Stresi Anlamak, Kendimizi Anlamanın Bir Adımı Olabilir mi?

263
İş Hayatında Gerçekten de Stres Var mı, Yoksa Bu Hissettiğim Ne?

Özellikle modern iş hayatı rutininde sıkça duyduğumuz ve kullandığımız bir kelime var: STRES. Muhtemelen de duyduğumuz ve kullandığımızdan daha çok ölçüde onu hissediyoruz.

Ayak üstü bir konuşmamızda bile bunun izlerini görebiliyoruz. “Nasılsın?”ın yanıtı “N’olsun, koşturmaca”ya sabitlendi adeta. Gerçekten koşuyoruz. İş yerindeki işlerden, evdeki bir işe, oradan başka bir meseleye durmaksızın koşu halindeyiz.

Sabah iş yerine ulaşımla başlayan, yanıtlanması gereken e-postalarla, bitmek bilmeyen toplantılarla, revize çalışmalarla devam eden bu maratonda revize istekleri, müşteri beklentilerini yönetmek, hesap-kitap derken takvimdeki teslim tarihlerinden gözlerini ayıramayan kaygılı bireylere dönüştük.

Peki nedir bu stres, gerçekten var mı? Ya da ne kadar gerçek? Gözle görünür, elle tutulur, ölçülebilir bir gerçeklik midir stres?  

Hemen yanıtlayalım; iş yerinde stres, araştırmalarla kanıtlanmış bir gerçek.

Gallup’un “State of the Global Workplace 2023-2024” raporlarına göre, çalışanların en az %40’ı günlük işlerinde yüksek stres yaşadıklarını söylüyor. Peki bu durum yaşanılan ülkeye göre değişiklik gösteriyor mu? Soruyu okurken bile belki de tebessüm eşliğinde “Evet” dediğinizi duyabiliyor gibiyim. Evet, en düşük oran tahmin edildiği gibi yaklaşık %37 ile Avrupa olurken, zirveyi %50’nin üzerindeki oranlarla Orta Doğu & Kuzey Afrika sırtlamaktadır. Türkiye’de ise 2024 tarihli bir İPSOS araştırmasına göre, çalışanların %68’i haftalık olarak stresli hissettiklerini ifade ediyor. Bunların %30’u ise stresin sağlıklarını ciddi anlamda etkilediğini söylüyor.

Bu oran, son beş yılın en yüksek seviyesinde. Özellikle beyaz yaka çalışanlarında “sessiz tükenmişlik” denilen bir durum gün yüzüne çıkıyor. Araştırmalara göre bu durum da motivasyon kaybı, verim düşüklüğü ve iletişim zorluklarını beraberinde getiriyor.

Gerçekten de Stresin Sebebi Sizce Ne?

Stresin kaynakları kişiden kişiye değişiklik gösterse de iş hayatında bazı ortak başlıklar öne çıkıyor:

  • Yoğun iş temposu, bitmek bilmeyen toplantılar ve bitmeyen teslim tarihleri
  • Ev-iş dengesinin kurulamaması
  • Belirsizliğin faza lduğu dönemler
  • İletişim problemleri ve yönetimsel baskılar

Ama stres sadece iş yerinde mi var sanıyorsunuz? Okul yıllarını unuttunuz sanırım. Sınavlardan önce yaşadığımız stres atakları, ödev veya tez teslimlerinden önce kapıldığınız kaygılar, iş mülakatına giderken “Ne giysem”le başlayan kaygılar bütünü, şimdi toplantılar ve teslim tarihleri yaklaşırken yaşadıklarınızdan pek de farklı değildi. Strese yabancı değilsiniz yani. Farkında değilsiniz ama stresle yaşama konusunda bir hayli tecrübelisiniz.

Peki Her Stres Kötü Mü ya da Bir Başka Deyişle Biz Stres ile Baş Edemez miyiz?

