<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Murat Yıldırım, Borusan Turuncu sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://borusanturuncu.com/author/muratyildirim/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://borusanturuncu.com/author/muratyildirim/</link>
	<description>Yolu Borusan&#039;dan Geçen Hikâyeler</description>
	<lastBuildDate>Wed, 27 Nov 2024 09:36:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/12/cropped-turuncu-blog-06-32x32.png</url>
	<title>Murat Yıldırım, Borusan Turuncu sitesinin yazarı</title>
	<link>https://borusanturuncu.com/author/muratyildirim/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hayatı Planlamalı Mı Yoksa Akışına Mı Bırakmalı?</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/hayati-planlamali-mi-yoksa-akisina-mi-birakmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Yıldırım]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Jun 2017 14:01:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BorusanX]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://localhost/turuncu/?p=869</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kimine göre, insan kendine sorular sorarak işe başlamalı. Neredeyim? Nerede olmak istiyorum? Peki ne yapmalıyım? 5 yıl sonrası, 10 yıl sonrası…. Hayatını planlarken hedefler koymalı ve kararlı bir şekilde yürümeli. Kimine göre ise plan yapmak iyi olsa da, ulaşılamadığında üzüntü, karamsarlık. Hiç gerek yok… Bu sorunun bir cevabı var mı? Bilmiyorum. En iyisi yaşanmışa bakmak… [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/hayati-planlamali-mi-yoksa-akisina-mi-birakmali/">Hayatı Planlamalı Mı Yoksa Akışına Mı Bırakmalı?</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kimine göre, insan kendine sorular sorarak işe başlamalı. Neredeyim? Nerede olmak istiyorum? Peki ne yapmalıyım? 5 yıl sonrası, 10 yıl sonrası…. Hayatını planlarken hedefler koymalı ve kararlı bir şekilde yürümeli. Kimine göre ise plan yapmak iyi olsa da, ulaşılamadığında üzüntü, karamsarlık. Hiç gerek yok…</p>



<p>Bu sorunun bir cevabı var mı? Bilmiyorum. En iyisi yaşanmışa bakmak…</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Yazdıklarıma ayak uydurayım derken, akışın, bütünlüğün bozulduğunu hissettim çoğunlukla.</p></blockquote>



<p>Hiçbir zaman not tutmayı benimsemedim. Yazma tembelliği mi yoksa zeki olduğum algısını oluşturma gayreti mi? Doğrusu henüz bunun kararını da verebilmiş değilim. İlkokula başladığım günden bu yana ödevlerimi bir kağıda yazmadım. Sonradan ya unutursam kaygısı yaşamadım hiç. Gün geldi üniversitede ders vermeye başladım. Elimde notlarla ya da bir referans kitapla derse girdiğimi hatırlamıyorum. Sınıfa girer, kürsüye kadar yürür ve sınıfa dönerek “nerde kalmıştık” diye sorardım her defasında. Gün geldi bir proje hakkında, bir yatırım hakkında sunum yapmam gerekti. Gün geldi kürsüye çıkıp çok zor bir gruba iyi bildikleri bir konuyu anlatmam. Çok özenerek hazırladığım sunumlara bağlı kalmak veya ne olur ne olmaz diye kağıda aldığım notlar, hep zul oldu benim için. Yazdıklarıma ayak uydurayım derken, konuşmamın akışının, bütünlüğünün bozulduğunu hissettim çoğunlukla. Oysa plansız, hazırlıksız yaptığım konuşmalarda daima çok daha başarılı olduğumu biliyorum.</p>



<p>Konuşurken, anlatırken böyle ama hayatı yaşarken böyle mi oldu?</p>



<h2><strong>PLANLANAN VS. GERÇEKLEŞEN</strong></h2>



<p>Hiç unutmam, ortaokul 1. sınıfın son günü, bir elimde deri okul çantam, diğer elimde ne olur ne olmaz kırışmasın diye çantama koymadığım karne ve takdirname belgem. Okuldan eve gelişimin en zorlu etabı olan yokuşu tamamlayıp bir oh çektim ve biraz yürüdükten sonra evimizin önündeki kaldırıma oturdum. Bu kadar başıbozukluk olmaz hadi bakalım orta 1 bitti, şimdi ne yapacaksın, planın ne diye sordum kendime… Sonra sinirlendim için için, hâlâ bir meslek seçememiştim. Ah bir seçseydim ona göre bir yol haritası çizebilirdim. İşim daha kolay olurdu. Yine de bir safhaya kadar planlama yapmam gerekir diye düşündüm. Hedefimi koydum o dakika: Ankara Fen Lisesi, olmaz ise Bursa Maarif Koleji. Öyleyse bu yaz tatili neler yapmalıyım, bir çırpıda geçirdim aklımdan. Büyük bir işi halletmenin verdiği haz ile yerimden kalktım ve evin kapısını çaldım.</p>



