<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>BorusanX konulu içerikler - Borusan Turuncu</title>
	<atom:link href="https://borusanturuncu.com/borusan-x/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://borusanturuncu.com/borusan-x/</link>
	<description>Yolu Borusan&#039;dan Geçen Hikâyeler</description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Oct 2025 12:55:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/12/cropped-turuncu-blog-06-32x32.png</url>
	<title>BorusanX konulu içerikler - Borusan Turuncu</title>
	<link>https://borusanturuncu.com/borusan-x/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Stresi Anlamak, Kendimizi Anlamanın Bir Adımı Olabilir mi?</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/stresi-anlamak-kendimizi-anlamanin-bir-adimi-olabilir-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer Kotan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2025 05:40:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BorusanX]]></category>
		<category><![CDATA[Kariyer & İş Hayatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://borusanturuncu.com/?p=5140</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özellikle modern iş hayatı rutininde sıkça duyduğumuz ve kullandığımız bir kelime var: STRES. Muhtemelen de duyduğumuz ve kullandığımızdan daha çok ölçüde onu hissediyoruz. Ayak üstü bir konuşmamızda bile bunun izlerini görebiliyoruz. “Nasılsın?”ın yanıtı “N’olsun, koşturmaca”ya sabitlendi adeta. Gerçekten koşuyoruz. İş yerindeki işlerden, evdeki bir işe, oradan başka bir meseleye durmaksızın koşu halindeyiz. Sabah iş yerine [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/stresi-anlamak-kendimizi-anlamanin-bir-adimi-olabilir-mi/">Stresi Anlamak, Kendimizi Anlamanın Bir Adımı Olabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Özellikle modern iş hayatı rutininde sıkça duyduğumuz ve kullandığımız bir kelime var: STRES. Muhtemelen de duyduğumuz ve kullandığımızdan daha çok ölçüde onu hissediyoruz.</p>



<p>Ayak üstü bir konuşmamızda bile bunun izlerini görebiliyoruz. “Nasılsın?”ın yanıtı “N’olsun, koşturmaca”ya sabitlendi adeta. Gerçekten koşuyoruz. İş yerindeki işlerden, evdeki bir işe, oradan başka bir meseleye durmaksızın koşu halindeyiz.</p>



<p>Sabah iş yerine ulaşımla başlayan, yanıtlanması gereken e-postalarla, bitmek bilmeyen toplantılarla, revize çalışmalarla devam eden bu maratonda revize istekleri, müşteri beklentilerini yönetmek, hesap-kitap derken takvimdeki teslim tarihlerinden gözlerini ayıramayan kaygılı bireylere dönüştük.</p>



<p>Peki nedir bu stres, gerçekten var mı? Ya da ne kadar gerçek? Gözle görünür, elle tutulur, ölçülebilir bir gerçeklik midir stres? &nbsp;</p>



<p>Hemen yanıtlayalım; iş yerinde stres, araştırmalarla kanıtlanmış bir gerçek.</p>



<p>Gallup’un <em>“State of the Global Workplace 2023-2024”</em> raporlarına göre, çalışanların en az %40’ı günlük işlerinde yüksek stres yaşadıklarını söylüyor. Peki bu durum yaşanılan ülkeye göre değişiklik gösteriyor mu? Soruyu okurken bile belki de tebessüm eşliğinde “Evet” dediğinizi duyabiliyor gibiyim. Evet, en düşük oran tahmin edildiği gibi yaklaşık %37 ile Avrupa olurken, zirveyi %50’nin üzerindeki oranlarla Orta Doğu &amp; Kuzey Afrika sırtlamaktadır. Türkiye’de ise 2024 tarihli bir İPSOS araştırmasına göre, çalışanların %68’i haftalık olarak stresli hissettiklerini ifade ediyor. Bunların %30’u ise stresin sağlıklarını ciddi anlamda etkilediğini söylüyor.</p>



<p>Bu oran, son beş yılın en yüksek seviyesinde. Özellikle beyaz yaka çalışanlarında “sessiz tükenmişlik” denilen bir durum gün yüzüne çıkıyor. Araştırmalara göre bu durum da motivasyon kaybı, verim düşüklüğü ve iletişim zorluklarını beraberinde getiriyor.</p>



