<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Şeyda Şabanoğlu, Borusan Turuncu sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://borusanturuncu.com/author/seydasabanoglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://borusanturuncu.com/author/seydasabanoglu/</link>
	<description>Yolu Borusan&#039;dan Geçen Hikâyeler</description>
	<lastBuildDate>Wed, 27 Nov 2024 08:17:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/12/cropped-turuncu-blog-06-32x32.png</url>
	<title>Şeyda Şabanoğlu, Borusan Turuncu sitesinin yazarı</title>
	<link>https://borusanturuncu.com/author/seydasabanoglu/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sadeliğin ve Samimiyetin Felsefi Hali Hygge</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/sadeligin-ve-samimiyetin-felsefi-hali-hygge/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şeyda Şabanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Nov 2022 13:37:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İyi Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Wellness & Farkındalık & Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hygge felsefesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://borusanturuncu.com/?p=4256</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yaşadığımız evin, insanlarla kurduğumuz güçlü ilişkilerin, fiziksel sağlığımız kadar mental sağlığımızı ve kendimizi iyi hissetme halimizi de etkilediğini hiç düşündünüz mü? Evimizin dizaynı, mobilyalarımızın konumu, işlevselliği, güneş ışığının salonumuza geliş açısı gibi detaylar evimizdeki huzur ve mutluluğumuzla doğrudan ilişkili. Dizayn ve estetikle birlikte sevdiğimiz insanlarla evlerimizde ya da kendimizi iyi hissettiğimiz yerlerde beraber vakit geçirmek [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/sadeligin-ve-samimiyetin-felsefi-hali-hygge/">Sadeliğin ve Samimiyetin Felsefi Hali Hygge</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yaşadığımız evin, insanlarla kurduğumuz güçlü ilişkilerin, fiziksel sağlığımız kadar mental sağlığımızı ve kendimizi iyi hissetme halimizi de etkilediğini hiç düşündünüz mü? Evimizin dizaynı, mobilyalarımızın konumu, işlevselliği, güneş ışığının salonumuza geliş açısı gibi detaylar evimizdeki huzur ve mutluluğumuzla doğrudan ilişkili. Dizayn ve estetikle birlikte sevdiğimiz insanlarla evlerimizde ya da kendimizi iyi hissettiğimiz yerlerde beraber vakit geçirmek de mutlu ve güvende hissetme halimizi son derece olumlu etkiliyor.</p>



<p>Maslow’un ihtiyaçlar piramidini duymuşsunuzdur. Piramit en alttan en üste doğru fizyolojik ihtiyaçlar, güvenlik ihtiyaçları, sosyal ihtiyaçlar, benlik saygısı ve kendini gerçekleştirme olarak ilerler. Hygge yaklaşımından bahsetmeden önce, insanın en temel ihtiyaçlarının nasıl şekillendiğini ve en üst basamak olan kendini gerçekleştirme adımına nasıl ilerlendiğini kısa parantez açarak belirtmek isterim. Bu felsefenin kendini gerçekleştirme yolculuğunda bizlere nasıl ilham olabileceğini yazının sonunda düşünmenizi rica edeceğim.</p>



<p>Geçtiğimiz haftalarda Danimarka’ya turistik bir seyahat gerçekleştirdim. Hygge felsefesini daha önceden duymuştum ancak toplum nezdinde ne kadar yaygın olduğunu, insanların hayatlarının ne denli bir parçası olduğunu açıkçası bilmiyordum. Detaylarını öğrendikçe bu felsefe beni içine çekti ve seyahatimden dönerken, Danimarkalı yazar, Mutluluk Araştırmaları Enstitüsü CEO’su Meik Wiking’in ‘’My Hygge Home’’ kitabını satın aldım ve merakla okumaya başladım.  </p>



