Son yıllarda İK’cılar olarak sürekli organizasyonlarımızı geleceğe nasıl daha iyi hazırlarız konusunu farklı perspektiflerden tartışıyoruz. Geçtiğimiz hafta DataExpert ve Fortune Dergisi işbirliği ile düzenlenen CHRO Zirvesi’ne katıldım. Bu yılki konferansta dijitalleşme ve teknolojinin yanı sıra içinde yaşadığımız ve İngilizce’de VUCA kısaltmasıyla anılan değişken (volatile), belirsiz (uncertain), karmaşık (complex) ve muğlak (ambigious) çağda “liderliğin” rolüne odaklandık.

Bu yıl konferansta gerçekleşen bir ankette, “esneklik”, “çeviklik” ve “iletişim” önümüzdeki 10 yılda liderlerin en önemli yetkinlikleri olarak öne çıktı. Bununla beraber, liderlik artık benim gibi pek çok profesyonelin de mutabık kaldığı şekliyle bir unvan, rol ve pozisyonla sınırlı bir olgu değil. Tüm şirketlerin stratejileri, inovasyon ve dijitalleşme odağında benzer hale gelirken, burada farkı yaratan bu stratejilerin hayata geçirilmesi oluyor. Çünkü uygulamaya inemeyen her strateji başarısız olmaya mahkum.

“Esneklik”, “çeviklik” ve “iletişim” önümüzdeki 10 yılda liderlerin en önemli yetkinlikleri.

Vuca ortamında ve dijitalleşen dünyada başarılı olmak için bir faktör daha öne çıkıyor. O da  “sosyal zeka.” Sosyal zeka kendimizin ve etrafımızdakilerin duygu ve davranışlarını anlama, farkındalık, ilişkilerimizi yönetme becerisini tanımlıyor. Bu yazıda “sosyal zekanın” neden her zamankinden daha önemli olduğunu sizlere anlatmak istiyorum.

YENİ MESLEKLER DOĞUYOR

Artık sadece bilim kurgunun değil, içinde yaşadığımız gerçekliğin de sorusu: Robotlar işlerimizi elimizden alacak mı? Gerçek şu ki rutin işler giderek daha fazla robotlar tarafından yapılır hale geliyor. Finans portföy yönetimi, e-ticaret sitelerindeki satış temsilcileri fark etmeseniz de artık robotların elinde. Avukatlık, tıp gibi meslekler de risk altında. Örneğin yapay zeka ile hastalıklar çok erken seviyede ve doğru olarak tespit edilebiliyor. Otonom araçlar devreye giriyor. Trafik kazalarını büyük oranda azalttıkları için kullanımları giderek daha da yaygınlaşacak.

Rutin işler robotlar tarafından yapılır hale geliyor.

Bir uçta veribilimi, yapay zeka ve algoritmaları yazan, kodlayan meslekler diğer uçta ise psikolojiye, duygulara dokunan meslekler… Bu ikisi arasında kalan rutin işler robotlara emanet olmaya başladı çoktan. Bununla beraber kaybedilen işlere oranla çok daha fazla yeni iş alanı açılacağı öngörülüyor.

Biz İK’cılar olarak bu konuyu nasıl ele alıyoruz?  Şimdiden bu yeni mesleklere ve becerilere hakim insanları aramaya başladığımızı fakat bulmada sıkıntı çektiğimizi söyleyebilirim. Mevcut iş hayatında yeni ihtiyaçları henüz tam olarak dolduramasak da bu kavramlar artık konuşuluyor. Z jenerasyonu iki çocuk annesi olarak şunu görüyorum ki çocukların hayalini kurduğu meslekler geçmiştekilerden çok farklı. Örneğin, 13 yaşındaki yeğenim “oyun tasarımcısı” olmak istiyor.

MESAİ ARKADAŞIM ROBOT

Uzun yıllar sanayi şirketlerinde çalıştım. İnsanlar ve robotlar arasında güvenlik açısından hep bir mesafe olurdu. Artık robotlar insanlarla beraber yan yana çalışıyor. Daha önce duyguları tanımak, anlamak insana özgü düşünülürdü. Fakat robotlar artık en temel duygu ve talimatları anlayabiliyor. Yüzümüzü kamera ile tarıyor. Kaş, dudak ve ağız hareketlerimizden duygularımızı okuyabiliyor, biri ürünü beğenip beğenmediğimizi anlayabiliyor. Biyomekanik sensörler kalp atışlarımızdan ne kadar heyecanlandığımızı ölçebiliyor. Bu robotlar sayesinde şirketler, daha fazla beğenilen ürünler ve hizmetler tasarlayabiliyor, daha iyi bir müşteri deneyimi yaratabiliyorlar.

Öyle ki Gartner’ın araştırmadan sorumlu başkan yardımcısı Anette Zimmerman “2022 itibariyle kişisel cihazlarımızın duygularımızı ailemizden daha iyi tanır ve anlar hale geleceğini” belirtiyor.

“SOSYAL ZEKA” NEDEN KRİTİK?

Peki bu durum organizasyonlara, insan kaynakları yönetimine nasıl yansıyacak? İnsan olmanın temelinde duygular yatıyor. Duygularımız davranışları tetikliyor. Her birimizin inançları, varsayımları çok kişisel ve bireysel. Aynı duruma farklı tepkiler verebiliyoruz. Beyin kimyası çözülmeden insanı anlamayı gerektiren koçluk, psikoterapi gibi alanların robotlara devredilemeyeceğini düşünüyorum.

Robotlarla insanların yan yana yaşadığı ve çalıştığı bir dünyada algoritmaları yazan kişilerin “sosyal zekası” belirleyici rol oynuyor.

İnsana özgü görülen yaratıcılığa da aynı şekilde robotlar el attı. Tamamen yapay zeka destekli Yona, Mony, Gemini, Hexe ve Zoya gibi sanatçılar ortaya çıktı. Her ay bir albüm çıkarıyor ve dinleyiciden gelen reaksiyona göre müzik üretiyorlar. Google’ın yapay zeka algoritmaları binlerce edebi eserden öğrenerek şiirler yazıyor, DeepDream projesiyle benzersiz fotografik görseller ortaya çıkıyor.

Robotlarla insanların yan yana yaşadığı ve çalıştığı bir dünyada algoritmaları yazan kişilerin “sosyal zekası”, yani kişisel farkındalıkları ve ilişkilerini yönetme becerisi kritik önem taşıyor. Bizim tasarladığımız yapay zeka sistemleri karar alırken insan hatalarından, yanlı verilerden, bilinçaltımıza işlemiş, inançlarımızı şekillendiren cinsiyet ve ideolojik kalıpyargılardan muaf değil.

İşe alımdan, kararların etik alınmasına, sanat eserlerinden müşteri ve çalışan iletişimine geleceğin nasıl şekilleneceği geleceğe yön verenlerin “sosyal zekasından” ve “kolektif vicdanından” bağımsız değil.

Nursel Ölmez Ateş

Nursel Ölmez Ateş, Borusan Holding’de İnsan Kaynakları ve Kurumsal İletişim Başkanı. Hayatın farkındalıktan ibaret olduğuna inanıyor.

Muhteşem
1