<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>doğa etiketli içerikler - Borusan Turuncu</title>
	<atom:link href="https://borusanturuncu.com/tag/doga/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://borusanturuncu.com/tag/doga/</link>
	<description>Yolu Borusan&#039;dan Geçen Hikâyeler</description>
	<lastBuildDate>Wed, 27 Nov 2024 08:31:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/12/cropped-turuncu-blog-06-32x32.png</url>
	<title>doğa etiketli içerikler - Borusan Turuncu</title>
	<link>https://borusanturuncu.com/tag/doga/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dünyaya Faydalı Olma Sözümüz Var!</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/dunyaya-faydali-olma-sozumuz-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Levent Kocabıyık]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 21 Apr 2021 14:27:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[çevre felaketleri]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[dünya günü]]></category>
		<category><![CDATA[iklim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://borusanturuncu.com/?p=3100</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün “Dünya Günü”! Çocuklarımıza yaşanabilir bir dünya bırakmak bizim en büyük sorumluluğumuz ve bugün bunun ne kadar önemli olduğunu konuşmak için en doğru zaman. Bu özel gün hepimize bir çağrıda bulunuyor; dünyaya faydalı olma sözümüzü tutma zamanı geldi! Çevre felaketleri, iklim krizi, kirlilik gibi birçok konunun herkesin ana gündemi olduğu bu dönemde dünyamız için yapabileceklerimizi [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/dunyaya-faydali-olma-sozumuz-var/">Dünyaya Faydalı Olma Sözümüz Var!</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bugün “Dünya Günü”! Çocuklarımıza yaşanabilir bir dünya bırakmak bizim en büyük sorumluluğumuz ve bugün bunun ne kadar önemli olduğunu konuşmak için en doğru zaman.</p>



<p>Bu özel gün hepimize bir çağrıda bulunuyor; dünyaya faydalı olma sözümüzü tutma zamanı geldi! Çevre felaketleri, iklim krizi, kirlilik gibi birçok konunun herkesin ana gündemi olduğu bu dönemde dünyamız için yapabileceklerimizi düşünme fırsatı karşımızda duruyor. Belki bugün insanlığın karşılaştığı en büyük sorunla karşı karşıyayız, ama “Dünya Günü” bize “Hala çok geç değil, hadi hep birlikte harekete geçelim” diyor!</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Hepimizin gittiği yol, seçtiği yöntem, almaya hazır olduğu sorumluluk farklı. Ama amacımız ortak: sadece kendimiz için değil gelecek nesiller ve tüm yaşam öğeleri için de dünyaya faydalı olmak!</p></blockquote>



<figure class="wp-block-image"><img width="1024" height="682" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2021/04/1280x853-borusan-turuncu-dunyaya-faydali-olma-sozumuz-var-1024x682.jpg" alt="Dünyaya Faydalı Olma Sözümüz Var!" class="wp-image-3101" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2021/04/1280x853-borusan-turuncu-dunyaya-faydali-olma-sozumuz-var-1024x682.jpg 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2021/04/1280x853-borusan-turuncu-dunyaya-faydali-olma-sozumuz-var-300x200.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2021/04/1280x853-borusan-turuncu-dunyaya-faydali-olma-sozumuz-var-768x512.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2021/04/1280x853-borusan-turuncu-dunyaya-faydali-olma-sozumuz-var.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Son birkaç yıldır, global ölçekte hep birlikte bir mücadele başlattık. Yeni devreye alınan kamu düzeyinde çalışmalar, özel kurumların belirlediği karbon sıfırlama politikaları, bireysel inisiyatifler bu mücadelenin önemli unsurları arasında kendine yer buldu. Artık hepimiz, sürdürülebilirlik kavramının hem kamunun hem de özel sektörün temel konularından biri haline geldiğini biliyoruz. Söz konusu gelecek nesiller ve yaşamın tüm canlılar için devamlılığı olduğunda aslında ortada görmezden gelemeyeceğimiz tek bir gerçek var; sürdürülebilirlik politikaları… Hepimizin gittiği yol, seçtiği yöntem, almaya hazır olduğu sorumluluk farklı. Ama amacımız ortak: sadece kendimiz için değil gelecek nesiller ve tüm yaşam öğeleri için de dünyaya faydalı olmak! </p>



<p>Ne kadar farkındayız bilmiyorum ama gençler bize bu sorumluluğumuzu hatırlatmak için oldukça istekliler. Çok şanslıyız ki yanımızda geleceği önemseyen, iklim kriziyle öncelikli olarak ilgilenen dinamik ve çözüme odaklanmış gençler var. Ve kendi geleceklerini inşa etmek için şartları zorlamaya hazır olan bu jenerasyondan öğrenecek çok şeyimiz bulunuyor. Onlar sayesinde bugün bireysel olarak hayatımıza birçok yenilik katıyoruz. Artık hepimiz, kağıt işlerini azaltıp işlemleri online yapmamız ya da tek kullanımlık ürünlere, plastik poşetlere veda etmemiz gerektiğini biliyoruz. Yürüme mesafesinde olan yerlere yürüyerek veya bisikletle gitmek, doğa dostu araçları kullanmak, işe giderken araç paylaşmak, ikinci el eşya kullanmak gibi pek çok yöntemi onlarla birlikte yeniden hatırlıyoruz.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Borusan olarak geçmiş tecrübemiz ve bugünkü donanımımız ile gelecek için harekete geçiyor, bu sorumluluğu yerine getirmek için çalışıyoruz.</p></blockquote>



<p>Bu çabaların her biri çok kıymetli ve umut verici olmakla birlikte biz büyük şirketlerin desteğiyle daha da anlamlı hale gelecekleri de bir gerçek. Ancak bizler bugün adımlarımızı düşünerek atarsak, iş dünyasındaki etkimizi, bıraktığımız izleri sürdürülebilirlik çerçevesinde bir kez daha gözden geçirirsek, o zaman gerçek bir sonuç almak mümkün olur. Gerçekten fark yaratabilir, birçok insanı etkileyebiliriz… O yüzden tam da bugün, “Dünya Günü”, var olan süreçlerimizi incelememiz, neleri daha iyi yapabileceğimizi keşfetmemiz ve kendimize bir yol çizmemiz için en doğru gün.</p>