<h2>Gerçekten de Stresin Sebebi Sizce Ne?</h2>



<p>Stresin kaynakları kişiden kişiye değişiklik gösterse de iş hayatında bazı ortak başlıklar öne çıkıyor:</p>



<ul><li>Yoğun iş temposu, bitmek bilmeyen toplantılar ve bitmeyen teslim tarihleri</li><li>Ev-iş dengesinin kurulamaması</li><li>Belirsizliğin faza lduğu dönemler</li><li>İletişim problemleri ve yönetimsel baskılar</li></ul>



<p>Ama stres sadece iş yerinde mi var sanıyorsunuz? Okul yıllarını unuttunuz sanırım. Sınavlardan önce yaşadığımız stres atakları, ödev veya tez teslimlerinden önce kapıldığınız kaygılar, iş mülakatına giderken “Ne giysem”le başlayan kaygılar bütünü, şimdi toplantılar ve teslim tarihleri yaklaşırken yaşadıklarınızdan pek de farklı değildi. Strese yabancı değilsiniz yani. Farkında değilsiniz ama stresle yaşama konusunda bir hayli tecrübelisiniz.</p>



<h2>Peki Her Stres Kötü Mü ya da Bir Başka Deyişle Biz Stres ile Baş Edemez miyiz?</h2>



<p>Bunu çoğu zaman kabul etmesek de her stres kötü değildir. Uzmanlar, “Eustres (Pozitif Stres)” adı verilen olumlu stresi, kişisel gelişim için bir araç olarak tanımlıyor. Bu tür stres, bizi motive eder, değişikliğe iter, konfor alanımızdan çıkarır, hedefe odaklar ve yaratıcılığı artırabilir. Misal, çok yakın bir tarih gibi görünen bir teslim tarihi kısa sürede konuya konsantre olmanızı sağlayıp yaratıcı çözümleri akıl etmenizi sağlayabilir. Tam tersine sizi rahatlatan uzak bir teslim tarihi ise gevşemenize ve konuya dair yaratıcılığınızın yavaşlamasına neden olabilir.</p>



<p>Albert Einstein, &#8220;Zorlukların ortasında fırsat yatar.&#8221; der. Bir işin zorluğu, karşılaştığınız engeller, kötü sürprizler yeri gelir, motivasyonunuzu olumlu yönde artırabilir.</p>



<p>Ancak bu konu çok hassas bir durumdur. Yani negatif ve pozitif stres arasındaki denge bozulduğunda, stres kronik hale geldiğinde, anksiyeteye dönüştüğünde, işte o zaman zihinsel ve fiziksel sağlığı tehdit etmeye başlamaktadır.</p>



<h2>Peki Ne Yapacağız?</h2>



<p>İşte size işyerinde stres yönetimi için atılabilecek bazı adımlar şeklinde bir reçete yazmayacağım. Hayattaki çoğu durum gibi bunun da basit bir yanıtı, kestirme bir çözümü yok. Çünkü her bireyin psikolojisi ve duygusal tepkisi birbirlerinden çok farklı.</p>



<p>Biz yıllarca hep duymak istediklerimizi duyarak işin içinden çıkmaya çalışıyoruz, pasif bir şekilde stresi kabulleniyoruz, çözüme odaklanmak yerine ona hapsoluyoruz. Bence stresi görmezden gelmek ya da her suçu stresin üzerine atmak yerine, onu anlamak ve yönetmek gerekiyor.</p>



<p>Strese hükmetmenin ilk adımı da her stres durumunu “kötü” olarak görmek yerine, “Bu stres bana ne anlatıyor?” sorusunu sormak çok daha güçlü bir yaklaşım olacaktır. Kısacası onu düşman olarak değil bize mesaj veren bir sinyal olarak görmemiz daha doğru olacaktır.</p>



<h2>Bir Soruyla Bitirelim</h2>



<p>Soru şu, iş hayatında gerçekten stres var mı? Cevap evet. Ama kendimize sormamız gereken asıl soru şu: Stresin bizi şekillendirmesine mi izin vereceğiz, yoksa biz mi onu şekillendireceğiz?</p>