<p>Hygge’nin Türkçe’de tam bir karşılığı yok, genel hatlarıyla ‘’rahatlık, sıcaklık, samimiyet’’ olarak çevirebiliriz. Telaffuzu ise (hu-gah) şeklinde. Bilindiği gibi her sene dünya genelinde yapılan mutluluk anketlerinde, genelde en mutlu ülkeler İskandinav ülkeleri olarak adlandırdığımız, Danimarka, İsveç, Norveç gibi ülkeler oluyor. Mutluluk seviyesini etkileyen birçok farklı etmen bulunmakla birlikte mutluluğun sadece tek bir etmene bağlı olmadığının da altını çizelim. Bu noktada bahsettiğimiz bu ülkelerin coğrafi olarak soğuk iklim kuşağında konumlanan, kış mevsiminde neredeyse hiç güneş almayan ülkeler olduğunu hatırlatmak isterim. Güneş ışığının ise mutlulukla çok yakından ilişkili olduğunu belirtmeme sanırım gerek yoktur.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img width="1024" height="673" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2023/01/sadeligin-samimiyetin-felsefi-hali-hygge-2-1024x673.jpg" alt="Sadeliğin ve Samimiyetin Felsefi Hali Hygge" class="wp-image-4259" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2023/01/sadeligin-samimiyetin-felsefi-hali-hygge-2-1024x673.jpg 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2023/01/sadeligin-samimiyetin-felsefi-hali-hygge-2-300x197.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2023/01/sadeligin-samimiyetin-felsefi-hali-hygge-2-768x505.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2023/01/sadeligin-samimiyetin-felsefi-hali-hygge-2.jpg 1254w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Bahsettiğim İskandinav ülkelerinin en mutlu ülkeler listesinde sürekli başlarda olmasının önemli bir nedeni ise Hygge felsefesini içselleştirmiş olmaları. Günümüz modern hayatında hepimiz her an sürekli bir yerlere yetişme telaşı içindeyiz. Sürekli acelemiz var, yapılacaklar listelerimiz hiç bitmiyor. Hygge felsefesinde ise modern şehir hayatının yorduğu ve yıprattığı benliklerimizi iyileştirmek için evimizde bireysel olarak ya da sevdiğimiz insanlarla beraber vakit geçirerek, evimizi huzurlu ve güvenli limanımız haline dönüştürmek söz konusu.  Bunu da farkındalıkla yapmaktan bahsediyoruz. Evlerimizdeki her bir eşyanın bir işlevinin olması, bir amaca hizmet etmesi, işlevsiz olan eşyaları kaldırarak ya da başkalarıyla paylaşarak nefes alabileceğimiz alanları açmak da evimizdeki her bir nesne ile kuracağımız bağı güçlendiriyor. Minimalist yaşam tarzını teşvik ederek yüklerimizden arınmamızı ve hafiflememizi de kolaylaştırıyor. Ünlü devlet adamı Winston Churchill’in de söylediği gibi ‘’Evlerimizi şekillendiririz, sonra onlar bizi şekillendirirler.’’</p>



<p>Hygge felsefesinde, düzenli olarak ‘’çevrim dışı’’ olma zamanları var. Elektronik aletlerden, durmak bilmeyen maillerden uzaklaşılıp elektronik cihazlarla ilişki bir süreliğine tamamen kesiliyor. Bu şekilde anda kalmak kolaylaşırken vücudumuzun sirkadyen ritmi de korunmuş oluyor. (Vücut ritmimiz yapay ışıklardan ve elektromanyetik dalgalardan olumsuz etkileniyor.)</p>



<p>İster içe dönük ister dışa dönük olalım, hepimizin yenilenmeye, tazelenmeye ihtiyacı var. Herkesin yöntemi farklı olmakla birlikte, hayattaki küçük mutlulukları yakalamak, bunların hazzına ve keyfine varmak ise hepimize iyi gelecek olan yegane yöntem. Örneğin akşamları yapay ışık yerine zaman zaman mum yakmak, bu ambiyansta sevdiklerimizle sohbet etmek gibi eylemler, avcı toplayıcı dönemde ateşin başında oturup birbirine hikayeler anlatan atalarımızın izini takip etmemizi sağlıyor ve bize kendimizi iyi hissettiriyor. Evde kendi pişirdiğimizi yemek, rahat kıyafetler giymek, yumuşak kilimler, yastıklar barındırmak, doğal ve sarı ışık tercih etmek, eğer seviyorsak bitki yetiştirmek ve canlı, renkli aksesuarlar barındırmak Hygge tarzı yaşam stillerine uygun seçenekler. Tabii ki her bireyin zevkleri ve tercihleri farklı olacaktır. Bu noktalara göre bize neyin iyi geldiğini bulmamız gerekiyor. </p>