<p>Borusan olarak insan, iklim ve inovasyon odak alanlarımız sürdürülebilirlik için büyük önem taşıyor. Bu üç başlıkta birbirini tamamlayan projelerle yaşanabilir bir gelecek için çalışıyoruz.  “Bu memlekete gönül borcum var, hayatım boyunca bunu ödemek için çalıştım” diyen Borusan Holding’in kurucusu, sevgili dedem Asım Kocabıyık’ın açtığı yolda hedefleri daha da ileriye taşıyarak yürümeye devam ediyoruz. Bizim çocuklarımıza ve gelecek nesillere karşı sorumluluğumuz var. Ve Borusan olarak geçmiş tecrübemiz ve bugünkü donanımımız ile gelecek için harekete geçiyor, bu sorumluluğu yerine getirmek için çalışıyoruz. </p>



<p>Şimdi hepimiz için durup düşünme vakti. Hadi hep birlikte gereksiz ışıkları kapatalım, elimiz paketli gıdaya gitmesin, musluklar boş yere açık kalmasın… Sadece evimizde otururken bile üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmenin ne kadar önemli olduğunun farkına varalım. Siz bunları yaparken biz de Borusan olarak adımlar atarak tüm yaptıklarınızın bir anlamı olduğunu, dünyayı hep birlikte yaşanabilir bir hale getirebileceğimizi gösterelim. Ve en önemlisi bu önemli günde dünyaya olan sözünü tutan bireyler olarak farkına vardıklarımızı yaşadığımız her anımıza yayalım…   </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/dunyaya-faydali-olma-sozumuz-var/">Dünyaya Faydalı Olma Sözümüz Var!</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağaçlardan Yaşama Dair Tavsiyeler</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/agaclardan-yasama-dair-tavsiyeler-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semra Akman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Jun 2020 08:08:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[ağaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[ağaçlar ve iklimler]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://borusanturuncu.com/?p=2338</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde bir belgeselde bir meşe ağacının yaşam mücadelesini izledim. Ağaçlar beni her zaman cezbeder ve ilgimi çeker. Zaman zaman, aslında biraz tuhaf gelse de, ağaçların canlıların mükemmelleşmiş bir formu olduğunu düşünürüm. Canlı türlerinin pek de gelişmiş bir formu olarak değerlendirilmeyen ağaçlar bende neden böyle bir düşünce uyandırıyor? Tüm dünya minimum-enerji maksimum düzensizlik ekseninde hızla [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/agaclardan-yasama-dair-tavsiyeler-2/">Ağaçlardan Yaşama Dair Tavsiyeler</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Geçtiğimiz günlerde bir <a href="http://www.renkyapim.com.tr/mese-agacinin-mevsimsel-degisimi-belgeseli-renk-yapim/">belgeselde</a> bir meşe ağacının yaşam mücadelesini izledim. Ağaçlar beni her zaman cezbeder ve ilgimi çeker. Zaman zaman, aslında biraz tuhaf gelse de, ağaçların canlıların mükemmelleşmiş bir formu olduğunu düşünürüm. Canlı türlerinin pek de gelişmiş bir formu olarak değerlendirilmeyen ağaçlar bende neden böyle bir düşünce uyandırıyor?<br></p>



<p>Tüm dünya minimum-enerji maksimum düzensizlik ekseninde hızla devinirken onlar sanki değişmiyorlarmış gibi görünüp sürekli değişime uğradıkları uzun soluklu bir mücadele verirler. İlk bakışta hiç hareket etmeyen, her türlü dış etkiye açık ve bunlarla mücadele etme kapasitesi olmadığını düşündüren bir yapıları var, ama gerçekten öyle mi?</p>



<p>Bana göre her ağaç ayrı bir dünya gibidir, kendisi ile birlikte binlerce canlı türünü barındırır üzerinde, içinde. Var olmak, çiçek açmak, meyve vermek, tohumlarını en uygun şekilde saçarak türünün devamını sağlamak dışında bir amaca ihtiyaçları yoktur. Onların yaşam süreçlerinin hemen hemen her adımından bir ders çıkarmak mümkün. <br></p>



<p>Ne demek istiyorum?</p>



<p><strong>OLAĞANÜSTÜ UYUM&nbsp;</strong></p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignright"><img loading="lazy" width="320" height="461" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/06/Agaclarin-Gizli-Yasami-Kitap-Kapagi.jpg" alt="Ağaçlardan Yaşama Dair Tavsiyeler" class="wp-image-2341" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/06/Agaclarin-Gizli-Yasami-Kitap-Kapagi.jpg 320w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/06/Agaclarin-Gizli-Yasami-Kitap-Kapagi-208x300.jpg 208w" sizes="(max-width: 320px) 100vw, 320px" /></figure></div>


<p>Ağaçlar sabittir, ama tohumları yıllar, yüzyıllar süren bir yolculukla bütün dünyaya yayılmışlardır. Dünyanın uzak köşelerinde pek çok aynı cinsten ağaçlar görürüz. Bazıları göç ettikleri coğrafyaların isimleriyle anılsa da uyum sağlayabildikleri her iklimde vardırlar. Onlar için sınır sadece iklim şartlarıdır.</p>



<p>Ağaçlar tek başlarına iklimi değiştiremezler ama, olağanüstü uyum yetenekleri vardır ve çoğaldıkları yerlerde de iklimi değiştirirler. İklim üzerinde yarattıkları bu etki, varlıkları kadar yokluklarıyla da olur. Evliya Çelebi’nin günlerce ormanlık arazide yürüdüğünü yazdığı güneydoğu bölgemizde bugünlerde ormana rastlamak pek kolay değil.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Ağaçlar tek  başına ikim değiştiremez ama çoğaldıkları yerlerde iklimi değiştirirler.</p></blockquote>



<p>Ağaçlar çocuklarının büyüme ve olgunlaşma hızlarını ayarlayabilmek için onlara gölge yaparlar. Her ağaç güneşe doğru büyür, ama yeterince kalınlaşmamış gövdesiyle gökyüzüne fazlaca uzanmış bir fidan yağmur ve rüzgâr karşısında çaresiz kalabilir. Ben bunu çocuklarımızın bilgi ve deneyim biriktirerek bizlerden bağımsız hale gelme sürecine benzetiyorum. Aslında çocuklarımız doğdukları günden itibaren bir bağımsızlık mücadelesi verirler, ebeveynler olarak bizler de bu hedefe güçlenerek ulaşmalarını sağlamayı görevimiz olarak görüyoruz.</p>



