Hepimizin bildiği üzere yaklaşık dört aydır evdeyiz. Dünya genelinde pandemi olarak adlandırılan ülkemizde de hızla yayılan COVID-19 salgınından kendimizi ve sevdiklerimizi korumak için evlerimize çekildik. Bireysel olarak birtakım önlemler aldık. Kendimizi, bir anda dış dünyadan soyutlayıp evlerimize sığınmakta bulduk çareyi.

Dört ay önce şehir trafiği, iş ve sosyal seyahatler, kalabalık geziler, sosyal aktiviteler, okul gezileri, akraba gezmeleri ve daha sayamadığım dolu dolu bir temponun içerisindeydik. Evet, bu tempolu hayatımız bir anda hızlı giden bir arabanın aniden frene bastığında durduğu gibi durdu! Daha önce hiç alışık olmadığımız, tecrübe etmediğimiz, fazlasıyla yavaş akan bir hayatın içerisinde bulduk kendimizi. Bir anda “Evde Kal” sloganıyla farklı bir yaşam tarzımız olmaya başladı.

İçinde bulunduğumuz şu durumu bugüne kadar sadece filmlerde izlemiştik halbuki…

Peki daha önce bilmediğimiz, tecrübe etmediğimiz ve görmediğimiz bir şeyle savaştığımız bu sıradışı dönemde neler yaptık?

Evimiz bize bu dönemde nasıl ev sahipliği yaptı?

Bazı odalar ofislere dönüştü, bazı mutfaklar pastaneye, bazı salonlar resim odasına, bazı odalar sınıflara, bazı odalar ise spor salonuna…

Eminim her birimiz bu keşif alanlarında kendimizi yeniden keşfettik.

Mutfaklarımızdan müthiş kokular aldık. Taş boyadık, yağlı boya çalışmaları yaptık, online spor ve sanat derslerine katıldık. Düşünmek, dinlenmek için çok fazla vaktimiz oldu. Düşüncelerimizi keşfedip, onları uygulama fırsatı bulduk. Yetenek ve becerilerimizin farkına vardık. Bu dönem birilerimiz için aydınlanma zamanı oldu. Belki de kendimizi sevme halimiz ortaya çıktı. Kendimize döndük, kendimizi dinledik. Yaşam dengemizi korumak adına birçok yeni hobimiz birçok yeni alışkanlıklarımız oldu. Farkındalığımız arttı. Kendimizi, ailemizi, aklınıza gelebilecek her şeyi gözlemleme fırsatımız oldu.

Bir tarafta ne yapacağımızı bilemez bir haldeyken bir tarafta yeni şeyler öğrenerek kendimizi keşfettik.

Bütün bunları yaparken de an’dan keyif aldık. Bir tarafta ne yapacağımızı bilemez bir haldeyken bir tarafta yeni şeyler öğrenerek kendimizi keşfettik. Aslında “otodidakt” olduk bir nevi.

Fransız şair, roman ve oyun yazarı Alfred Mercier ne de güzel söylemiş.: “Zevkle öğrendiğimizi hiçbir zaman unutamayız.”

Evde ekmek yapmayı, taş boyamayı, pilates yapmayı, pizza yapmayı kendi kendimize öğrenmedik mi? Nasıl yapılır diye internetten araştırmadık mı? Eşimize, dostumuza ya da ailemize sormadık mı?

Zevkle öğrendiğimizi hiçbir zaman unutamayız.

Peki nedir bu otodidakt? Otodidakt’ın kelime anlamı öz öğrenimli olarak geçer. Yani kendi kendine öğrenme anlamını taşır. Latince kendi anlamına gelen Autove öğretim anlamına gelen Didaktikos kelimelerinden türemiştir. Bir nevi kendi kendine öğrenme şeklidir.

Otodidaktizm ifadesi kaynaklarda geçen bilgiye göre ilk olarak 1160’lı yıllarda Endülüslü Filozof Abu Baker Ibn Tufayl’in felsefi içerikli romanı Hayy’da yer almaktadır. Söz konusu kitapta “insanı geliştiren toplum ya da onun sözleşmeleri değil, kendisidir” vurgusu dikkat çekiyor. Marakeşli bir çocuğun kendi başına çeşitli aletler geliştirmesi ve doğa ile mücadelesi anlatılıyor.

İnsanı geliştiren toplum ya da onun sözleşmeleri değil, kendisidir.

Tarihteki ünlü otodidaktların başında da Leanordo Da Vinci gelmektedir. Tam adı Leonardo di ser Piero da Vinci olan İtalyan kökenli sanatçı dönemin ünlü hezarfenlerinden (birden fazla alanda uzmanlaşan kişi) biriydi. Bu sıfatı almasına sebep olan ise; ressam, matematikçi, mucit, heykeltıraş, mimar, bilim insanı, müzisyen, mühendis, yazar, anatomist, jeolog, astronom, botanist, tarihçi, edebiyatçı gibi özelliklere sahip olmasıydı. Her şeyi herhangi bir eğitim almadan öğrenmiştir.

Günümüzde Otodidaktizm Self- Learning (Kendi kendine Öğrenme) olarak geçiyor. Hayatımızın her aşamasında öğreniyoruz. Her gün yeni bir şeyler katıyoruz kendimize. Öğrenmeyi öğrenme hayatımız boyunca en kıymetli yetkinliğimiz olacak. Bu yetkinliği çocuklarımıza da öğrenme çağından itibaren yüklememiz gerek. Dünyaca ünlü eğitmen Sugata Mitra, Yeni Delhi’de çocukların kendi kendine öğrenme potansiyelinin fark edilmesi için “Duvardaki Delik” isimli küresel deneyini uygulamış. Deneyi izledikten sonra çocukların da internet üzerinden kendi kendilerine her şeyi öğrenebildiğini göreceksiniz.

Öğrenmeye devam!

Burçin Geylanioğlu

Burçin Geylanioğlu Borusan Holding Akademi ekibinde Eğitim & Gelişim Planlama Uzmanı. Hayatta her zaman pozitif olmanın gücüne inanır, her şeye olumlu bir bakış açısıyla bakar, yeni şeyler öğrenmekten zevk alır, hayata fayda sağlamayı ilke edinmiş, merak eden, bir şeyler çizmeyi ve boyamayı seven, kedi aşığı biri.

Beğeni
1