<p>Hygge felsefesinde evi sıcak bir yuvaya çevirme fikrine ek olarak, ev dışındaki hayatımızı da keyif alarak ve anlamlı kılarak yaşama amacı var. Doğada daha çok vakit geçirmek, fiziksel aktivitelerde bulunmak bizi rahatlatıyor. Sosyal sorumluluk ve gönüllülük faaliyetleri, yaşadığımız toplum ve dünya için anlamlı olan şeyler yapmak ise varlık bilincimizi güçlendiriyor. Evcil hayvan beslemek, sokak hayvanları için faaliyetlere katılmak, toplumsal cinsiyet eşitliği için çalışmak, günümüzdeki en temel gündemlerden biri olan iklim krizi ve sürdürülebilirlik konularında grup ya da bireysel olarak sorumluluk üstlenerek daha yaşanılır bir dünya için mücadele etmek de Hygge felsefesinin toplumsal hayattaki tezahürleri. Hygge, temelini bazı değerlerden alan bir felsefe. Özgürlük, eşitlik adalet, tolerans, nezaket, sorumluluk duygusu, empati gibi değerlerin bu felsefeyi barındıran toplumlar nezdinde önemli yerleri olduğunu söylemek mümkün. Dolayısıyla bu felsefeyi içselleştirdikçe, daha iyi ve sağlıklı birer insan olacağımız, daha iyi insanlar oldukça daha iyi toplumlara evrileceğimiz bir dünya mümkün.  </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/sadeligin-ve-samimiyetin-felsefi-hali-hygge/">Sadeliğin ve Samimiyetin Felsefi Hali Hygge</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adı Gibi Bilge Bir Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/adi-gibi-bilge-bir-yonetmen-nuri-bilge-ceylan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şeyda Şabanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2020 13:20:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film & Sinema & Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür & Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[uzak flimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://borusanturuncu.com/?p=2371</guid>

					<description><![CDATA[<p>2008 yılındayız. Haberleri televizyondan takip ettiğimiz zamanlar. Bir akşam haberlerde Nuri Bilge Ceylan’ı görüyorum. Aldığı uluslararası ödülü “Yalnız ve güzel ülkesine” adıyor. Yalnız ve Güzel Ülkem. Ne kadar naif ve samimi bir ifade. Nuri Bilge Ceylan, çektiği Üç Maymun isimli filmiyle Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü alıyor. Taşrada doğup büyüyen, özgür bir çocukluk [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/adi-gibi-bilge-bir-yonetmen-nuri-bilge-ceylan/">Adı Gibi Bilge Bir Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>2008 yılındayız. Haberleri televizyondan takip ettiğimiz zamanlar. Bir akşam haberlerde Nuri Bilge Ceylan’ı görüyorum. Aldığı uluslararası ödülü  “Yalnız ve güzel ülkesine” adıyor. Yalnız ve Güzel Ülkem. Ne kadar naif ve samimi bir ifade. Nuri Bilge Ceylan, çektiği Üç Maymun isimli filmiyle Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü alıyor. Taşrada doğup büyüyen, özgür bir çocukluk geçiren ve bu sayede hayal gücü oldukça gelişen, fotoğrafçılığa çok meraklı bir genç olan Nuri Bilge Ceylan’ı daha yakından tanımak istediğimi fark ediyorum.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Yalnız ve Güzel Ülkem… Ne kadar naif ve samimi bir ifade.</p></blockquote>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="1024" height="683" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/07/borusan-turuncu-adi-gibi-bilge-bir-yonetmen-nuri-bilge-ceylan-1254X836-1024x683.jpg" alt="Adı Gibi Bilge Bir Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan" class="wp-image-2375" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/07/borusan-turuncu-adi-gibi-bilge-bir-yonetmen-nuri-bilge-ceylan-1254X836-1024x683.jpg 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/07/borusan-turuncu-adi-gibi-bilge-bir-yonetmen-nuri-bilge-ceylan-1254X836-300x200.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/07/borusan-turuncu-adi-gibi-bilge-bir-yonetmen-nuri-bilge-ceylan-1254X836-768x512.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/07/borusan-turuncu-adi-gibi-bilge-bir-yonetmen-nuri-bilge-ceylan-1254X836.jpg 1254w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Bu yazıda Nuri Bilge Ceylan’ın otobiyografisinden ya da filmlerinin kronolojik sıralamasından bahsetmeyeceğim. İnternette sayısız kaynakta bu bilgiler yer alıyor. Ben, Nuri Bilge Ceylan’ın karakterinin çok bilinmeyen noktalarını, filmlerinin kamera arkasındaki diyaloglarından öğrendiklerimi ve adı gibi Bilge olan bu yönetmenin, benim hayatımdaki yerinden bahsedeceğim.</p>



<p>Belirttiğim gibi, kırsalda doğup büyüyen ve lise yıllarında büyük şehre gelen Nuri Bilge Ceylan, üniversite eğitimini tamamladıktan sonra yurtdışına gider ve uzun süre orada yalnız yaşar. Bu dönemde yalnızlık üzerine çokça düşünür. Hayatın anlamını sorgular, ve kaçınılmaz bir melankoli onu sarmaşık gibi sarar. Aradığı anlamı ülke değiştirmekte bulabileceğini düşünerek, Nepal’e Himalayalar’a kadar gider, kilometrelerce yürür. Ancak aradığı anlam, yer değiştirmekle bulunmaz. Türkiye’ye geri döner ve film yapmaya karar verir.</p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="1024" height="642" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/07/borusan-turuncu-adi-gibi-bilge-bir-yonetmen-nuri-bilge-ceylan-Koza-1024x642.jpg" alt="Nuri Bilge Ceylan’ın Koza filminden" class="wp-image-2372" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/07/borusan-turuncu-adi-gibi-bilge-bir-yonetmen-nuri-bilge-ceylan-Koza-1024x642.jpg 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/07/borusan-turuncu-adi-gibi-bilge-bir-yonetmen-nuri-bilge-ceylan-Koza-300x188.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/07/borusan-turuncu-adi-gibi-bilge-bir-yonetmen-nuri-bilge-ceylan-Koza-768x481.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/07/borusan-turuncu-adi-gibi-bilge-bir-yonetmen-nuri-bilge-ceylan-Koza.jpg 1254w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>Nuri Bilge Ceylan’ın Koza filminden</figcaption></figure>