<p><strong>DOĞANIN DAYANIŞMASI</strong></p>



<p>Tek cins ağaçtan oluşan ormanların ömrünün kısa olduğunu okumuştum. Tam da organizasyonlarda çeşitlilik konusunun gündemimizde olduğu bu dönemde ağaçlardan bu konuda da öğreneceklerimiz var. Bir orman farklı türlerde ağaçlardan oluşuyorsa yüz yıllar boyu yaşaması şaşırtıcı olmuyor. Çünkü her türün birbirine destek olup koruyacağı, eksik besinini tamamlayıp yaşaması için çalışacağı ortam böylece oluşuyor. Ben yaprak döken ağaçların kışın yaprak dökmeyen türlere kökleri aracılığıyla gıda gönderdiğini öğrendiğimde çok şaşırmıştım.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Bir orman farklı türlerde ağaçlardan oluşuyorsa yüz yıllar boyu yaşar.</p></blockquote>



<p>Ağaçların birbiriyle haberleşmesi ise apayrı bir konu. Yaprakları zürafaların popüler bir gıdası olan ağaçlar yapraklarını koruyabilmek için tadını bozan bir kimyasal madde gönderirlermiş saldırıya uğradıklarında. Ancak bu süreç çok yavaş çalıştığı için ilk saldırıya uğrayan kendini kurtaramazmış ama civardaki arkadaşlarına saldırıyı haber vererek erken önlem almalarını sağlarmış. Bunu bilen zürafa da bir ağaçla işini bitirdiğinde yakındakilere değil uzaktaki bir ağaca yönelirmiş. Bir mesajı iletmenin bildiğimizden farklı yolları da var! Kendini kurtaramasan bile diğerlerini kurtarabilirsin!</p>



<iframe loading="lazy" width="700" height="450" src="https://www.youtube.com/embed/Un2yBgIAxYs" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen=""></iframe>



<p>Ağaçlar, mantarlar, böcekler, diğer bitki ve ağaçlarla işbirliği yaparlar. Bu çoğu zaman bir kazan-kazan ilişkisidir. 1000 yaşında bir meşenin içinin tamamen mantarlar tarafından boşaltıldığını gördüğümüzde mantarın ağaca zarar verdiğini düşünürüz yalnızca, bu simbiyotik ilişkinin ağacın 1000 yaşına gelebilmesindeki payı gözümüzden kaçar.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Ağaçlar, mantarlar, böcekler, diğer bitki ve ağaçlarla işbirliği yaparlar.</p></blockquote>



<p>Bu gözle bakınca insan kendine doğada hak etmediği bir üstünlük atfediyor, gereğinden fazla önemsiyor. Bizler gerçekten öğrenebilen varlıklar mıyız? Yaşadığımız çağ bunun sınanması için her alanda ve her seviyede eşsiz fırsatlar sunuyor bize. Birlikte yaşamayı, kendimiz kadar diğerlerinin hayatını da önemsemeyi ve korumayı başarabilecek miyiz? Sadece kendimizin ve bize ait olanların kazandığı bir dünyanın sürdürülebilir olmayacağını hiç durmadan konuşuyoruz. Bir konu hakkında çok fazla konuşuluyorsa, samimiyetle harekete geçme konusunda önemli bir eksik olduğunu düşünürüm. Yıllar önce birlikte çalıştığım bir lider, “bir şirkette ne kadar çok iç yazışma varsa, iletişim o kadar kötüdür” demişti. Sonraki yıllarda bana haklı olduğunu düşündüren epeyce örnek biriktirdim.</p>



<p>Sizlere tavsiyem doğal bir varlık olduğunuzu her zaman hissederek yaşamanız ve etkili olacağınız her seviyede içinde olduğunuz bütünü fark ederek ve sahibi değil, parçası olarak yaşamayı, yaşatmayı başarmanız. Doğa bize çok güzel bilgiler sunuyor, yeter ki fark edelim.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/agaclardan-yasama-dair-tavsiyeler-2/">Ağaçlardan Yaşama Dair Tavsiyeler</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tek Başına Yolda &#8211; I</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/tek-basina-yolda-i/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Caner Aksel]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Aug 2019 10:27:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BorusanX]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[yürüyüş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://borusanturuncu.com/?p=1557</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doğada tek başına mı yoksa grup halinde yürüyüş yapmak mı? Ben şahsen doğada tek başına vakit geçirmeyi kendine kültür haline getirmiş kişilerdenim.&#160; Çok sık olmamakla beraber sevdiğim insanlarla ve dostlarımla bir gruba dahil olup yürümek veya kamp atmak da bana keyif verir ama seçimim çoğunlukla yalnız yola çıkmaktır. Neden mi? Bunun üzerine sayfalarca yazı yazabilirim [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/tek-basina-yolda-i/">Tek Başına Yolda &#8211; I</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Doğada tek başına mı yoksa grup halinde yürüyüş yapmak mı? Ben şahsen doğada tek başına vakit geçirmeyi kendine kültür haline getirmiş kişilerdenim.&nbsp; Çok sık olmamakla beraber sevdiğim insanlarla ve dostlarımla bir gruba dahil olup yürümek veya kamp atmak da bana keyif verir ama seçimim çoğunlukla yalnız yola çıkmaktır. Neden mi?</p>



<p>Bunun üzerine sayfalarca yazı yazabilirim ama meraklısı için tek başına ve grup halinde yürümenin artıları ve eksileri üzerine iki seriden oluşan bir yazı hazırladım. İlk önce bana göre en önemli olanını yazarak başlıyayım.&nbsp; Tek başına doğa yürüyüşünün güvenlik açısından&nbsp;sağlam&nbsp;bir temele oturan tek sakıncası yardım alma zorluğudur. Eğer herhangi bir nedenle yaralanırsanız, size yardım elini uzatacak hiç kimse olmaz. Çok basit bir yaralanmadan çok trajik sonuçlar doğabilir. Oysa grup yürüyüşlerinde bir&nbsp;arkadaşınız&nbsp;gidip yardım getirebilir, ilk yardımı yapabilir. Solo yürüyüşün bu sakıncasından kurtulmanın tek yolu ise, yeterli beceri ve deneyime sahip olmak ve&nbsp;sınırlarını bilip gereksiz risk almamaktır.</p>