<p><em>Bugün düşünüyorum da karnesini almış bir çocuk için okulun son günü yapılacak en son şey “tatil zamanı ne çalışması gerektiğini” planlamak olsa gerek!</em></p>



<p>O yaz en büyük problemimi de hallettim, meslek seçimini. Bir bayram günüydü. Gemlik’te oturduğumuz mahallede üniversiteye giden tek kişi olan Ayşe abla, nişanlısı ile birlikte ziyaretimize gelmişti. ODTÜ de tanışmışlardı. Nişanlısı da ODTÜ de makine mühendisliği okuyormuş, bir yıl sonra okul bitince Ankara’da yaşayacaklarmış. Henüz ne iş yapacaklarına karar verememişler. O anlatmaya devam etti ama ben bir süre sonra kendi dünyama daldım ve anlatılanları duymamaya başladım. Ayşe abla yanıma gelip beni yanağımdan öptüğünde irkildim, gülerek yüzüme baktı ve “ne o dakikalardır bana bakıyorsun, beğendin mi yoksa beni” diye sordu. O an çok utandığımı ve odama kaçtığımı hatırlıyorum. Odama girdim ve kapıyı kapadım. Bir kağıt buldum ve başladım yazmaya: Fen lisesi, olmazsa maarif koleji, lisede mutlaka matematik bölümünü bitirmeliyim. Sonra makine mühendisliği. İşte artık işim çok kolay, mesleğimi seçmiştim artık.&nbsp; Bundan sonra, nerelerde okumam gerektiği belli, hepsi bu kadar da değil. Ne iş yapacağımı bile planlıyabilirim…Ohooo hem de emekliliğe kadar.</p>



<p><em>Bu kadar plan sonrası ne oldu dersiniz? Lisede iken, üniversiteye başlar başlamaz evlenirim diyordum. Doktoram bitince evlendim, çok çocuklu bir aile kuracaktım, oğlum Kaan’dan sonrasına cesaret edemedim. Tüm yaşamımı Bursa’da geçirecektim. Liseden sonra bir çıktım, hâlâ dönemedim.</em></p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Yaşanmışlıklar, koşullar, tesadüfler bambaşka yollara yönlendiriyor insanı.</p></blockquote>



<p>Yaşanmışlıklar, koşullar, tesadüfler bambaşka yollara yönlendiriyor insanı. Bunu öğrendim öğrenmesine ama, asla plan yapmayı bırakmadım. Makine mühendisliği birinci sınıfta, ilk dönemdi diye hatırlıyorum. Sabaha kadar kendimle tartıştıktan sonra daktilonun başına oturmuş ve adım adım ne olacağımı yazmıştım.&nbsp; Sarı bir teksir kağıdı buldum, daktiloya yerleştirdim ve başladım yazmaya. Siyah şeridi yıprandığı için kırmızı yazan daktilonun tuşlarına bastıkça, yaşam adımlarım bir bir ortaya çıkıyordu… Ne keyifti anlatamam.</p>



<p>Konuşurken, anlatırken plan yapmam diyen ben, yaşamımı adım adım planlarken buldum hep kendimi. Bu karmaşa içinde bir insan ömrü için uzun sayılabilecek yıllar geçti.&nbsp; Olanlar, olmayanlar, yapabildiklerim, yapamadıklarım… Say say bitmez.</p>



<p>Arkadaşlarım bilir hep yaz mevsimi gelsin isterim. Sıcaktır, mutluluktur, yeniden doğmaktır ve en önemlisi üretmektir benim için. Yaz mevsimi, sabaha uyanmaktır, tazeliktir, yaz’ın ışık daha bir parlaktır, akşama daha vardır. Aslında ömrüm boyunca ben hep yaz gibi yaşadım. Yıllar yılları kovaladı ben yazları hep ürettim.</p>