<p>Rus edebiyatına çok büyük ilgi duymakla birlikte, Tarkovsky hayranı olan Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerinde Rus edebiyatına dair izler görürüz. Kış Uykusu filminde Rus yazar Çehov’dan esintiler vardır. 1995 yılında ilk kısa filmi Koza’yı çeker, Hiç diyalog olmayan ve siyah beyaz çekilen bu kısa filmde annesi ve babası da oynar. Görsel açıdan oldukça başarılı bir filmdir, barındırdığı doğa görüntüleri ve müzikleri ile beraber Cannes’ta gösterilir. Bu film benim de favorilerimdendir çünkü profesyonel oyuncu olmayan annesi ve babası, filme o kadar yakışmıştır ki, babasının hüzünlü yüz ifadesi filme derin bir etkileyicilik katar. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerinde Rus edebiyatına dair izler görürüz.</p></blockquote>



<p>Nuri Bilge Ceylan taşrada büyümüştür ve kendi çocukluk hatıralarını, kendi deyimiyle “üzerine yağan imgelerle” birleştirerek, taşranın rutinini anlattığı ve değer yargılarını sorgula(t)tığı filmler çeker. </p>



<p>Nuri Bilge Ceylan filmlerinin uzun ve sıkıcı olduğunu düşünenler toplumun geniş bir kesimini oluştururlar. Gerçekten öyle midir peki? Bu soruya yanıt vermeden önce, sanat ve sinema kavramları üzerine düşünmek gerekir belki. Sanatın güzel ve estetik olandan duyulan haz olduğunu, sinemanın da sanatın kendini  ifade etme biçimlerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. Buradan haraketle, evet Nuri Bilge Ceylan kendi hayalgücünde filizlenen, insanı ve insan doğasını, kimi zaman doğrudan, kimi zaman imgeler ve metaforlar kullanarak anlattığı uzun filmler çekmektedir. Bazen dakikalarca herhangi bir aksiyon yaşanmayan, durağan sahneler görürüz.</p>



<p>Yönetmen bu durumla ilgili “Ben filmlerimi herkesin sevmesini beklemiyorum. Ben seyirciden aktif olarak filme katılmasını ve filmle ilgili fikir yürütmesini bekliyorum. Bu da seyircilerin çok sevdiği bir alışkanlık değil” der. Onun filmlerinde doğrudan anlatılmayan, bilerek gizli kalan ve seyircinin yorumuna bırakılan karanlık alanlar vardır. Nitekim Kış Uykusu filminin kamera arkası çekimlerinde duyduğumuz “Oyunculuk gizlemektir, göstermek değil” cümlesiyle açıktan açığa vurgulanmayan, gizemli ve hayal edilebilir olanın ayrıcalığını vurgular.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Nuri Bilge Ceylan filmlerinde bilerek gizli kalan ve seyircinin yorumuna bırakılan karanlık alanlar vardır.</p></blockquote>