<p>Grup yürüyüşünde yükü paylaşma şansınız vardır. Siz çadırı almışsanız, arkadaşınız mutfak malzemelerini alabilir. Diğer bir arkadaşınız ise ilk yardım çantasını taşıyabilir. Bunun gibi bir sürü görev dağılımı yapabilirsiniz. &nbsp;Solo yürüyüşte ise, ihtiyacınız olan malzemeleri taşıyacak sizden başka hiç kimse yoktur. Her şeyi tek başınıza taşırsınız. Zaten Ultralight Backpacking akımı bu soruna bir çare olarak ortaya çıkmıştır. Ben de Likya Yolu yürüyüşüm için bu akımdan fazlasıyla yararlandığı söyleyebilirim.</p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="1024" height="454" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/08/tek_basina_yolda1-1024x454.jpg" alt="Tek Başına Yolda - I" class="wp-image-1558" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/08/tek_basina_yolda1-1024x454.jpg 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/08/tek_basina_yolda1-300x133.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/08/tek_basina_yolda1-768x340.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/08/tek_basina_yolda1-1536x681.jpg 1536w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/08/tek_basina_yolda1.jpg 1902w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Hem hayvanların hem insanların kalabalık gruplara saldırdıkları&nbsp;pek görülmez. Her ikisi de genelde yalnız insanlara ya da çok küçük guruplara saldırır. Yanlış anlaşılmak istemem fakat bu bağlamdan insanı ve hayvanı birbirinden ayıramayacağımı hoşgörünüze sığınarak belirtmek isterim. Burada hatırlatmak istediğim bir diğer konu ise, bunlar çok ender görülen saldırılardır ve başınıza gelme ihtimali yok denecek kadar azdır. Bunun birinci nedeni, yırtıcıların sadece kendilerini tehlike altında hissetmeleri durumunda insanlara saldırmaları, onun dışında insanlardan uzak durmak için ellerinden geleni yaparlar. İkincisi ise, maalesef ülkemizde belirli birkaç bölge dışında neredeyse hiç büyük yırtıcı kalmamasıdır.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Ülkemizde birkaç bölge dışında neredeyse hiç yırtıcı kalmadı.</p></blockquote>



<p>İnsan saldırılarına gelince, doğa yürüyüşleri, suç oranının neredeyse sıfır olduğu kırsal kesimlerde yapılır ve bu nedenle başa gelme ihtimali yok denecek kadar azdır.&nbsp;Örnek vermek gerekirse Likya Yolu neredeyse 20 yıllık ve her yıl ortalama 30 bin yerli yabancı insan bu yolu yürüyor. Bugüne kadar hiçbir hayvan saldırısı görülmemiş. İnsanların yaptığı saldırı türleri&nbsp;ise&nbsp;ya kadınlara sözlü taciz şeklinde olmuş ya da para gasp etmek suretiyle gerçekleşmiş. Onların sayısı da son derece az.</p>



<p>Sizlere biraz da psikolojik olan yalnızlık konusundan bahsedeceğim. İnsan sosyal bir varlıktır ve&nbsp;yalnızlık onun doğasına aykırıdır. Bu nedenle diğer insanlardan izole olmak, özellikle uzun süreli yürüyüşlerde büyük baskı oluşturur. Bir yazıda okumuştum 3518 kilometrelik&nbsp;<a href="http://www.appalachiantrail.org/" target="_blank" rel="noreferrer noopener" aria-label="Sizlere biraz da psikolojik olan yalnızlık konusundan bahsedeceğim. İnsan sosyal bir varlıktır ve&nbsp;yalnızlık onun doğasına aykırıdır. Bu nedenle diğer insanlardan izole olmak, özellikle uzun süreli yürüyüşlerde büyük baskı oluşturur. Bir yazıda okumuştum 3518 kilometrelik&nbsp;Appalachian Trail’i solo olarak yürümek için yola çıkıp yarıda bırakanlar, ezici bir çoğunlukla bunun nedenini “yalnızlığın getirdiği baskıya dayanamamak”&nbsp;olarak ifade etmişlerdir. Solo yürüyüşlerde ve özellikle Likya Yolu yürüyüşünde benim de açıkçası fiziksel zorlanmadan çok en fazla zorlandığım&nbsp;ve baskı altında kaldığım konu bu olmuştu. &nbsp;Bir müddet sonra, yalnızlık çok ciddi bir baskı unsuru olabiliyor. Adeta gelip geçen bir sara nöbeti gibi… Bir an geliyor her şey anlamsızlaşıyor.&nbsp;“Benim ne işim var&nbsp;burada? Dön git evine”&nbsp;duygusuna kapıldığımı hiç unutmuyorum. Özellikle o gün kötü bir yürüyüş olduysa.&nbsp;Mesela üşümüşsem, ıslanmışsam, yanlış yola girip kilometrelerce yolu tekrar geri yürümek zorunda kalmışsam ciddi psikolojik bir baskı altın girdiğimi, moralimin çok bozulduğunu iyi hatırlıyorum. Bu nöbetler, yürüyüş süresi uzadıkça sıklaşıyor ve bu nöbet hallerini tek başınıza atlatmak zorunda kalıyorsunuz. Oysa grup yürüyüşlerinde&nbsp;çevrenizde “Hadi aslanım, hadi koçum, sen yaparsın bunu”&nbsp;diyerek size moral verecek arkadaşlarınız oluyor. (opens in a new tab)">Appalachian Trail’i</a> solo olarak yürümek için yola çıkıp yarıda bırakanlar, ezici bir çoğunlukla bunun nedenini “yalnızlığın getirdiği baskıya dayanamamak”&nbsp;olarak ifade etmişlerdir. Solo yürüyüşlerde ve özellikle Likya Yolu yürüyüşünde benim de açıkçası fiziksel zorlanmadan çok en fazla zorlandığım&nbsp;ve baskı altında kaldığım konu bu olmuştu. &nbsp;Bir müddet sonra, yalnızlık çok ciddi bir baskı unsuru olabiliyor. Adeta gelip geçen bir sara nöbeti gibi… Bir an geliyor her şey anlamsızlaşıyor.&nbsp;“Benim ne işim var&nbsp;burada? Dön git evine”&nbsp;duygusuna kapıldığımı hiç unutmuyorum. Özellikle o gün kötü bir yürüyüş olduysa.&nbsp;Mesela üşümüşsem, ıslanmışsam, yanlış yola girip kilometrelerce yolu tekrar geri yürümek zorunda kalmışsam ciddi psikolojik bir baskı altın girdiğimi, moralimin çok bozulduğunu iyi hatırlıyorum. Bu nöbetler, yürüyüş süresi uzadıkça sıklaşıyor ve bu nöbet hallerini tek başınıza atlatmak zorunda kalıyorsunuz. Oysa grup yürüyüşlerinde&nbsp;çevrenizde “Hadi aslanım, hadi koçum, sen yaparsın bunu”&nbsp;diyerek size moral verecek arkadaşlarınız oluyor.</p>



