’e, Londra’nın Barcelona’ya benzeyeceği tahmin ediliyor. Peki ya İstanbul’u tahmin edebiliyor muyuz?

Dünya Ekonomik Forumu her yıl yaptırdığı ve tüm dünyadan 50 bine yakın gencin katıldığı bir ankette son 3 yıldır dünyanın en önemli sorunu nedir sorusuna gençler yüzde 49 oranla “iklim değişikliği ve çevre tahribatı” cevabı vermişler.

Ülkemiz gençlerinde ise bu oran oldukça düşük. Nedenine baktığımızda yaşadığımız sosyoekonomik diğer sorunlar, küresel sorun olarak gördüğümüz iklim krizinin önüne geçiyor. Oysaki iklim kriziyle mücadelede başarıya ulaşılamaması halinde Türkiye’de yüzde 50’lere ulaşacak milli gelir kaybı öngörülüyor.

Türkiye’de iklim krizi kaynaklı yüzde 50’lere ulaşacak milli gelir kaybı öngörülüyor.

HAREKETE GEÇELİM. AMA NASIL?

Farkındalığı arttırmak, bununla kalmayıp artık aksiyona geçmek zorunda olduğumuz bir dönemdeyiz. Bu on yılı da kaybetmemek, yeni bir şeyler söylemek, söylemek ötesinde eyleme geçmek için deli gibi bir uğraş vermek zorundayız.

Felaket tellallığı yaparak sizleri harekete geçirmek arzusunda değilim, tam tersi kalbe düşen ateşin, pozitif iradenin gücüne inanıyorum ancak neresinden baksak tablo karanlık. Öyle ki küresel ısınma üzerine çalışan kimi araştırmacılar önümüzdeki 100 yılı “cehennem yüzyılı” olarak adlandırıyor. İklim krizini bertaraf etmeyi başaramazsak, çocuklarımız yeryüzünde cehennemi yaşayabilir.

Bugünün çocukları 2050 yılında orta yaşlarda olacak. Onların da çocukları olurken, milyonlarca iklim mültecisine şahit olacaklar.

Yüzyılın sonuna doğru ilerlerken dünyada hayatta kalmaya dair bir varoluş mücadelesi yaşayacaklar. Bu vahim gidişata karşı ne yapmalıyız?

Ekonomi, aynı ekoloji gibi oikos’tan geliyor, evimiz, yuvamız yani Dünya…

Dünyamızı yok eden sosyoekonomik anlayışı yeni bir bakış açısıyla tasarlamamız gerekiyor.

Yenilenebilir enerji, geri dönüşüm teknolojilerine, biyoçeşitliliğe saygıya dayalı, sürdürülebilir ve kendini yenileyen , onarıcı tarım uygulamalarına geçmeli ve daha pek çok alanda doğaya uyumlu bir dönüşüm gerçekleştirmeliyiz.

Pek çok alanda doğaya uyumlu bir dönüşüm gerçekleştirmeliyiz.

İklim krizi ile mücadelede bu alandaki yatırımların, inovatif projelerin teşviği ve gerçekleştirilmesi, çevreyi koruyucu düzenlemelerin hayata geçirilmesi, finansal kaynak yaratılması vb. açılardan devletlerin rolü kritik.

Ancak, günümüz dünyasında bu konuyu sadece devletlere bırakamayız. Bireyler, kurumlar, kamu, özel sektör, 3. sektör hep beraber çalışmalıyız.

Hiç şüphesiz ki, dünyada en güçlü ve etki alanı yüksek aktörler olan büyük şirketler, özel sektör iklim değişimine güçlü bir karşılık verebilir. Bunu iki şekilde yapabiliriz:

Birincisi; insan kaynaklı sera gazı salımını azaltarak ve sürdürülebilirliği iş modelimizin bir parçası haline getirerek. Yani karbon bütçesi ayırmakla… Aldığımız her aksiyonda karbon ayak izimizi hesap etmekle.

İş & Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu’nun raporuna göre sürdürülebilirlik kalkınma hedefleri birçok sektörde 2030 itibariyle 12 trilyon dolarlık iş fırsatı barındırıyor.

Sürdürülebilir kalkınma hedefleri 4 sektörde 2030 itibariyle 12 trilyon dolarlık iş fırsatı barındırıyor.

Bu sektörler öncelikli olarak enerji, şehircilik,lojistik , gıda ve tarım ile sağlık.

Bu sektörlerle iş stratejisine yönelik olarak önümüzdeki 10-15 yılda 380 milyon yeni iş ortaya çıkacağı tahmin ediliyor.

Yeşil düzenin dahil olduğu teknolojik gelişim, inovatif çözümler, yenilenebilir ve verimli enerji kullanımı, sıfır-atık politikası, sürdürülebilir yatırım stratejileri, ulaşım ve tüketim alışkanlıkları küçük büyük atılan her adımla dönüşümün parçası olabilir. Bunu uzun vadeli hedefler ve sürdürülebilirlik strajejileri ile birleştirip yaratılan etkiyi derinleştirip kalıcı kılmak tamamen bizlere bağlı.

İkincisi ise iklim değişiminin getirdiği sonuçlara karşı uyum sağlamak ile. Doğaya karşı değil, bir zamanlar çevreyle uyumlu yaşayan özümüze dönmek ile.

İnsan türü olarak hayatta kalmamız, evrimin kazananı olmamız işbirliği ve değişen koşullara uyum sayesinde gerçekleşti.

Krizi fırsata çevirmeli, değişen koşullarda varlığımızı sürdürmek için bu fırsatları yakalayıp hayata geçirmeliyiz.

Yuvam Dünya olarak tüm süreçte azami kapasite ve adanmışlıkla var olmak, kurumlarla bireyler arasında köprü olmak, güç birliği yapacağımız STK’lar ile kayda değer etki yaratmak üzere buradayız.

Gelin kurum olarak, birey olarak bu meseleye odaklanalım, ertelemeden niyetimizi ortaya koyalım, şimdi yeni bir şeyler söyleyelim, birbirimizden güç alarak ilerleyelim ve Yuvamızın hakkını verelim.

Var mısınız?

Kıvılcım Kocabıyık. Yuvam Dünya Kurucusu ve Akko Marka Yönetim Kurulu Üyesidir. Doğalın peşinde koşan, yürüyüş ve yogadan vazgeçmeyen, ritüellere bayılan, bol okuyan, çok gezen, merak eden, eğitime düşkün, illüstrasyon ve çağdaş sanat takipçisi, ailesine tutkun bir anne, bir eş, bir çocuk, bir kardeş ve hep şükreden bir doğa aşığıdır.

Beğeni
1