<p>Bence Nuri Bilge Ceylan’ı bu kadar önemli ve özel yapan, kafasının içinde yarattığı dünyayı filmleştirebilme yolunda inatçı ve kararlı olması. Eşi Ebru Ceylan, Nuri Bilge Ceylan’nın mükemmeliyetçi, detaylara önem veren ve kontrolcü bir yönetmen olduğunu belirtiyor. Yönetmen kendisi de bunu kabul ediyor, İklimler’den başka hiçbir filminde kendisini oynamıyor çünkü kameranın önündeyken, arkasındaki ekibi yeterince kontrol edemediğini düşünüyor. Her film öncesi çekimler defalarca tekrarlanıyor, oyunculara hayalindeki rolü anlatmaya çalışıyor, sabırlar tükeniyor ancak ortaya çıkan iş o kadar değerli oluyor ki, her film Cannes’ta özel bir ilgi ve saygıyla karşılanıyor. Nuri Bilge Ceylan filmlerinin kamera arkasında yaşananları internette bulabilirsiniz, bu belgesellerin en az filmlerin kendisi kadar güzel ve keyifli olduğunu söyleyebilirim.</p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="1024" height="574" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/07/borusan-turuncu-adi-gibi-bilge-bir-yonetmen-nuri-bilge-ceylan-iklimler-1024x574.jpg" alt="İklimler filminden bir sahne." class="wp-image-2373" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/07/borusan-turuncu-adi-gibi-bilge-bir-yonetmen-nuri-bilge-ceylan-iklimler-1024x574.jpg 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/07/borusan-turuncu-adi-gibi-bilge-bir-yonetmen-nuri-bilge-ceylan-iklimler-300x168.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/07/borusan-turuncu-adi-gibi-bilge-bir-yonetmen-nuri-bilge-ceylan-iklimler-768x431.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/07/borusan-turuncu-adi-gibi-bilge-bir-yonetmen-nuri-bilge-ceylan-iklimler.jpg 1254w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>İklimler filminden bir sahne.</figcaption></figure>



<p>Nuri Bilge Ceylan’a en çok saygı duyduğum konulardan birisi de oyuncu seçimlerindeki başarısıdır. Çekeceği yeni filmin hikayesi kafasında şekillenirken ve senaryosunu oluştururken, role en uygun karakteri seçmeye çalışır, sadece ünlü veya popüler olduğu için herhangi bir oyuncuyu filmlerinde oynatmaz. Oyuncu seçimlerindeki başarısını bence Bir Zamanlar Anadolu’da filmi ile zirveye taşımıştır, bu filmde Yılmaz Erdoğan, Fırat Tanış, Ahmet Mümtaz Taylan gibi oyuncularla çalışmış ve rol – karakter eşleştirmesini o kadar başarılı bir şekilde yapmıştır ki, hepsi oldukça ünlü olan bu oyuncular, filmde canlandırdıkları karakter ile bütünleşmişlerdir. </p>



<p>Tarkovsky gibi, Nuri Bilge Ceylan gibi yönetmenlerin filmlerinde gördüğümüz şey aslında yalın ve şiirsel bir anlatımdır. Sinema edebiyatla iç içe geçmiştir, hem edebi hem hayata dair çok anlamlı sahneler ve diyaloglar barındırır. 2018 yılında çektiği Ahlat Ağacı filmi, barındırdığı diyaloglarla, Nuri Bilge Ceylan’nın en çok diyalogun yer aldığı filmi olabilir. Ahlat Ağacı filmi, Ceylan’ın daha önce hiç yapmadığı bir şeyi yaptığı başrolü iki komedyene (Doğu Demirkol ve Murat Cemcir) emanet ettiği bir filmdir, bu da Ceylan’ın ne kadar cesur bir yönetmen olduğunu gösteriyor. Murat Cemcir kendisi ile yapılan bir röportajda Nuri Bilge Ceylan rolü ona teklif ettiğinde “Gerçekten emin misin?” diye sorduğunu belirtiyor. Ceylan’ın ne kadar başarılı bir cast seçimi yaptığını, filmi izlediğimizde görüyoruz çünkü Murat Cemcir filmde taşrada yaşayan ve davranışları yüzünden dışlanan, aykırı diyebileceğimiz bir karakteri canlandırıyor, ancak bu karakterin hüzünlü bir tarafı da var. Bence de bu rol için Murat Cemcir’den daha iyi bir oyuncu bulunamazdı.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Tarkovsky gibi, Nuri Bilge Ceylan gibi yönetmenlerin filmlerinde gördüğümüz şey aslında yalın ve şiirsel bir anlatımdır.</p></blockquote>



<p>Filmlerinde çoğunlukla kişiler arasındaki ilişkilerin derinliklerine, süregelen anlam arayışlarına yer veren yönetmen, taşrada doğup büyümüş olmasının sayesinde taşradaki güç ilişkilerini, kişilerin psikolojik sıkıntılarını, varolma mücadelelerini o kadar yalın ve çarpıcı bir şekilde anlatıyor ki, filmin içine dahil olup, karakterle bütünleşmemek imkansız hale geliyor. 2002 yılında çektiği Uzak filminde ise, kırsaldan uzaklaşıp, şehirde yaşayan insanların yalnızlığı ve birbirlerine uzaklığını, karlı İstanbul görüntülerini arka plana alarak anlatıyor. Uzak filmi, bana göre görselliğin en başarılı olduğu filmlerinden biridir.</p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="1024" height="549" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/07/borusan-turuncu-adi-gibi-bilge-bir-yonetmen-nuri-bilge-ceylan-Uzak-1024x549.jpg" alt="Uzak filminden bir sahne." class="wp-image-2374" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/07/borusan-turuncu-adi-gibi-bilge-bir-yonetmen-nuri-bilge-ceylan-Uzak-1024x549.jpg 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/07/borusan-turuncu-adi-gibi-bilge-bir-yonetmen-nuri-bilge-ceylan-Uzak-300x161.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/07/borusan-turuncu-adi-gibi-bilge-bir-yonetmen-nuri-bilge-ceylan-Uzak-768x412.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/07/borusan-turuncu-adi-gibi-bilge-bir-yonetmen-nuri-bilge-ceylan-Uzak.jpg 1254w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>Uzak filminden bir sahne.</figcaption></figure>