<p>İşin özü bana göre, <a rel="noreferrer noopener" aria-label="İşin özü bana göre, ilk yazımda anlatmaya çalıştığım solo yürüyüşün artıları eksilerinden daha fazla. Tek başına yürüyüş ile alakalı olarak güvenlik kaygıları genelde sağlam temellere dayanmaz ancak bunun yanında size muhteşem bir özgürlük ve bağımsızlık alanı sağlar. Kötü geçen bir günün ardından, sabah erkenden kuş sesleri ile gözünüzü açıp, çadırın fermuarını aralayıp kafanızı dışarı çıkarttıktan sonra, ciğerlerinize çektiğiniz o havanın her şeyi bir anda önemsizleştirdiğini ve tamamen yenilendiğinizi hissediyor olmanız bir gün önce vermiş olduğunuz o psikolojik savaşı sizin kazandığınızın en büyük göstergesidir. (opens in a new tab)" href="https://borusanturuncu.com/3000-yillik-bir-medeniyetin-izinden-likya-yolu/" target="_blank">ilk yazımda</a> anlatmaya çalıştığım solo yürüyüşün artıları eksilerinden daha fazla. Tek başına yürüyüş ile alakalı olarak güvenlik kaygıları genelde sağlam temellere dayanmaz ancak bunun yanında size muhteşem bir özgürlük ve bağımsızlık alanı sağlar. Kötü geçen bir günün ardından, sabah erkenden kuş sesleri ile gözünüzü açıp, çadırın fermuarını aralayıp kafanızı dışarı çıkarttıktan sonra, ciğerlerinize çektiğiniz o havanın her şeyi bir anda önemsizleştirdiğini ve tamamen yenilendiğinizi hissediyor olmanız bir gün önce vermiş olduğunuz o psikolojik savaşı sizin kazandığınızın en büyük göstergesidir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Her solo yürüyüşte  güney kutbunu keşfe giden bir kaşif ya da okyanusa açılmış bir Kristof Kolomb olursunuz.</p></blockquote>



<p>Son olarak her insanın içinde maceracı bir yön&nbsp;vardır. Bilinmeyenin cazibesine kapılır, merak eder, öğrenmek ister. Çünkü insan olmanın gereğidir bu. Bu maceracı ruh sayesinde yeni kıtalar keşfedildiğine inananlardanım ben de.&nbsp;Uzaya gittik ve okyanusların derinliklerine daldık. Her solo yürüyüş de büyük bir maceradır bence çünkü pek çok bilinmezlik içerir. Bu nedenle de heyecan vericidir. Kısacası her solo yürüyüşte siz de, güney kutbunu keşfe giden bir kaşif ya da&nbsp;okyanusa açılmış bir Kristof Kolomb&nbsp;olursunuz. Kendi kutbunuzu, kendi kıtalarınızı keşfedersiniz. Ve inanım bu size yaşadığınızı ve insan olduğunuzu hissettiren en güçlü duygudur… Tüm bunları yaparken doğanın bir parçası olduğumuzu, bu yollardan gelip geçen bir gezgin olduğumuzu, arkamızda bıraktıklarımızın bizden başka kimseye ait olmadığını lütfen unutmayalım.&nbsp;</p>



<p><em><a href="https://borusanturuncu.com/tek-basina-yolda-ii/">Serinin diğer yazısı için  tıklayın.</a></em></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/tek-basina-yolda-i/">Tek Başına Yolda &#8211; I</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tek Başına Yolda &#8211; II</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/tek-basina-yolda-ii/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Caner Aksel]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Aug 2019 10:26:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BorusanX]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[yürüyüş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://borusanturuncu.com/?p=1561</guid>

					<description><![CDATA[<p>Solo yürüyüş; diğer insanların sizin hakkınızdaki izlenimlerinden ve her türlü sosyal ve modern hayat karmaşasından uzakta, kendinizi dinlemenize, anlamanıza ve dürüstçe bir iç muhasebe yapmanıza imkan verir.&#160; Ruh sağlığı açısından adeta bir meditasyondur.&#160; Grup yürüyüşlerinde ise&#160;doğanın içine daha az girersiniz! O ne demek şimdi? Zaten doğada yürümüyor muyuz? Nasıl doğanın dışında oluruz dediğinizi duyar gibiyim. [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/tek-basina-yolda-ii/">Tek Başına Yolda &#8211; II</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Solo yürüyüş; diğer insanların sizin hakkınızdaki izlenimlerinden ve her türlü sosyal ve modern hayat karmaşasından uzakta, kendinizi dinlemenize, anlamanıza ve dürüstçe bir iç muhasebe yapmanıza imkan verir.&nbsp; Ruh sağlığı açısından adeta bir meditasyondur.&nbsp;</p>



<p>Grup yürüyüşlerinde ise&nbsp;doğanın içine daha az girersiniz! O ne demek şimdi? Zaten doğada yürümüyor muyuz? Nasıl doğanın dışında oluruz dediğinizi duyar gibiyim. Hele bir de kalabalık bir grupsa&#8230; Telefon ile konuşanlar, cep telefonundan bangır bangır müzik çalanlar, yüksek sesle futbol muhabbeti yapanlar, şarkı söyleyenler, bu kulaklar yürürken karınları acıkıp birbirlerine yemek tarifi verenleri bile duydu… İşte bu durumlar size doğanın içine girme&nbsp;şansı tanımaz. Ne kuş sesi ne rüzgâr sesi duyabilirsiniz.&nbsp;</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Tek başınıza olduğunuzda, kuş seslerini, tepelere çarpan rüzgârın o büyüleyici müziğini dinlersiniz.</p></blockquote>



<p>Tüm yaban&nbsp;hayat, siz gelmeden önce yolunuzdan&nbsp;kaçar. Doğal ortamında bir canlı görme şansınız olmaz. Gece çadıra girdiğinizde de dışarıdaki arkadaşlarınızın kahkahalarını duyarak uykuya dalarsınız. Oysa tek başınıza olduğunuzda, kuş seslerini duyarsınız. Mola verdiğinizde, sırtınızı bir ağaca yaslayıp karşınızda ki tepelere çarpan rüzgârın o büyüleyici müziğini dinlersiniz. Gece çadırınızda&nbsp;baykuşların ötüşünü, çakalların ulumasını&nbsp;duyarak uykuya dalarsınız. Eğer şansınız yaver giderse, doğal ortamında bir yaban domuzu, bir tilki veya çakal ya da benim gibi ayı veya kurt bile görebilirsiniz. Doğanın içine girer, onun bir parçası olduğunuzu hissedersiniz.</p>



