Çocukluğumdan beri masalları, hikayeleri kendi sevdiğim şekle sokup anlatmayı pek severim. Ezop, La Fontaine, Charles Perrault, Hans Christian Andersen hayatta olsalar ve masallarını ne hale getirdiğimi görseler eminim bana çok kızarlardı ama ne demek istediğimi de anlarlardı. Onlar gibi yetenekli, asırlara mal olmuş bir şair, yazar, edebiyat teorisyeni vb. olmadığıma göre, bir şey anlatmaya çalışırken, herkesin bildiği klasiklerden yararlanmak ama sağını solunu günümüz koşullarına ya da bazen tamamen kendi istediğim şekle sokmak tam de benim gibilerin işi. Bugün kızıma Kırmızı Başlıklı Kız’ı anlat deseniz duyduklarınıza siz de inanamazsınız… Çünkü, kurtlar nazik ve nadir hayvanlardır, küçük kızların büyükannelerini yutmazlar ve avcılar da onların karnını yarmaz… Neyse, o masalı başka bir gün anlatırım size. Şimdi konumuza dönelim.

Başlığı doğru okudunuz, günümüzde felsefesinden çok uzaklaşılmış olsa da birçoğumuzun aşina olduğu “mandala” falan değil, MANDA… Hatta manda, mandaladan çok ama çok daha yaşlı ve kadim. Bildiğimiz (ya da aslında bilmediğimiz) manda… Hani söğüt dalına yuva yapan(!)

Doğayı, biyolojik çeşitliliği, doğal beslenmeyi, kırsalda ekonomik kalkınmanın sürdürülebilirlikten geçtiğini düşünüyor ve önemsiyorsanız; istediğiniz kısmını birlikte değiştirebileceğimiz ve gerçeğe dönüştürebileceğimiz bir masalı yazmaya/okumaya davet ediyorum sizi. Mandalı Köyün Kavalcısı… (Not: Telaşlanmayın, tabii ki hiçbir canlı ölmeyecek bu masalda.)

Kadın, 2016 yılı ilkbaharında, bir yandan üstünden geçen binlerce leyleğe el sallayıp bir yandan Mustafakemalpaşa Çayı Deltası’ndaki pelikanlar ve karabataklara laf yetiştirirken, Serengeti’de safari hissine kapıldığı bir anda önüne çıkan esmer güzelinden (dişi bir manda) çok etkilenmiş.

Bir varmış, bir yokmuş… Develer tellal, pireler berber değilken, Bursa denilen bir yerde, aklını bitkiyle, börtü-böcekle, kurtla kuşla bozmuş bir kadın yaşarmış. Bu kadın da aklını yenilenebilir enerji ile bozmuş Borusan EnBW Enerji adlı süper bir şirkette çalışıyormuş. Kadıncağız, 2015 yılında, Bursa’nın biyolojik çeşitliliğine envayi çeşit hayvan ve bitki türüyle tanıklık edebileceğiniz Uluabat Gölü çevresindeki yerleşim yerlerinde araştırma yapmak üzere Doğa Koruma ve Milli Parklar Bursa Şube Müdürlüğü tarafından görevlendirilmiş. Bir yıl boyunca süren arazi çalışmaları sırasında Karaoğlan Köyü ile tanışmış (Şimdilerde Büyükşehir Kanunu gereği “Mahalle” olarak anılıyor ama bana hiç sevimli gelmediğinde köy demeye devam edeceğim). Yeşili, mavisi; karası, kokusu derken kuş çeşitliliği ve manda popülasyonuyla hipnotize olmuş. Karaoğlan Köyü, dünyada sulak alanların korunması konusunda mihenk taşı sayılan ve 1971 yılında İran’ın Ramsar kentinde imzalanmış olan Sulak Alanların Korunması Sözleşmesi ile korunan

Uluabat Gölü Sulak Alanı’nın yanı başında, yaklaşık 900 insan ve 1300 mandaya ev sahipliği yapan, büyük şehire çok yakın olsa da köy özelliğini henüz yitimemiş, şirin ve mütevazi bir köymüş.