<p>Nuri Bilge Ceylan’ın, filmlerinde seyircinin pasif izleyici konumundan, aktif katılımcı konumuna geçmesini beklediğini belirtmiştim. Yönetmen, seyirciyi düşündürerek, sorgulatarak seyircinin kafasını karıştırır ve her bir filmiyle hayatın farklı bir penceresinden baktırır. Nuri Bilge Ceylan filmlerinin bana sağladığı en önemli kazanım ise, sanatta, özellikle sinemada ne istediğini bilen ve daha talepkar biri olma yolunda adım atmış olmamdır, bu anlamda farkındalık kazandırmasıdır. Dünya sinemasına adını yazdırmış yönetmenlerin, izleyiciye neyin ne olduğunu taraflı bir bakış açısıyla empoze etmektense, “Ben böyle düşünüyorum ve bu filmi çektim, bakalım film sende nasıl bir his uyandıracak ve sana neler düşündürecek?” diyen kişilerin olduğunu sonsöz olarak ekleyelim.  </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/adi-gibi-bilge-bir-yonetmen-nuri-bilge-ceylan/">Adı Gibi Bilge Bir Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Minimalist Yaşam</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/minimalist-yasam/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şeyda Şabanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Nov 2018 17:23:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[minimal yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşım toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[yavaş yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://localhost/turuncu/?p=1037</guid>

					<description><![CDATA[<p>Minimalist yaşam&#8230; Hep duyduğumuz ama kenarından yürüyüp geçtiğimiz ifadelerden biri daha. Son zamanlarda zihnim tek bir sorunun etrafında dönüp duruyor. “Sahip olmak mı yoksa olmak mı?” Sahip olmak ile dolabımda gün yüzüne çıkmayı bekleyen bir sürü kıyafetimi, bir gün lazım olur diye aldığım fakat hiç kullanmadığım birçok aksesuarı ve odamda yer kaplayan, atmaya kıyamadığım eşyalarımı [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/minimalist-yasam/">Minimalist Yaşam</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Minimalist yaşam&#8230; Hep duyduğumuz ama kenarından yürüyüp geçtiğimiz ifadelerden biri daha. Son zamanlarda zihnim tek bir sorunun etrafında dönüp duruyor. “Sahip olmak mı yoksa olmak mı?” Sahip olmak ile dolabımda gün yüzüne çıkmayı bekleyen bir sürü kıyafetimi, bir gün lazım olur diye aldığım fakat hiç kullanmadığım birçok aksesuarı ve odamda yer kaplayan, atmaya kıyamadığım eşyalarımı kast ediyorum. Olmak ise, daha derin bir anlam barındırıyor, yaşam yolculuğumuzun en temel iki sorusuna odaklanıyor: “Ben kimim?”, “Varoluşumun amacı ne?” Beynimi bir kitap gibi avuçlarımın arasına almış, satırlarını okumaya ve anlamaya çalışıyorum.</p>



<p>Nispeten küçük bir alanda ve az eşya ile yaşamaya başlamam bir karavan vesilesiyle oldu. Özgür ruhluluk ve maceraperestlik içeren bir hikaye anlatmayacağım. Karadeniz’in yemyeşil doğasında dünyaya merhaba diyen, doğa tutkunu bir anne babanın kızı olarak, doğadan ayrı büyümem düşünülemezdi elbette. İstanbul’un akciğerleri olarak bilinen, şehrin en kuzeyinde yer alan Sarıyer – Kilyos’taki ormanlık bir alanda keşfettiğimiz karavan köyünün sakini olmaya karar vermiştik uzun süre önce. İş ve okul hayatlarımıza şehir merkezindeki evimizden devam edecek, geri kalan tüm zamanlarımızı ise karavanda geçirecektik.</p>