<p><em>Bugün düşünüyorum da daima yaz mevsimini yaşayan biri için öncelik, üretmek mi olmalı? Yaz demek tatil demek aslında, öyle değil mi ya?!</em></p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>En önemlisi insanın kendini iyi tanıması, sınırlarını doğru belirlemesi. Hayatın akışına da direnmemesi…</p></blockquote>



<p>Galiba en önemlisi insanın kendini iyi tanıması, sınırlarını doğru belirlemesi. Hayatın akışına da direnmemesi…Yine de, ne boş vermişlik sınırlarında dolaşın, ne de olmazları oldurmak için kendinizi üzün, yıpratın. Yapmak istediğinizi ve yapabileceğinizi belirleyin ve onu yapın, bence yapabilirsiniz! Ne olmak istiyorsanız, o olun, bence olabilirsiniz! Hayal edin, isteyin ve alın.</p>



<p>Peki, karar verdiniz mi plan yapacak mısınız yoksa akışına mı bırakacaksınız?</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/hayati-planlamali-mi-yoksa-akisina-mi-birakmali/">Hayatı Planlamalı Mı Yoksa Akışına Mı Bırakmalı?</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay Zeka: Dost Mu, Düşman Mı?</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/yapay-zeka-dost-mu-dusman-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Yıldırım]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Apr 2017 15:38:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dijitalleşme]]></category>
		<category><![CDATA[İnovasyon & Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[yapay zeka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://localhost/turuncu/?p=899</guid>

					<description><![CDATA[<p>80’li yılların sonuna yaklaşıldığında, genç bir mühendis olarak zihnimi meşgul eden iki konu vardı: Berlin duvarının yıkılması ile sonuçlanacak gelişmeler ve fabrikalarda boy göstermeye başlayan robotlar. Robotların üretim tesislerinde her geçen gün artan rollerini ilgi ile izliyordum. Ancak yıllar içinde robotlar, insanların yerini almaya başladığında, önceleri oluşan memnuniyetin, zamanla yerini derin bir kaygıya bıraktığını da [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/yapay-zeka-dost-mu-dusman-mi/">Yapay Zeka: Dost Mu, Düşman Mı?</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>80’li yılların sonuna yaklaşıldığında, genç bir mühendis olarak zihnimi meşgul eden iki konu vardı: Berlin duvarının yıkılması ile sonuçlanacak gelişmeler ve fabrikalarda boy göstermeye başlayan robotlar. Robotların üretim tesislerinde her geçen gün artan rollerini ilgi ile izliyordum. Ancak yıllar içinde robotlar, insanların yerini almaya başladığında, önceleri oluşan memnuniyetin, zamanla yerini derin bir kaygıya bıraktığını da gözlüyordum.</p>



<p>Sanayiciler memnundu, ne de olsa robotlar en tehlikeli işleri son derece hızlı ve kaliteli yapabiliyor, aynı zamanda iş kazası ihtimaline geçit vermiyordu. Geçen kısa süre içinde robotların yaygınlaşması ile mavi yaka çalışanların işsiz kalmaya başlayabileceği görüşleri dillendirilmeye başlanmıştı.</p>



<p>Yaygınlaşma ile birlikte de, konu eğitimin gündemine de oturuyor ve yüksek lisans/doktora derslerinin adlarının önüne “bilgisayar destekli” ibaresi ekleniyordu. Büyük bir ilgi ile bu dersleri anlamaya çalışırken, zaman zaman gerçekten insanların işsiz kalmasına hizmet mi edeceğiz diye düşünmedim değil.</p>



<p>Yıllar, bu tartışmaların gölgesi altında ama kendi mecrasında akıp gitti. 90’lı yılların ilk yarısına ulaştık ve gördük ki; robotların üretimdeki ağırlığı iyice hissedilir olmuş, beklenenden daha fazla yaygınlaşmış robotlar. O dönem, korkulanın başa geleceğine neredeyse emindik ancak gelişmeler buna işaret etmiyordu işte: Robotların sayısı artıyor ama işsizlik artmıyordu. Peki, ne oluyordu da korkularımız boşa çıkıyordu?</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Robotlar üretimdeki fiziki faydalarının yanı sıra planlama ve karar verme aşamalarında da rollerini arttırmaya başladılar.</p></blockquote>