<p>Bizler sürekli dünyamızı geliştirmeye çalışıyoruz ancak geliştirdikçe küçüldüğünü fark etmiyoruz. Gün geçtikçe doğadan, yaban hayattan uzaklaşarak yaşamaya bu kültürden uzaklaşmaya devam ediyoruz. Artık harekete geçmemin konfor alanımızdan çıkıp çocuklarımıza ve gelecek nesillere doğanın ve doğada vakit geçirmenin ne kadar anlamlı olduğunu, insana değer kattığını, doğayı korumanın en temel olgusunun yine doğa ile iç içe olmaktan geçtiğini ve bence en önemlisi bunu bir toplum kültürü haline getirmemiz gerektiğini anlatmalıyız.&nbsp;</p>



<div style="height:30px" aria-hidden="true" class="wp-block-spacer"></div>



<h2>KİŞİSEL BİR MEYDAN OKUMA</h2>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="993" height="1024" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/08/tek_basina_yolda2_-993x1024.jpg" alt="KİŞİSEL BİR MEYDAN OKUMA" class="wp-image-1565" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/08/tek_basina_yolda2_-993x1024.jpg 993w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/08/tek_basina_yolda2_-291x300.jpg 291w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/08/tek_basina_yolda2_-768x792.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/08/tek_basina_yolda2_.jpg 1231w" sizes="(max-width: 993px) 100vw, 993px" /></figure>



<p>Bir grubun parçası olduğunuzda pek çok beceriniz gelişmez. Diğer grup üyelerinin farklı&nbsp;becerilerinin toplamı, herkes için yeterli olur. Kimisi yolu bilir, rehberlik yapar, kimisi ateş yakar, kimisi çadır kurar, kimisi yemek yapar. Grup halindeyken karar verme beceriniz de gelişmez. Grupta ya kararlar ortak alınır ya da biri sizin adınıza karar verir.&nbsp;Oysa tek başınızayken bunları sizin için yapacak kimse yoktur. Tek başınıza kaldığınızda becerileriniz gelişecektir.</p>



<p>Gruptaki üyelerin, yaşları, kiloları, boyları, atletik özellikleri, sağlık durumları, sportif geçmişleri ve tüm bunlara bağlı olarak yürüyüş hızları farklıdır. Grup yürüyüşü için şöyle bir söz vardır; “Doğa yürüyüşü yapan bir grup ancak en yavaş üyesi kadar hızlıdır.” Bu nedenle grup&nbsp;halinde&nbsp;yürürken ya yavaş yürümek mecburiyetinde kalırsınız ya da grubu çok yavaşlatmamak için kendi kapasiteniz üstünde bir hızla… Her ikisi de inanın acı vericidir. Solo yürüyüşte ise tam olarak kendi hızınızda yürüme imkanınız olur.&nbsp;</p>



<p>Grup yürüyüşlerinde; sabah başlama&nbsp;saati, molaların zamanı ve süresi, kamp zamanı ve kamp yeri seçimi,&nbsp;gerektiğinde yürüyüşü sonlandırma ya da uzatma kararı gibi konularda, sizin isteklerinizin&nbsp;tek başına&nbsp;bir önemi yoktur. Bu kararlar ortaklaşa alınır. Hatta bazen grubun tüm kararları, sizin isteğinizin dışında olabilir. Bu takdirde yürüyüş sizin için, bir an önce sona ermesini istediğiniz bir stres kaynağına dönüşebilir.&nbsp;</p>



<p>Solo yürüyüşte ise tüm bu kararlar size aittir. İstediğiniz zaman yürür, istediğiniz zaman mola verirsiniz. İstediğiniz yerde, istediğiniz kadar kamp yapabilirsiniz. Aklınıza estiğinde yürüyüşü sonlandırabilir ya da uzatabilirsiniz. Bu da size yaptığınız planlamada esneklik ve tam bir özgürlük sağlar.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Solo yürüyüşte istediğiniz zaman yürür, istediğiniz zaman mola verir, istediğiniz yerde, istediğiniz kadar kamp yapabilirsiniz.</p></blockquote>



<p>Grup yürüyüşünde sınırlarınızı anlama şansınız olmaz. Çünkü her konuda grubun hareketi, en düşük sınırları olan üyeye göre ayarlanacaktır. Oysa tek başınıza olduğunuzda, daha hızlı ve daha uzun yürüyebilir, yetenekleriniz ve becerileriniz geliştikçe daha zor parkurları deneyebilir, kötü hava şartlarında doğaya çıkabilirsiniz.&nbsp;</p>



<p>Bir çoğumuzun, çok da sağlam&nbsp;temellere bağlı olmayan pek çok korkusu vardır. Karanlık, yalnızlık, yırtıcı hayvanlar, fırtınalar, böcekler, yılanlar gibi bir sürü sayabilirim. Solo yürüyüş size, bu korkularınızla yüzleşme ve onları alt etme şansını verir. Bana göre insan korkmadan cesaretli olmayı öğrenemez.</p>



<p>Solo yürüyüşte, kendi güvenliğinizi ilgilendiren kararlar da dahil olmak üzere tüm kararları tek başınıza alırsınız. Bu&nbsp;aynı zamanda size büyük bir sorumluluk yükler ve sorumluluk duygunuzu geliştirir. Art arda alınan kararlar ve bunların sonucunda hedefe sağ salim ulaşmak, öz güveninizi de fena halde patlatır.&nbsp;</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>İnsan korkmadan cesaretli olmayı öğrenemez.</p></blockquote>



<p>Grup yürüyüşlerinin, insanlara sınırlarını aşan riskler aldırma gibi bir özelliği vardır. Bu gereksiz risk alma bana göre iki şekilde ortaya çıkabilir. Ya kişi&nbsp;kendini grup içinde gösterme, kabul ettirme gibi nedenlere&nbsp;yeteneklerini aşan&nbsp;riskler alır, ya da grubun diğer üyeleri kişiyi yetenekleri dışında işlere zorlar. Diyelim ki on kilometrelik bir yürüyüşün ortasında, uçurum kenarında daracık bir patikaya geldiniz. &nbsp;Herkes geçti, ancak sizin yükseklik korkunuz&nbsp;var ve delicesine korkuyorsunuz. Olacak olanları söyleyeyim… Ya “Herkes geçti, bu kadar insan benim yüzümden geri mi dönecek?”&nbsp;deyip geçmeye çalışacaksınız. Ya da “Herkes geçti, sen de geçersin, korkma”&nbsp;diyen grup üyelerinin baskısına maruz kalacaksınız. Oysa solo yürüyüşte riskleri alıp almama kararı tamamen size aittir ve üzerinizde hiçbir harici baskı unsuru olmaz. Rahatlıkla geri dönüp yürüyebilirsiniz. Ya da yeni bir yol bulmaya çalışırsınız. Eğer geçebileceğinize inanırsanız da geçersiniz.&nbsp;Diğer insanların baskısı üzerinizde olmadığı için de muhtemelen en doğru kararı verirsiniz.</p>



