Bugün 5 Haziran Dünya Çevre Günü. Birleşmiş Milletler’in 1974’te çevre sorunlarına dikkat çekmek, politik yaklaşım ve aksiyonları arttırmak, bireylerin farkındalıklarını ve eyleme geçmelerini sağlamak için başlattığı ortak bir inisiyatifin yıl dönümü. Her çevre gününde olduğu gibi, bu gün için de odaklanmak üzere seçilmiş spesifik bir tema ve güne sahiplik eden ülke bulunuyor. Bu yıl tema biyolojik çeşitlilik ya da kısaca biyoçeşitlilik. Yerkürede varolan 1 milyondan fazla canlı türünün yok olma riskiyle karşı karşıya olması, yaşamın diğer yaşamları çekmesi, etkilemesi ve diğer yaşamlara dayanarak sürdürülebilirliği biyoçeşitlilik temasını fazlasıyla anlamlı kılıyor. Günü himaye eden ülke ise Almanya’nın desteği ile Kolombiya. Kolombiya’nın seçilişi de tabi ki tesadüf değil. Tek başına Amazon ormanlarının katkısı ile gezegenimizdeki biyoçeşitliliğin yüzde 10’unu temsil ediyor. Öyle ki kuş türleri ile gen ve tür çeşitliliği açısından en büyük iki çiçek familyasından birisi olan orchidaceae türlerinde dünyada ilk, bitki türleri, kelebekler, tatlı su balıkları gibi varlık çeşitliliğinde de ikinci sırada.

Yerkürede varolan 1 milyondan fazla canlı türü yok olma riskiyle karşı karşıya.

Pekin Olimpiyatlarının öncesinde bir tür simülasyon deneyimlemiştik. Pekin’deki dünyanın önde gelen metropollerinden 10 kat daha fazla kirli olan havanın temizlenebilmesi için 2 ay önceden sanayi tesislerinin faaliyetleri gibi kirlilik yaratan unsurlar askıya alınmıştı. Covid-19 pandemi sürecinde ise adeta dünyaca durakladığımız bu süreçte, havanın, suyun nispeten arındığını,vahşi yaşamın, doğanın doğal döngüsünde adeta kendini bulduğunu, karbon salımının kayda değer şekilde azaldığını 2 ay gibi kısa bir sürede gözlemleyebildik. İmkansız dediğimiz birçok hususu mecbur olunca hızla hayata geçirdiğimizde, yani 1.6 milyar öğrenci okullarına gidemeyince, 1.5 milyarı aşkın uluslararası yolcunun senaryolar bazında yüzde 60 ila yüzde 80’i sistemden çekilince, 2.3 milyar çalışan işyerlerine gitmez, araçlar kullanılmaz olunca, adeta bir süre için içimize kapanınca çevremiz kendine geldi. Şüphesiz ki bu durum kalıcı değil. Çin’de tekrar bilinen döngüye geçildiğinde hızlı kazanımların yine hızlıca kaybedildiğini de gördük. Ama olağanüstü bir deneyim kazandık. Neye muktedir olduğumuzu, aynı zamanda nasıl zarar verdiğimizi de görebildik. Artık riskleri yönetmek üzere eylemde bulunmanın yanı sıra, hayalini kurabildiğimiz bir dünya ve doğa olgusu ile baş başayız. Önceliklerin, neyin önemli olduğuna dair algımızın değişimini, doğanın dengesini bozduğumuzda bizim dengemizin alt üst olabileceğini, gözümüzde büyüyen çözümler uygulandığında yaratılabilecek büyük etkiyi ve görünmez ipliklerle birbirimize ne denli bağlı olduğumuzu kavrayabildik.

Covid-19 pandemi sürecinde görünmez ipliklerle birbirimize ne denli bağlı olduğumuzu kavradık.