<p>Zamanla görüldü ki, robot teknolojisinin gelişmesiyle yeni iş alanları doğmakta, robotların tasarımı, üretimi, satışı, montajı gibi süreçler için nitelikli insan gücüne ihtiyaç artmaktaydı. Ayrıca hızlı ve firesiz üretim sayesinde ürün maliyetlerinde düşüşler oluşmakta, çok sayıda ürünün ucuzlaması ile daha çok tüketiciye ulaşılması mümkün olmaktaydı. Artık konu gündemden düşmüştü ve korkuların yersizliğinden emin olmanın verdiği ivme ile robotlar sessizce ama daha kuvvetli bir biçimde yaygınlaşmaya devam etti. Öyle ki üretimdeki fiziki faydalarının yanı sıra, planlama ve karar verme aşamalarında da rollerini arttırmaya başladılar.</p>



<p>Siber-fiziksel sistemler sayesinde; birbirleriyle, ürünlerle hatta müşteriler ile makineler arasında haberleşme inanılmaz bir şekilde artmaya başladı. Önceden tek bir ürün tipini üretebilen seri üretim hatları, artık bu yeni nesil haberleşme ve veri işleme yeteneği sayesinde binlerce çeşit ürün seçeneğini aynı üretim hattında art arda üretebilir hale geldi. Bunun da ötesinde müşteriden gelen siparişlerin işleme alınması, önceliklendirilmesi, hammadde hareketlerinin de göz önüne alınarak üretim ve ikmal operasyonlarının planlanması, artık akıllı makinelerden beklenir oldu. Çok yeni de olsa, sanal ortamda kişiselleştirdiğimiz ürünlerin, doğrudan üretim planına alınarak insan eli değmeden üretilmesine ve sahibine teslim edilmesine başlandı bile.</p>



<h2><strong>AKILLI MAKİNALARDAN ÖĞRENEN MAKİNALARA NEREYE</strong></h2>



<p>Makina öğrenmesi (machine learning) kavramı, robotlar sonrasındaki adım olarak hızla hayatımıza girmeye başladı. Bu makinalar artık, robotlarda olduğu gibi körlemesine kendisine verilen komutları yerine getirmekle kalmıyor; iş yaparken, bir yandan da işlerini daha iyi yapmak için yeni yeni yöntemleri kendi kendilerine geliştirebiliyorlar.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Artık tartışmaya değer yeni bir kaygımız var: Akıllı makineler bu gidişle bir gün insanlığı ele geçirecekler mi?</p></blockquote>



<p>Böylelikle artık tartışmaya değer yeni bir kaygımız var: Akıllı makineler bu gidişle bir gün insanlığı ele geçirecekler mi? Bu kaygı “işini kaybetmenin” çok daha ötesinde, varoluşumuzla ilgili. “Akıllı makine”, “robot” tanımları bu tehdit için o kadar basit kalıyordu ki, onlara kendimizle yarışabilecek bir ad bulduk: “Yapay zeka”</p>



<p>Aslında, “yapay zeka” kavramının geçmişinin modern bilgisayar bilimi kadar eski olduğunu söylemek mümkün. Fikir babası, “Makineler düşünebilir mi?” sorusunu ortaya atarak&nbsp;<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Makine_zek%C3%A2s%C4%B1" target="_blank" rel="noreferrer noopener">makine zekasını</a>&nbsp;tartışmaya açan&nbsp;<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Alan_Mathison_Turing" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Alan Turing</a>. Turing’i aynı zamanda,&nbsp;<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Enigma_makinesi" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Enigma makinesinin</a>&nbsp;şifre&nbsp;<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Algoritma" target="_blank" rel="noreferrer noopener">algoritmasını</a>&nbsp;çözmeye çalışan matematikçilerin en ünlülerinden biri olarak tanıyoruz. O dönem İngiltere’de,&nbsp;<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Bletchley_Park" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Bletchley Park</a>‘ta şifre çözme amacı ile başlattığı çalışmalar, veri işleme mantığı ve makine zekası kavramının oluşmasına sebep olmuştu.</p>