<p>Şimdi size yok artık diyeceğiniz bir diğer unsurdan söz edeyim. Belki çok uç olacak ama yine de yazmak istedim. Ne yazık ki insanlar genellikle, kişisel sorunlarını ve ihtiraslarını da yürüyüş guruplarına taşıyorlar. Gurup içinde kısa zamanda majörler tükendi, minörlere yolculuk diyerek mikro guruplar oluşuyor, gizli bir liderlik, bir kendini kabul ettirme çatışması&nbsp;başlıyor. Karşılıklı laf sokmalar, imalı konuşmalar alıp başını gidiyor. Hatta bu çatışmalar zaman zaman bağırış çağırış bir hale bile dönebiliyor. Öyle&nbsp;ki masaya yumruğunu vurup,&nbsp;“Burada patron benim, ben ne dersem o olur”&nbsp;diyen&nbsp;yürüyüş lideri&nbsp;bile görmüşlüğüm vardır. Çatışma iyice büyüyünce gruplar bölünüyor, yeni guruplar oluşuyor. Falan, filan… Yani kısacası çekilecek dert değil.&nbsp;</p>



<p>İyisi mi siz yalnız yürüyün daha iyi! …&nbsp;</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/tek-basina-yolda-ii/">Tek Başına Yolda &#8211; II</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ne Olacak Dünyanın Akıbeti?</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/ne-olacak-dunyanin-akibeti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Merve Şahmaran]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 May 2019 10:21:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sürdürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[ağaçlar]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://borusanturuncu.com/?p=1481</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rutin bir iş günümde, öğle yemeğimi yedikten sonra ellerimi yıkamak için lavaboya girdim. Ellerimi yıkadıktan sonra, dikkat etmem gereken bir şeyi yapmamış olduğuma dair bir tedirginlik uyandı içimde. Tam bunu düşünürken bir yandan da ellerimi kurulamak için peçete basma komutu vermiştim makineye. Eyvah dedim sonra, unuttuğum şeyi hatırlayınca. Ellerimi iyice temizlenmesi için iki defa yıkamış [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/ne-olacak-dunyanin-akibeti/">Ne Olacak Dünyanın Akıbeti?</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Rutin bir iş günümde, öğle yemeğimi yedikten sonra ellerimi yıkamak için lavaboya girdim. Ellerimi yıkadıktan sonra, dikkat etmem gereken bir şeyi yapmamış olduğuma dair bir tedirginlik uyandı içimde. Tam bunu düşünürken bir yandan da ellerimi kurulamak için peçete basma komutu vermiştim makineye.</p>



<p>Eyvah dedim sonra, unuttuğum şeyi hatırlayınca. Ellerimi iyice temizlenmesi için iki defa yıkamış ve bu yüzden fazladan su kullanmıştım! Suyu boşa harcamıştım. Peçete ile ellerimi durularken, birden fazla peçetenin ağaç katliamı olduğu her an kafamın içinde şimşek gibi çakabiliyorken, su için nasıl böyle bir ihmalkarlık söz konusu oluyordu? Ağaç önemliydi, yok oluyordu ve doğamız tehlikedeydi. Peki ya su çok mu iyi bir durumdaydı? Yakın gelecekte su savaşlarının olacağı, tasarruflarımızı ülkelerce değil, bireysel olarak her birimizin itinayla yapması gerekirken normal miydi bu davranış?</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p><em>“</em>Peçetenin ağaç katliamı olduğu her an kafamda iken, su için nasıl ihmalkarlık söz konusu oluyor?<em>”</em></p></blockquote>



<p>Ardından başka düşünceler devam etti kafamda. Günde 2,5-3 lt su içtiğim geldi aklıma. Ortalama bir insanın yaş ve egzersiz durumuna göre ufak değişkenlikler gösterse de içmesi gereken su miktarı 1,5 litredir. Fazlası 4-5 litreye kadar daha sağlıklıdır ama artık iklimimiz ve dünya bu haldeyken 1,5 litreden fazla su içmek israftan başka bir şey olamaz!</p>



<p>Alışkanlıklarımızı değiştirmeli, uzun saçlarımızı dahi kestirmeliyiz aslında. Fazla saç; temizleme ve durulama için daha fazla su tüketir. Şimdi bunlara kadar derinlemesine düşünmeye başlamışken, günde 7 kere duş alan, tokalaştıktan sonra ellerini yıkamadan nefes alamayan obsesifleri ne yapmalı? Onların ise derhal tedavi edilmesi gerekir. Aşırı titizlik kaynaklı ve ihtiyaç fazlası kullanılan sadece su olsa keşke. Şirketlerde bilerek (bak ama bilerek, keyfi) veya dikkatsizlik sonucu tomarla çöpe giden kağıtlar, sene 2019 olmasına rağmen e-fatura ve e-rapor standartlarını benimseyememiş onlarca firma mevcut piyasada. Gel bir de üstüne yaz-kış saat uygulamasının doğaya düşman şekilde uyarlanışını da ekleyelim. O bilinçsizce tomar kağıtları basan şirketlerin de, diğer şirketlerin de kullandığı elektriği ve harcadığı enerjiyi bir hayal edelim.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>“Sene 2019 olmasına rağmen e-fatura ve e-rapor standartlarını benimseyememiş onlarca firma mevcut piyasada.”</p></blockquote>



<p>Utanmıyor muyuz gerçekten? Bu yoğurdun bolluğu nereden? Gelecek nesilleri düşünelim demiyorum bile, zira onları çok daha hazin bir süreç bekliyor. Kapımıza dayanmış durumda iklim ve su sorunları. Bangır bangır bağırılıyor her yerde, fosil yakıtları şimdi bile bıraksak 100 yıl içinde dünyanın 3-4 derece ısınacağını duyuyoruz.</p>