Biyolojik hayat zincirinin ana halkalarından biriyiz. Suda, karada yaşam süren tüm canlılar doğal dengenin, bütünün ayrılmaz parçası. Genetik çeşitlilik, tür çeşitliliği, ekosistem çeşitliliği sürdürülebilir bir yaşam için hayati önemde. Oysa biz bütünden çok kendi ihtiyaçlarımız, haz duygumuz, maddi hırslarımızla geleceğimizi ipotek altına aldığımıza bakmadan döngüyü de, dengeyi de bozabiliyoruz. Ticari tüketim zincirine kattığımız vahşi hayvanlardan kaynaklanan bulaşıcı hastalıklar bir uyarı. Pandemi seviyesine çıkışı ilk ama son olmayacak gibi. Şansla tekrar etmezse dahi, iklim mücadelesinde yine etkisiz olursak, kutuplardaki buzulların erimesine bağlı olarak ortaya çıkacak ve evrim sürecimizde hiç karşılaşmadığımız nice organizmaya bağlı enfeksiyon riskleri sırada. Kıyı şeritlerini, orman arazilerini talan ettikçe, kontrolsüz avlandıkça, karadaki, sudaki yaşamı korumadıkça, çevreyi kirlettikçe, iklim değişikliği ile mücadele etmedikçe, plansız kentleştikçe, bilinçsiz endüstrileşmiş tarım ve hayvancılık yaptıkça, enerji kaynaklarını yenilenebilir kılmadıkça, sorumsuzca tükettikçe yaşam zincirini zayıflatıyoruz.

Bu zihniyet sadece insanlık dışındaki türlere ve sistemlerin bütünlüğüne yönelik değil. Kendi içimizde de nice ayırımcılık, nice adil olmayan kaynak kullanımı, hesapsız tüketim, israf ve fırsat eşitsizliği var.

Tıpkı doğayı, dünyayı paylaştığımız canlıları “varlığınız varlığımıza armağan olsun” diye yok ederken, toplumları birlikte inşa ettiğimiz, dini, dili, ırkı, etnik kökeni farklı insanları etiketleyip, ötekileştirerek, hatta şiddet göstererek baskılayabiliyor, ölmelerine bile kayıtsız kalabiliyoruz. Bugün ABD’de olanlara tepki gösterirken, bir an durup içimize bakmak lazım “ilk taşı masum olan atsın” hesabı. Bu kibir ve kendini bilmezlik haliyle öyle katılaşmışız ki, dinlemiyor, duymuyor, birlikte var olmak için çabalamıyor, yetinmeyi bilmiyor, en kötüsü sevip sayamıyoruz.

ABD’de olanlara tepki gösterirken, bir an durup içimize bakmak lazım ‘ilk taşı masum olan atsın’ hesabı.

Pandemi sürecine denk gelen Dünya Çevre Günü bize bir fırsat sunuyor. Dünyanın merkezinde olduğumuzu ve kontrol ettiğimizi sandığımız bir süreçte yaya kalmışken, hayata, kendimize, başkalarına, doğaya, bu düzeni bütünleyen tüm canlılara ve düzenin kendi içindeki akış ve dengesine başka bir gözle, daha çok gönülden bakma fırsatı. Sadeleşme, dayanışma ve bilim temelli hareket ederek başka bir gerçeklik yaratma fırsatı.

Unutmayalım bunca bedeli ve yaşananı. Boyun eğmeyelim dayatılan ve egemen anlayışa. Adil, aydınlık, sorumlulukla hareket eden bir düzen için, sürdürülebilir bir dünya, ortak ve daha güzel bir gelecek için kendimizi temize çekebiliriz.

Gün bu gün .

Canan Ercan Çelik Borusan Kocabıyık Vakfı Genel Sekreteri. İş hayatına PricewaterhouseCoopers’ta başladı, 30 yıldır Borusan Ailesinin mensubu.
Kelimelerin gücüne inanıyor. Şiirin hayatında ayrı bir yeri var. Bir iş dergisinde aylık yazıları yayınlanıyor. Kadın meseleleri, çocuk ihmali ve istismarı, eğitim ve sürdürülebilir bir dünya düzeni için bir çok sivil toplum kuruluşu ve platformda aktif olarak çalışıyor. Daha aydınlık ve çağdaş bir gelecek için ülkesine, çocukları Hazal ve Can’a borcu olduğuna inanıyor.

Beğen