<p>Günümüze kadar uzanan gelişmeler, pek de sevimli olmayan soruları, daha sık sorulur hale getirdi. İnsanlar tarafından geliştirilmiş bir bilgisayar programı, daha sonra kendi kendisinin akıllı sürümlerini geliştirebilir mi? İnsanoğlu için gerçekten böyle bir tehlike işareti var mı? Maryland Üniversitesi’nde yapay zeka araştırmaları yürüten Dr. Don Perlis “<em>İnsan olmayan bir yapının, zeki olması fikri, insan bünyesine pek huzur verici nitelikte değildir</em>” diyerek bu kaygıları açığa çıkarıyordu.</p>



<p>Buna karşın, Google Brain (Google Beyni) adı verilen projeyi yürüten, Stanford Üniversitesi profesörü Andrew Ng aşağıdaki ifadesi ile içimize bir miktar su serpmekte. Prof. Ng diyor ki;</p>



<p><em>“Şu andaki bilgisayarlar daha şimdiden insanlar tarafından yapılan birçok işi yapabiliyor. Ancak insan benzeri bir zekaya sahip olmalarına henüz zaman var. Bana kalırsa henüz tekillik noktasından çok uzaktayız. Günümüzdeki pek çok yapay zeka uzmanı buna ulaşmaya çalışmaz bile.”</em></p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Bill Gates, Elon Musk gibi geleceği yaratanlar ve Stephen Hawking gibi geleceği okuyanlar haklıysa, yapay zekaya sahip makineler ile er ya da geç karşı karşıya geleceğiz.</p></blockquote>



<p>Eğer Bill Gates, Elon Musk gibi geleceği yaratanlar ve Stephen Hawking gibi geleceği okuyanlar haklıysa, yapay zekaya sahip makineler ile er ya da geç karşı karşıya geleceğiz. Örneğin kendi kendini sürebilen otonom aracınızla alışverişe gitmek için yola çıktığınızda, müdahale edip “servis zamanı” diyerek planlarınızı değiştirebilecek. Otonom araçlar konusundaki ilerlemelerin ne aşamaya geldiğini merak edenlere tavsiyem, Ohio State Üniversitesi’nde ilgili bölümün yöneticileri olan Prof. Özgüner ve Prof. Güvenç’in çalışmalarını incelemeleri olur.</p>



<h2><strong>VAROLUŞUMUZU SORGULATAN GELİŞMELER ÇOKTAN GERÇEKLEŞİYOR</strong></h2>



<p>Tüm gelişmelere rağmen önemli sayıda bilim insanı ise “insanlığı tehdit edebilecek makineler düşüncesi çoğunlukla makinelerin&nbsp;<em>duyguları</em>&nbsp;ve&nbsp;<em>bilinçleri</em>&nbsp;olabileceği varsayımından kaynaklanıyor; bu ise mümkün değil” görüşündeler. Bu görüşe göre; makineler satranç da oynasa, araba da kullansa, yaptığı bu işlerden zevk alması mümkün değil. Çimleri biçen bir çim makinesinin çimlerin kokusundan, çay makinesinin çayın tadından habersiz olması gibi, yapay zekâ da yaptıklarından habersiz, bizim verdiğimiz görevleri yerine getiriyorlar.</p>



<p>Bu görüşlerin çokça dillendirildiği bir sırada, Google’ın, 16 bin bilgisayardan oluşan bir yapay sinir ağı (neural network) inşa ettiğini,&nbsp; bu bilgisayar kümesinin, YouTube üzerinden milyonlarca kedi videosunu tarayarak, kedi gördüğünde onu diğer cisimlerden ayırt edebilecek şekilde kendisini eğittiğini unutmayalım. Düşünebiliyor musunuz? Tıpkı bir bebeğin doğumundan itibaren gözlemlediği sayısız şeyden çıkarımlar yaparak bir nesneyi ayırt etmesi gibi… inanması gerçekten güç…</p>