Bunu çoğu zaman kabul etmesek de her stres kötü değildir. Uzmanlar, “Eustres (Pozitif Stres)” adı verilen olumlu stresi, kişisel gelişim için bir araç olarak tanımlıyor. Bu tür stres, bizi motive eder, değişikliğe iter, konfor alanımızdan çıkarır, hedefe odaklar ve yaratıcılığı artırabilir. Misal, çok yakın bir tarih gibi görünen bir teslim tarihi kısa sürede konuya konsantre olmanızı sağlayıp yaratıcı çözümleri akıl etmenizi sağlayabilir. Tam tersine sizi rahatlatan uzak bir teslim tarihi ise gevşemenize ve konuya dair yaratıcılığınızın yavaşlamasına neden olabilir.

Albert Einstein, “Zorlukların ortasında fırsat yatar.” der. Bir işin zorluğu, karşılaştığınız engeller, kötü sürprizler yeri gelir, motivasyonunuzu olumlu yönde artırabilir.

Ancak bu konu çok hassas bir durumdur. Yani negatif ve pozitif stres arasındaki denge bozulduğunda, stres kronik hale geldiğinde, anksiyeteye dönüştüğünde, işte o zaman zihinsel ve fiziksel sağlığı tehdit etmeye başlamaktadır.

Peki Ne Yapacağız?

İşte size işyerinde stres yönetimi için atılabilecek bazı adımlar şeklinde bir reçete yazmayacağım. Hayattaki çoğu durum gibi bunun da basit bir yanıtı, kestirme bir çözümü yok. Çünkü her bireyin psikolojisi ve duygusal tepkisi birbirlerinden çok farklı.

Biz yıllarca hep duymak istediklerimizi duyarak işin içinden çıkmaya çalışıyoruz, pasif bir şekilde stresi kabulleniyoruz, çözüme odaklanmak yerine ona hapsoluyoruz. Bence stresi görmezden gelmek ya da her suçu stresin üzerine atmak yerine, onu anlamak ve yönetmek gerekiyor.

Strese hükmetmenin ilk adımı da her stres durumunu “kötü” olarak görmek yerine, “Bu stres bana ne anlatıyor?” sorusunu sormak çok daha güçlü bir yaklaşım olacaktır. Kısacası onu düşman olarak değil bize mesaj veren bir sinyal olarak görmemiz daha doğru olacaktır.

Bir Soruyla Bitirelim

Soru şu, iş hayatında gerçekten stres var mı? Cevap evet. Ama kendimize sormamız gereken asıl soru şu: Stresin bizi şekillendirmesine mi izin vereceğiz, yoksa biz mi onu şekillendireceğiz?

Stres, artık iş hayatının, hatta genel anlamda hayatın yeni normali gibi görünüyor. Önemli olan, ona nasıl yaklaştığımız…

Hayat gerçekten bir “koşturmaca” ise karşımıza çıkacak engelleri, çukurları, hatta atılan çelmeleri adımımızı atmadan önce görmeli, önlemimizi almalıyız. Sınırlarımızı zorlamamalı, doğru zamanda durmayı, dinlenmeyi, soluklanmayı bilmeli, kısacası hayatımızda stres yaratan unsurlarla yaşamayı öğrenmeliyiz.

Ömer Kotan
YAZAR HAKKINDA

Ömer Kotan

Ömer Kotan, İstanbul Teknik Üniversitesi Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği bölümünden mezun olmuş, aynı üniversitede Uçak Mühendisliği alanında çift anadal programını başarıyla tamamlamıştır. Denizcilik ve havacılık teknolojilerine duyduğu ilgiyle, disiplinler arası projelerde yer almayı ve bu alanlarda yenilikçi çözümler geliştirmeyi hedeflemektedir. Teknik becerilerinin yanı sıra yeni yerler keşfetmeyi, kayak yapmayı, şiir yazmayı ve masa tenisi oynamayı seven Kotan, hem mesleki hem de kişisel yaşamında aktif ve dengeli bir hayat sürdürmeyi önemsemektedir.