Kadın, 2016 yılı ilkbaharında, bir yandan üstünden geçen binlerce leyleğe el sallayıp bir yandan Mustafakemalpaşa Çayı Deltası’ndaki pelikanlar ve karabataklara laf yetiştirirken, Serengeti’de safari hissine kapıldığı bir anda önüne çıkan esmer güzelinden (dişi bir manda) çok etkilenmiş. Sulak alan, sulak alanın sağladığı ekosistem hizmetleri, sulak alanların korunması, gün geçtikçe unutulan mandacılık, kırsal kalkınma, kadın iş gücü, köyden kente göçün önlenmesi gibi konu başlıklarında kaybolmuşken, “Bunların büyük bir çoğunluğunu içeren bir proje yapsak ya!” diye aklından geçirmiş. Fikrinin olgunlaşması ve elle tutulur hale gelmesi elbette zaman almış. O zamanlar herşeyin başı para denilen illetmiş. Projeyi hayata geçirebilmek için ille de biraz para lazımmış. 2017 yılında Bursa Eskişehir Bilecik Kalkınma Ajansı’nın (BEBKA) Kırsalda Ekonomik Kalkınma hibe desteği çağrısı yayınlanmış. Kadın hemen fikirlerini projeye dönüştürüp yakın çevresindeki yönetici ve arkadaşlarıyla bir ekip kurmuş. Böylelikle, Doğa Koruma ve Milli Parklar Bursa Şube Müdürlüğü yürütücülüğünde, Mustafakemalpaşa Belediyesi ortaklığı ve BEBKA mali desteği ile “Bursa Kırsalında Eko-Agro Turizm: Karaoğlan Manda Evi Projesi” doğmuş. Projede, yerel halkın köye gelecek misafirleri ağırlayıp manda ürünlerini tattırabilecekleri, köyün tarihini ve doğasını anlatabilecekleri, yerel ürünlerini pazarlayabilecekleri bir yere ihtiyaç varmış. Bunun için, köyde az kullanılan eski bir binayı onarıp bahçesini düzenleyerek adını “Manda Evi” koymuşlar. Bir yandan da tarihi, doğayı, kültürü doğru anlatabilmek için akademisyenlerle (tarihçi, biyolog, sosyolog vb.) bir olup araştırma yapmaya başlamışlar. Elde ettikleri bilimsel veriler ve köyün yaşlılarıyla yaptıkları sözlü tarih çalışması sayesinde gün yüzüne çıkan bilgileri bir kitapçıkta toplamışlar. O günlerde insanlar maalesef okumaktan çok zevk almaz olmuş. Onca bilgi boşa mı gitsin? Bir şekilde aktarılsın ve insanlar köyün güzelliklerini gözüyle de görebilsin diye tanıtım filmleri çekmişler, web sitesi kurmuşlar.

Kuşlarla mandalarla aklını bozmuş olan kadın vardı ya, bir kaval bulmuş ve başlamış üflemeye. Onu duyan köydeki kadınlar birer birer etrafında toplanmaya başlamışlar.