<h2><strong>KARAVAN YAŞAMINDAN ÖĞRENDİKLERİM</strong></h2>



<p>Bir karavanda yaşamayı şöyle tarif edebilirim size. Öncelikle şehrin rahatlığını geride bırakıyorsunuz, maksimum alan yaratılması amacıyla karavanın içine yerleştirilen minicik dolaplara 2-3 parça eşyanızı sığdırmanız gerekiyor. Yatağınız ise gerektiğinde toplanıp, masa haline getirilebilecek şekilde dizayn edilmiş. Ormandan karavanınıza gelen su her daim buz gibi, bu sebeple sıcak su ile duş alabilmek büyük bir lüks. İlla sıcak su ile duş almak isterseniz, bir süre güneşte bırakılıp, doğal yollarla ısınan suyu kullanabilirsiniz. Elektriğiniz mevcut fakat her an gitme ihtimali var. Beklenmeyen bir anda giden elektrik, aile üyelerinizle ve dostlarınızla oturup, yıldızlara bakarak çay içerken sohbet etme fırsatı yaratabiliyor. Çünkü yıldızların ne kadar parlak olduğunu karanlıkta fark ediyorsunuz. Sabah kahvaltınızı hazırlarken, kendi yetiştirdiğiniz sebzeleri bahçenizden kendi elinizle kopartıyorsunuz. Bir domates tohumunun toprağa bırakıldığı andan itibaren nasıl büyüdüğünü izliyor ve tüm cömertliği ile size sunduğu domatesleri keyifle ve doğaya minnetle yiyorsunuz.&nbsp; Karavanda yaşam, sevdiklerinizle ve doğa ile kopan bağların güçlendiği bir yaşam tarzı.</p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="960" height="720" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2018/11/karavanfoto.jpg" alt="KARAVAN YAŞAMINDAN ÖĞRENDİKLERİM" class="wp-image-1038" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2018/11/karavanfoto.jpg 960w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2018/11/karavanfoto-300x225.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2018/11/karavanfoto-768x576.jpg 768w" sizes="(max-width: 960px) 100vw, 960px" /></figure>



<p></p>



<p>Karavan köyün bir parçası olunca, doğadaki binbir çeşit canlıyla da etkileşime giriyorsunuz ve doğayı çok daha yakından tanıma fırsatı buluyorsunuz. En çok ilgimi çeken ise beni “yavaş yaşam” tarzı ile kendine hayran bırakan bir kaplumbağa ile karşılaşmak oldu. Evini sırtında taşıyan ve hayatında aceleye yer olmayan bu canlı, modern şehir yaşamında devamlı bir yerlere yetişme telaşında olan bizlere çok şey anlatıyor aslında. Ve dünya üzerinde en uzun süre yaşayan hayvanlardan birinin kaplumbağa olması da bu sebeple tesadüf değil. Her gün aynı saatte bahçemize gelip uzayan otları sakince yiyen bu canlı, her seferinde “bu hayatı biraz daha basit yaşayın, onu karmaşık hale getiriyorsunuz” bakışı attıktan sonra yavaş adımlarla gözden kayboluyor.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Karavanda yaşam, sevdiklerinizle ve doğa ile kopan bağların güçlendiği bir yaşam tarzı.</p></blockquote>



<p></p>



<h2><strong>TÜKETİM TOPLUMUNDAN PAYLAŞIM TOPLUMUNA</strong></h2>



<p>İhtiyaçlarımıza yönelik faydalı ve çeşitli ürünlerin üretilip bizlere sunulması, insanlık tarihinin eşsiz ilerlemesinin önemli bir sonucu elbette. Tıpta, teknolojide, doğa bilimlerinde yaşanan gelişmeler, Homo Sapiens’in bitmek bilmeyen merakının oluşturduğu evrensel mirasın bir tezahürü. Fakat bir yandan da oluşturulan tüketim toplumu, üyelerini zaman zaman buhrana sürükleyebiliyor. Ortaya çıktığı ilk günden beri önce hayatta kalma savaşı verip, bunda başarıya ulaştıktan sonra varoluşunu sorgulamaya başlayan insanın varoluşunu “tüketmek ve sahip olmak” ile anlamlandırıyor olması, bir süre sonra karakter aşınması yaşamasına sebep olabiliyor.&nbsp;<em>Sahip Olmak ya da Olmak</em>&nbsp;kitabının yazarı Erich Fromm’a göre, nesnelere sahip olmak, onları elde edip kendi egemenliğine almak ve saklamak türündeki bir tutku, insanın doğumu ile birlikte onda var olan bir duygu değildir, toplumsal gelişmelerin ve koşulların insan türü üzerinde etkili olması sonucu ortaya çıkar. Buradan şu sonucu çıkartabiliriz, kendi özgür irademiz ve bilincimiz ile birlikte ihtiyaç fazlası tüketimi durdurabilir ve daha paylaşımcı bir toplum inşa <a href="https://borusanturuncu.com/category/konular/uzmanlardan-tuyolar/">edebiliriz.</a></p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>İhtiyaç fazlası tüketimi durdurabilir ve daha paylaşımcı bir toplum inşa edebiliriz.</p></blockquote>