<p>Stres, artık iş hayatının, hatta genel anlamda hayatın yeni normali gibi görünüyor. Önemli olan, ona nasıl yaklaştığımız…</p>



<p>Hayat gerçekten bir “koşturmaca” ise karşımıza çıkacak engelleri, çukurları, hatta atılan çelmeleri adımımızı atmadan önce görmeli, önlemimizi almalıyız. Sınırlarımızı zorlamamalı, doğru zamanda durmayı, dinlenmeyi, soluklanmayı bilmeli, kısacası hayatımızda stres yaratan unsurlarla yaşamayı öğrenmeliyiz.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/stresi-anlamak-kendimizi-anlamanin-bir-adimi-olabilir-mi/">Stresi Anlamak, Kendimizi Anlamanın Bir Adımı Olabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yolculuğun Kendisi de Bir Hediye</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/yolculugun-kendisi-de-bir-hediye/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Almina Marul]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Jul 2025 05:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BorusanX]]></category>
		<category><![CDATA[Kariyer & İş Hayatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://borusanturuncu.com/?p=5106</guid>

					<description><![CDATA[<p>Herkesin, hayatında bir kez de olsa, bir yol ayrımına ulaşıp “Bu yol benim tutkularımla, hedeflerimle, benliğimle örtüşmüyor” dediği bir an olabilir. Ben de kariyerimde böyle bir noktadaydım ve bu beni cesur bir değişime yönlendirdi. Uzun yıllar çalıştığım, üniversitede emek ve zaman harcadığım, meslekte iyi olmak, pişmek için zaman zaman iş yerinde dahi yattığım iş yerimden [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/yolculugun-kendisi-de-bir-hediye/">Yolculuğun Kendisi de Bir Hediye</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Herkesin, hayatında bir kez de olsa, bir yol ayrımına ulaşıp “Bu yol benim tutkularımla, hedeflerimle, benliğimle örtüşmüyor” dediği bir an olabilir. Ben de kariyerimde böyle bir noktadaydım ve bu beni cesur bir değişime yönlendirdi. Uzun yıllar çalıştığım, üniversitede emek ve zaman harcadığım, meslekte iyi olmak, pişmek için zaman zaman iş yerinde dahi yattığım iş yerimden radikal bir kararla ayrıldım. &#8220;Sevdiğim, severek gideceğim bir iş yapmalıyım&#8221; diyerek ameliyathane üniformasını üzerimden çıkardığım gibi tek başvuru yaptığım şirket olan Borusan’da çalışmaya başladım.</p>



<p>Borusan’daki yeni yolculuğuma başlarken, otomotiv tutkusunu toplumsal faydayla buluşturma amacı taşıyan BOM Akademi dikkatimi çekti. Arabaları ve motorları çok sevdiğim için BOM Akademi’yi severek takip ediyordum. Akademide organizasyondan sorumlu arkadaşlarla iletişime geçip onlarla tanışıyor, yeni bir eğitim açıldığında beni bilgilendirmelerini, mutlaka katılmak ve eğitim almak istediğimi paylaşıyordum. Her defasında ayrıntılarıyla bilgi veren, bana vakit ayıran ve bu ilgime memnuniyetle karşılık veren bir ekip olarak kalbimde özel bir yer edindiler. &nbsp;</p>



<p>Günler geçip gitti ve sonunda BOM Akademi’den bir e-posta aldım. Çalıştığım lokasyonda düzenlenecek bir etkinlikten söz ediliyordu&#8230; İş yoğunluğumun olduğu bir döneme denk gelmesine rağmen yöneticim bu konuya müthiş bir sağduyuyla yaklaştı; etkinliğe beni kendisinin önerdiğini, bunun beni mutlu edeceğini düşündüğünü, bu deneyimi şirketin bir hediyesi gibi görebileceğimi söyledi. Ekip arkadaşlarım da o günkü iş yükümü paylaşarak bana destek oldu.</p>