Köyde üretilen manda sütü, manda yoğurdu, manda kaymağı ve tereyağı dillere destan olabilecek kadar güzelmiş ama bu ürünlerin bir standardizasyona, üretim miktarının arttırılmasına ve pazarlama stratejilerinin geliştirilmesine ihtiyaç varmış. Yerel halkın hem bu konularda hem de sürdürülebilirliğin sağlanması için sulak alanın korunması konusunda daha fazla bilgi ve farkındalık kazanabilmesi için eğitimler düzenlenmesi gerekiyormuş. Kuşlarla mandalarla aklını bozmuş olan kadın vardı ya, bir kaval bulmuş ve başlamış üflemeye. Onu duyan köydeki kadınlar birer birer etrafında toplanmaya başlamışlar. Kavaldan çıkan melodilerden etkilenen yöre halkı, çok geçmeden kadınlı erkekli 148 kişilik bir grup oluşturmuş. Böylece eğitim maratonu başlamış. Yaklaşık üç ayda tam 208 saat ders görmüşler. Manda yetiştirme, manda besleme, mandalarda sağlık ve üreme, manda yetiştiriciliğinde desteklemeler, iş hayatında iletişim, kişisel gelişim, girişimcilik, doğa/çevre koruma, meslek etiği, iş organizasyonu, iş güvenliği ve işçi sağlığı olmak üzere 11 konu başlığında “Hayvan Sağlığı-Organik Manda Yetiştiriciliği Modüler Programı”nı devamsızlık yapmadan tamamlayan ve sınavda başarılı olan 111 kişi, uluslararası geçerliliği olan sertifikalarını almaya hak kazanmış.

Kaval öyle tatlı çalıyormuş ki, başka başka insanlar da merak edip köye uğrar olmuş. Misafirleri köye yakışır şekilde ağırlayabilmek, Manda Evi’ni güzelleştirmek için kadınlar birbirleriyle yarışır olmuşlar. Daha organize bir yapı oluşturabilmek için kavalcı kadın bir dernek kurulmasını sağlamış. Bu sayede, başta tüm bu faaliyetlerde emeği geçen kadınlar olmak üzere, dileyen herkesin katma değer sağlayabileceği, temsil yeteneği güçlü, sesi daha gür çıkan bir kavalcı topluluğu oluşmuş. Zamanla gazetelere haber, köşe yazılarına konu olmaya başlamışlar. Televizyona bile çıkmışlar.

Tam herşey iyiye gidiyorken, “şiddetli akut solunum sendromu koronavirüsü 2 (SARS-CoV-2)” adındaki bir virüs tüm dünyayı sarmış. Milyonlarca kişinin hasta olduğu ve hatta ciddi boyutta can kayıplarının yaşandığı Covid-19 pandemisi köyü de vurmuş. İnsanlar evlerinden çıkamaz olmuşlar, o yüzden köye de kimsecikler gelemez olmuş. Ama hayat bir şekilde akıp gitmeye devam etmiş. Adaptasyon yeteneği güçlü kavalcı topluluğu farklı yollar aramaya başlamış. Evlerinde daha çok zaman geçirmek zorunda kaldıkları bu zaman diliminde hem ürünlerini geliştirmek hem de elektronik ticarete atılmak istemişler. Bu da yepyeni bir çevrede yepyeni koşullara uyum sağlamak anlamına geliyormuş.

İşte masal böyle başlamış ve devam ediyormuş. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine demek için daha katedilmesi gereken çok mesafe varmış…

Bu satıra kadar okumaya devam ettiyseniz kavalın sesi sizi de etkilemiş demektir. “Bu masala bir satır da ben eklemek istiyorum.” diyenlerden olmak istiyorsanız lütfen beklemeyin. Her alandan bilgiye, tecrübeye, öğrenmeye ve imeceyle üretmeye ihtiyacımız var. Haydi bgonul@borusanenbwenerji.com adresine bir e-posta gönderin, neler yapabileceğimizi, masalın devamını ve sonunu nasıl getireceğimizi konuşalım.

Bu eşsiz proje hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenler için;
Karaoğlan-Manda Evi Projesi 
https://www.youtube.com/watch?v=_mVlw1-gBO0

Yerel yönetim ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarında çevre yönetimi ve planlaması, doğa ve biyolojik çeşitliliğin korunması, yaban hayatı ve hayvan hakları konularında gönüllü olarak çalışan Burçak Gönül, 2014 yılından beri Borusan EnBW Enerji’de biyolog olarak görev yapmakta. Koruma biyolojisi, sulak alanlar, sürdürülebilirlik, doğa etiği konusunda eğitim programlarının planlanması ve yürütülmesi özel ilgi alanlarıdır.

Beğen