<p>Bu noktada, Oscar ödüllü animasyon kahramanı Wall-E’yi hatırlayalım; Gelecekteki insan profilini; teknolojinin esiri olmuş, tembellikten tükenmiş bir şekilde çizen filmde, insanoğlu aşırı kirlenme sebebiyle Dünya’yı terk edip başka bir gezegende yaşamaya başlamıştır. Çöplerle çevrili Dünya’yı temizleme görevi ise sevimli bir robota, Wall-E’ye verilir. İnsanoğlunun bıraktığı çöplerden kendine yeni bir dünya yaratan Wall-E’nin yalnızlığı, başka bir&nbsp;<a href="https://onedio.com/etiket/robot/5051b1730228f60917601a91" target="_blank" rel="noreferrer noopener">robot</a>&nbsp;olan Eve’nın gelmesiyle son bulur. İki sevimli robotun arasında filizlenen dokunaklı ilişki, türlü zorluklara rağmen ayakta kalır ve bu aşk Dünya’nın kurtuluşuna sebep olur.</p>



<p>Ne dersiniz korktuğumuz başımıza gelirse, sorumlu biz insanlar mı olacağız yoksa Wall-E mi?</p>



<figure class="wp-block-image"><img width="1000" height="563" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2018/09/walle.jpg" alt="" class="wp-image-901" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2018/09/walle.jpg 1000w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2018/09/walle-300x169.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2018/09/walle-768x432.jpg 768w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></figure>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/yapay-zeka-dost-mu-dusman-mi/">Yapay Zeka: Dost Mu, Düşman Mı?</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başarmak Mı İstiyorsunuz? Hayal Etmekle Başlayın</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/basarmak-mi-istiyorsunuz-hayal-etmekle-baslayin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Yıldırım]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2017 23:13:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BorusanX]]></category>
		<category><![CDATA[Kariyer & İş Hayatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://localhost/turuncu/?p=227</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzun bir süredir içimde bir kıpırtı, dolanıp duruyorum. Huzursuzluk desem değil, mutsuzluk hiç değil. Tanımlayamadığım bir eksiklik var yaşamımda… Hissediyorum… Ancak nedir bu içimi kıpırdatan? Bulamıyorum…. Hafta sonu Bursa’ya giderken arabada oğlum sordu, “Baba sen nasıl bir çocuktun?” Ani bir kararla Gemlik’e doğru kırdım dümeni. O an tek isteğim oğluma doğduğum evi göstermek, çocukluğumla ilgili [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/basarmak-mi-istiyorsunuz-hayal-etmekle-baslayin/">Başarmak Mı İstiyorsunuz? Hayal Etmekle Başlayın</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Uzun bir süredir içimde bir kıpırtı, dolanıp duruyorum. Huzursuzluk desem değil, mutsuzluk hiç değil. Tanımlayamadığım bir eksiklik var yaşamımda… Hissediyorum… Ancak nedir bu içimi kıpırdatan? Bulamıyorum….</p>



<p>Hafta sonu Bursa’ya giderken arabada oğlum sordu, “Baba sen nasıl bir çocuktun?”</p>



<p>Ani bir kararla Gemlik’e doğru kırdım dümeni. O an tek isteğim oğluma doğduğum evi göstermek, çocukluğumla ilgili hatıralardan bahsetmekti. Bir taraftan aracı sürüyor, diğer taraftan heyecanımı bastırmaya çalışıyordum.</p>



<p>Mahalle aralarından, dar sokaklardan hızla geçtim ve nihayet doğup büyüdüğüm sokağıma girdim. Çocukluğumu geçirdiğim iki katlı müstakil, bahçeli ev çoktan kocaman çirkin bir apartmana dönüşmüştü. Ancak yine de görmek istedim işte. Evimizin hemen önündeki çınar ağacı hâlâ duruyordu. Biraz solgun, biraz yalnız. Ama oradaydı, sanki benim tekrar gelmemi bekler gibi.</p>



<p>Çocukluğumda oyun oynamak için sokağa çıktığımda, arkadaşlarımın gelmesini, oyun kurmayı heyecanla beklerdim. Beklemekten yorulunca, evimizin hemen yanındaki çınar ağacının altına oturur, ellerimi yüzüme bastırır, bir an önce gelsinler diye sabırsızlanırdım. Bazen beklediğim süre uzar, gözlerimi bir noktaya sabitler, kendimi hayallere dalmış bulurdum. Bazen Tarkan, bazen Malkoçoğlu ama çoğunlukla Süpermen olurdum.</p>