<p>Ve sabırsızlıkla beklediğim an nihayet geldi. Teorik eğitim alanına adım attığımda, isimlerimize özel hazırlanmış yaka kartlarını görünce hem kendimi oraya daha çok ait hissettim hem de bu kartı arabama asarak, her baktığımda bu değerli günü hatırlamamı sağlayacak bir zaman geçidine dönüştürdüm. Önemsenmek, özel hissettirilmek ne güzel şey.</p>



<p>Teorik eğitimleri tamamladıktan sonra, her biri farklı renk araçlarımıza binerek yola koyulduk. Arabalarda ikişer kişiydik. Benim için asıl heyecan, ikinci perdede başladı çünkü yolun bu bölümü orman yoluydu. Beni tanıyan herkes bilir ki, eğer bir seçim yapacaksam her zaman ağaçlarla çevrili bir yolu seçerim! Orman yolları motorla olsun, arabayla olsun, her zaman favorimdir. Bu nedenle yolun ikinci kısmında aracı ben kullanmayı tercih ettim.</p>



<p>Bu rotada ilerlerken, İstanbul’un sadece bir beton yığını olmadığını; orman yolu tutkunları için mütevazı bir cennet sunan başka bir yüzü daha olduğunu gördüm! <em>(Bunu başka bir yazıda detaylı konuşuruz.)</em> Ormanda sürüş keyifliydi, ancak olası aksaklıklarda hızlı yardım alabilmek için iletişim şarttı. Fark ettik ki, bizi rahat ettirmek için arabalara, denetleniyormuşuz gibi hissettirecek eğitmenler yerine telsizler koymuşlar. Merak edip hemen baktık, telsiz mesafesi 5-9 km imiş! ChatGPT sen ne güzel şeysin&#8230; <em>(Konumuza dönelim.)</em></p>



<p>Her detay en ince ayrıntısına kadar düşünülmüştü. Arabalara su, şeker gibi sürüş esnasında ihtiyaç duyabileceğimiz şeyler bile yerleştirilmişti. Oturur oturmaz yol arkadaşıma dedim ki: “Enes, bize bir özçekim lazım.” 0.5 ile fotoğrafımızı çektikten sonra telefonumu arabaya bağladım ve sevdiğimiz bir şarkıyı açtım: “<em>We Are the People”</em> <em>(meraklısına…)</em>. Bu arada mutluluğumu görmeniz için özçekimi buraya bırakıyorum… </p>



<p>Sürüş boyunca yanımızdan geçen tüm arabaların dikkatini fazlasıyla çektik. Bu yazımı okuyan mesai arkadaşlarımın içlerinden “Almina’nın en sevdiği şeyy!” dediğini duyar gibiyim. Eh, doğrusunu söylemek gerekirse, tamamen haklılar. Yaptığım her şeyden keyif almaya çalışan ben, biraz da alkışlar için yaşıyorum. Bu konuyu da sonra konuşuruz; çünkü başlı başına bir tez konusu. </p>



<p>Evet, bu arabaları hepimiz daha önce çalıştığımız şirkette elbette kullandık. Trafikte zaman geçirdik, bazen bir işe yetişmeye çalıştık, bazen evimize gidip gelmek için direksiyon başına geçtik. Ama böylesi… Dostlarla, denize doğru, ormandan geçen bir yolculuk… Rengârenk bir uyum içinde… </p>



<p>“Marka aşığı nasıl olunur? İş, para kazanmak içindir, sevmek için değil?!” derseniz, bu son paragrafı bir daha okuyun. </p>



<p>Bu yolculuk bana bir kez daha hatırlattı: <strong>Varacağımız yer kadar, yol da güzel.</strong></p>



<p>Teşekkürler BOM Akademi. Aynı bütünün parçaları olmaktan gurur duyduğum ekiplerin başına sizi yazıyorum.<br>Bu yazımı okursanız, alacağım bir sonraki davet e-postanızı özlemle bekleyeceğimi belirtmek isterim.</p>