<p>Siz, Paris İklim Anlaşması&#8217;na mı güveniyorsunuz yoksa? Üzgünüm, o anlaşmada imzası bulunan ülkeleri denetleyecek bir mercii yok henüz. Tamamen insaniyet ve iyi niyete bağlı kalmış bir süreç yönetimi söz konusu.&nbsp; Kocaman bir kıtaya sahip Amerika’nın anlaşmadan çekildiğini de ekleyeyim. Ülkelerce birleşip, bu soruna bireylerce kafa patlatmamız gerekirken en önemli süreçte hem de. Geçmiş olsun hepimize, yerse.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/ne-olacak-dunyanin-akibeti/">Ne Olacak Dünyanın Akıbeti?</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kiraz Ağacının Bilgeliği</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/kiraz-agacinin-bilgeligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ali Altıntaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jul 2018 14:02:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BorusanX]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[bahar]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://localhost/turuncu/?p=474</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir tarafında ev, bir tarafında yol, 90 santimetrelik bir alanda hayatta kalma mücadelesi veren bir kiraz ağacının öyküsü.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/kiraz-agacinin-bilgeligi/">Kiraz Ağacının Bilgeliği</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Öğrenmenin yaşı yoktur. Dünyaya gelen her canlı yaşamı süresince pek çok süreçten geçer; bu süreçler canlının tecrübe etmesine ve öğrenmesine vesile olur. Canlı diyorum çünkü bunu insan ile sınırlamak istemiyorum. Peki insan gerçekten söylendiği gibi aklını kullanıyor mu? Öğrenmeye açık mı? Nasıl ve nereden öğrendiğini takip edebiliyor mu? Daha bunun gibi birçok soru sıralayabiliriz. Ama gerçek şu ki her canlı dünyaya geldiğinde bir sorumluluğu bulunur ve bu sorumluluk ne olursa olsun, hangi şartlarda olursa olsun yerine getirmek için çaba sarf eder.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignright is-resized"><img loading="lazy" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2018/09/kiraz_agaci2.jpg" alt="Kiraz Ağacının Bilgeliği" class="wp-image-475" width="338" height="519" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2018/09/kiraz_agaci2.jpg 450w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2018/09/kiraz_agaci2-195x300.jpg 195w" sizes="(max-width: 338px) 100vw, 338px" /></figure></div>


<p>Mesela size bahçemdeki kiraz ağacından bahsedeyim. Kiraz ağacım; aslında özenle dikilmiş bir fidan değil. Yenmiş bir kirazın çekirdeğinin yeşermesiyle doğdu. Daracık alanda, incecik bir beden, küçücük küçücük açık yeşil yapraklar… Aynı beyaz bebek eli gibi. Açıkçası ben büyüyeceğine pek ihtimal vermiyordum. Demek ki kiraz fidesinin umudu ve hırsı benimkinden fazlaymış, inat edip büyüdü.&nbsp; Büyüdü… bazen düşündüm yerini değiştirsem mi diye! Özellikle bu toprağı kendi seçti. Acaba benim ayırmam doğru olur mu? Bu soruyu pek çok kez kendime sordum. Evet, çekirdekten başlayan bu hikaye bir kiraz ağacı oldu baharın gelişiyle birlikte.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Çekirdekten başlayan bu hikaye bir kiraz ağacı oldu baharın gelişiyle birlikte.</p></blockquote>



<p>Önce dallarında beyaz noktalar oluşuyor, sonrasında bembeyaz çiçekler, sonrasında yeşil yapraklarını gösteriyor. Artık misafirleri gelmeye başlıyor: Uçan böcekler, karıncalar, tırtıllar… Sıra kirazlara geliyor, beyaz çiçekler yerini küçük küçük yeşil toplara bırakıyor. Bunlar büyürken beyaza, ondan sonra pembeye dönüşüyor; artık renk cümbüşü var ağacımızda. Çok mutlu anlaşılan kirazlar artık dallarında ve zaman geçtikçe, güneşi gördükçe kıpkırmızı oluyor. Artık paylaşma zamanı. Kirazların toplama işi bende ama ağaca zarar vermeden özenle ve dikkatle… Biraz da ağaçta bırakalım. Kiraz ağacına misafir gelen kuşlar ve böcekler için. Ağustos ayı gelmesi ile birlikte rüzgarların kiraz ağacımı okşaması başlıyor. İşte bu esnada ağacımın yeşil yaprakları ile ayrılma zamanı geliyor. Tabi bu ayrılık zor oluyor. Yapraklar üzüntüsünden yeşil rengini bırakıp sarı rengi alıyor ve aynı yaşlı insan gibi kırışmaya başlıyor. Her vedalaşma gibi bu da hüzün dolu, ayrılmak çok zor. Artık kiraz ağacım tekrar çıplak, sadece gövde ve dalları var. Sanırım kış uykusuna hazırlanıyor. Bahara görüşmek üzere uykuya dalıyor on beş yıllık dostum…</p>



<p>Ondan neler öğrendim? Bana neler gösterdi? Diyeceğim o ki insan bir meyve fidanından pek çok şey öğrenebilir. Kiraz ağacım bir tarafında ev, bir tarafında yol, 90 santimetrelik bir alanda hayatta kalma mücadelesi verir. Bir de bu da yetmezmiş gibi kuzeye bakar; güneşin güzel yüzünü günün belirli saatlerinde sınırlı zaman içerisinde görür. Toprağa çakılı, hiçbir yere gidemez. Çiçek açar, kuşlar ve böcekler ziyaretine gelir. Meyve verir, çocuklar taş atar. Büyükler ise dallarını bir sağa, bir sola çekiştirir. Yoldan geçen araçlar durmadan iter, kakar. Hep kafasında bir soru işareti: Kim dost? Kim düşman? Ama o her bahar geldiğinde çiçek açar. Yaz geldiğinde güzel kıpkırmızı tatlı mı tatlı Napolyon kirazlarını dallarında şefkatle sunar. Çünkü bunu görev bilmiştir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Kiraz ağacım bir tarafında ev, bir tarafında yol, 90 santimetrelik bir alanda hayatta kalma mücadelesi verir.</p></blockquote>



<p>Ya bizler, özel hayatımızda ve iş hayatımızda sorumluluklarımızı biliyor muyuz? Ne kadarını yerine getiriyoruz? Daha iyisini yapamaz mıyız? Yoksa zoru gördük mü kaçıp başkasının yapmasını mı bekleriz? Akşam yatmadan önce günün özetini düşünüp yapmadıklarımızı düşünür müyüz? Ya da yaptıklarımızı daha iyi yapabilir miydik? Düşmanımız, rakibimizi veya dostumuzu iyi analiz ettik mi?</p>



<p>Evet, aslında her zaman öğreniyoruz. Her zaman kendimizle mücadele ediyoruz ve savaşıyoruz. Belki de bahçemdeki kiraz ağacının sessizce anlattıkları gibi, doğanın bilgeliğinden öğrenecek çok şeyimiz var.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/kiraz-agacinin-bilgeligi/">Kiraz Ağacının Bilgeliği</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