<p>“Peki bunu nasıl yapabiliriz?” sorusuna cevap ararken, minimalizm ve minimalist yaşam kavramları ile karşılaştım. <a rel="noreferrer noopener" aria-label="“Peki bunu nasıl yapabiliriz?” sorusuna cevap ararken, minimalizm ve minimalist yaşam kavramları ile karşılaştım. Minimalizm, en basit ifadesiyle 1960’lı yıllarda ortaya çıkan bir sanat akımı olarak tanımlanabilir. Nesnelerin ve mekanların sadeliğine ve işlevselliğine odaklanan, abartıdan ve aşırı tüketimden uzak durmayı benimseyen bu akım, zamanla bir yaşam felsefesine dönüşür. Günümüzde oldukça popüler olan bu düşünce akımının, Eski Yunan’da bile gündemde olduğunu öğrendiğimde oldukça şaşırmıştım. Eski Yunan’daki en ünlü filozoflardan biri olan Platon der ki “Önemli olan hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır.” İçsel zenginliğimiz ne kadar çok olursa, dışarıdan bir şey almaya o kadar az ihtiyaç duyarız. Böylelikle kendimizi çok daha özgür hissedebiliriz. Kendi içimize, kendi ağırlık merkezimize yapacağımız bir yolculuk, içsel aydınlanmamızı yaşamamıza vesile olacaktır. Belki bu şekilde mutluluğu tüketmekte değil, paylaşmakta bulacağız. (opens in a new tab)" href="http://www.wikizeroo.net/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvTWluaW1hbGl6bQ" target="_blank">Minimalizm</a>, en basit ifadesiyle 1960’lı yıllarda ortaya çıkan bir sanat akımı olarak tanımlanabilir. Nesnelerin ve mekanların sadeliğine ve işlevselliğine odaklanan, abartıdan ve aşırı tüketimden uzak durmayı benimseyen bu akım, zamanla bir yaşam felsefesine dönüşür. Günümüzde oldukça popüler olan bu düşünce akımının, Eski Yunan’da bile gündemde olduğunu öğrendiğimde oldukça şaşırmıştım. Eski Yunan’daki en ünlü filozoflardan biri olan Platon der ki “Önemli olan hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır.” İçsel zenginliğimiz ne kadar çok olursa, dışarıdan bir şey almaya o kadar az ihtiyaç duyarız. Böylelikle kendimizi çok daha özgür hissedebiliriz. Kendi içimize, kendi ağırlık merkezimize yapacağımız bir yolculuk, içsel aydınlanmamızı yaşamamıza vesile olacaktır. Belki bu şekilde mutluluğu tüketmekte değil, paylaşmakta bulacağız.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>İçsel zenginliğimiz ne kadar çok olursa, dışarıdan bir şey almaya o kadar az ihtiyaç duyarız.</p></blockquote>



<p>Minimalizmi ve minimalist yaşamı bir hayat felsefesi olarak benimsemek belki ruhlarımızı hafifletebilir. Kullanmadığımız fazlalıklardan kurtuldukça, hatta bir fırsatını bulup, bu fazlalıkları sosyal ağlar üzerinden ihtiyacı olanlarla paylaştıkça ve paylaşıma dayalı bir insanlık zinciri yarattıkça varoluşumuzu anlamlandırabiliriz. Hayatı uzunlamasına değil, derinlemesine yaşayabilirsek, kaygılarımızı azaltabiliriz. Belki de kullandığımız “şeylerin” markalarına ve sayılarına değil, işlevselliklerine bakma zamanı gelmiştir. Sadeliğin güzelliğini belki bu şekilde keşfedebiliriz.</p>



<p>Bir çocuk kitabı olarak yazılan fakat her yetişkinin okuması gereken&nbsp;<em><a href="https://listelist.com/buyuklerin-kucuk-prensden-ogrendigi-11-hayat-dersi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener" aria-label="Bir çocuk kitabı olarak yazılan fakat her yetişkinin okuması gereken&nbsp;Küçük Prens&nbsp;isimli kitapta Antoine de Saint Exupéry’in de dediği gibi, “Kıtlık ekmeğin paylaşılmasına yol açar. Ekmeğin paylaşılması ise ekmekten daha tatlıdır.” (opens in a new tab)">Küçük Prens</a></em>&nbsp;isimli kitapta Antoine de Saint Exupéry’in de dediği gibi, “Kıtlık ekmeğin paylaşılmasına yol açar. Ekmeğin paylaşılması ise ekmekten daha tatlıdır.”</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/minimalist-yasam/">Minimalist Yaşam</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