<p>Okul ile beraber hayallerim de değişti. Ne olmak istersin diye sorulduğunda hiç düşünmeden atom bilimci derdim. En büyük ve en ulaşılmaz olanı… Sonrasında daha da ulaşılmaz olanlar ile sürdü hayallerim, ilk aşkın ve beklentilerin hayali ile…</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Ne olmak istersin diye sorulduğunda hiç düşünmeden atom bilimci derdim.</p></blockquote>



<p>Gemlik’ten çıkarken içimdeki eksikliğin ne olduğunu bulmanın rahatlığı içindeydim. Uzun süredir hayal kurmuyordum, işte buydu eksikliğim.</p>



<h4><strong>HAYALLER GERÇEKLİĞE ZEMİN HAZIRLAR</strong></h4>



<p>Hayal gücü hayalperestlikten çok farklıdır. Hayal edebilmek zihinsel bir işlevdir, daima aktif olmak ister. Dünyada pek çok başarılı insana baktığımızda, hedeflerine ulaşmak için aktif olarak hayal güçlerini kullandıklarını görebilirsiniz.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Dünyada pek çok başarılı insanın, <br>hedeflerine ulaşmak için aktif olarak <br>hayal güçlerini kullandıklarını görebilirsiniz.</p></blockquote>



<p>Hayal gücü zihni hazırlar, zihinde yapılan canlandırma kişiyi o hedefe ulaşabileceğine dair ikna eder, ardından zihin gücü devreye girer. İnsan, fırsatları görebildiği açık bir algıya ulaşır. İçgüdüsel olarak, hayalleri gerçek kılacak eylemlerde bulunmanız yönünde içsel bir itme oluşur. Yani tüm bunları zorlama ile değil, ittirerek var etme çabası ile değil; gönüllü, keyifle yapıyorken bulursunuz kendinizi.</p>



<p>Sizlere de ulaşmak istediğiniz hedeflere doğru ilerlerken, hayal gücünüzden yararlanmanızı şiddetle tavsiye ederim. Deneyin ve görün.</p>



<p>“Neyi yapabiliyorsanız ya da yapabileceğinizi hayal ediyorsanız ona başlayın. Cesaretin içinde zeka, güç ve sihir vardır. Bir tomurcuğun içinde kapalı kalmanın risklerinden daha fazla acı verdiğinde zaman gelmiş demektir” diyor Goethe.</p>



<p>Bir şeyleri gerçekleştirmek için herkesin izlediği farklı yöntemler vardır ama her şey önce zihinde bir hayal ile başlar. Hayatta elde edebileceklerinizin sınırını, hayal gücünüzün sınırları belirler.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Hayatta elde edebileceklerinizin sınırını, <br>hayal gücünüzün sınırları belirler.</p></blockquote>



<p>Hayallerinizi mevcut durum ile sınırlamaya kalkmayın. Şu andan bağımsız olarak sizi ne mutlu edecekse onu isteyin, hayal edin ve peşinden koşun. Hayalinizin peşinden giderseniz başarıya ulaşırsınız.</p>



<p>Bir söz de Einstein’dan; “Zekanın gerçek göstergesi hayal gücüdür, bilgi değil. Bu yüzden hayal gücünüzün hantallaşmasına izin vermeyin. Hayal, bilimden daha önemlidir, çünkü bilim sınırlıdır. İnsan aklın sınırlarını zorlamadıkça hiçbir şeye ulaşamaz.”</p>



<p>Çok önemli bir değişimi hep birlikte gerçekleştiriyoruz. Sınırlarımızı zorlayan hedeflerimiz var. 70 yıllık geçmişi ile Türkiye’nin en köklü sanayi grupları arasında yer alan Borusan’da Endüstri 4.0 değişimini tamamlamak, dijitalleşme basamaklarını hızla çıkmak, yeniyi yaratmak… Bilime ve teknolojiye adanmış ekiplerimiz, gayretimiz, inancımızla gerçekleşiyor.</p>



<p>Zorla var etme çabası ile değil; gönüllü olarak, keyifle başaracağız.</p>



<p>Başarılı bir değişim için durmayın… hayal edin. Sevgiyle kalın.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/basarmak-mi-istiyorsunuz-hayal-etmekle-baslayin/">Başarmak Mı İstiyorsunuz? Hayal Etmekle Başlayın</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