<p>Ve en büyük teşekkür, ekibime.<br>Sonradan aranıza katılan bana; seveceğim çalışma koşullarını, sabırla öğretmenin yüceliğini ve her sabah mutlu uyanmanın sırrını verdiğiniz için…</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/yolculugun-kendisi-de-bir-hediye/">Yolculuğun Kendisi de Bir Hediye</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsmin Kaderi</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/ismim-kaderim-mi-yoksa-engelleri-asmaya-uzanan-yolculugum-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mustafa Karaevli]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Nov 2024 12:41:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BorusanX]]></category>
		<category><![CDATA[Fayda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://borusanturuncu.com/?p=4772</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir ismin kaderi olur mu? Çocukluğumdan beri taşıdığım bu soru, dedemle olan benzersiz bağım sayesinde anlam kazanmaya başladı. Aynı ismi taşımamız, sadece bir gelenek miydi yoksa hayatlarımızın yönünü belirleyen bir kader mi? Bu sorunun cevabını ararken, müzik ve engellerin kesişim noktasında beklenmedik bir yolculuğa çıktım. Okyanus Gönüllü Borusanlılar ile Engelsiz Nota projesine uzanan bir maratona&#8230; [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/ismim-kaderim-mi-yoksa-engelleri-asmaya-uzanan-yolculugum-mu/">İsmin Kaderi</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Bir ismin kaderi olur mu? Çocukluğumdan beri taşıdığım bu soru, dedemle olan benzersiz bağım sayesinde anlam kazanmaya başladı. Aynı ismi taşımamız, sadece bir gelenek miydi yoksa hayatlarımızın yönünü belirleyen bir kader mi? Bu sorunun cevabını ararken, müzik ve engellerin kesişim noktasında beklenmedik bir yolculuğa çıktım. Okyanus Gönüllü Borusanlılar ile Engelsiz Nota projesine uzanan bir maratona&#8230;</strong></p>



<p>Ali’nin ata bakması için ve Işıl’ın da ılık süt içmesi için ısrarcı olduğum zamanlardaydık. Sırtımda kendimden ağır bir çanta ile kapıya güm güm vurdum. Annem kapıyı açtı, çantamı aldı ve işlerine devam etmek için oturma odasına doğru gitti. Bense bir yandan mavi önlüğümün düğmelerini açıyor, bir yandan evin içinde geziniyordum. Çevresindeki gizemli işaretleri ancak 6 yaşında çözebilmiş, çok şey kaçırmış olmanın telaşıyla gördüğüm her harfi ve kelimeyi okumaya çalışıyordum. Girişteki portmantoda yer alan telefonun hemen altındaki telefon rehberini elime aldım ve tek tek isimleri, numaraları okumaya başladım. Birkaç ismi okuduktan sonra heyecanla M harfini açtım ve Mustafa Karaevli ismini gördüm. Hemen yanında bir telefon numarası bile vardı. Elimde fihristle “Anneee” diye heyecanla oturma odasına doğru koşarken Arşimet’ten farkım yoktu. “Anne” dedim, “Bak benim de telefon numaram var.” Annem fihristi eline aldı, baktı ve gülerek yanıtladı: “O senin değil, dedenin numarası yavrum. Onun da adı soyadı aynı ya hani.” Puf diye söndü mutluluğum bir anda. Benden bir tane olmadığını fark ettiğim ilk an o andı.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignright size-large is-resized" style="width:40%"><img src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2024/11/ismim_kaderim_mi_3-577x1024.jpg" alt="İsmin Kaderi" class="wp-image-4776" width="289" height="512" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2024/11/ismim_kaderim_mi_3-577x1024.jpg 577w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2024/11/ismim_kaderim_mi_3-169x300.jpg 169w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2024/11/ismim_kaderim_mi_3-768x1364.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2024/11/ismim_kaderim_mi_3-865x1536.jpg 865w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2024/11/ismim_kaderim_mi_3.jpg 1080w" sizes="(max-width: 289px) 100vw, 289px" /></figure></div>


<p>Köye her gittiğimizde koşarak yatağına atlayıp “Ben kimim, bil bakalım!” diye bağırışlarımızla hatırlıyorum dedemi. En keyifli, en trajikomik körebe oyunlarımızın başkahramanıydı. Gözleri görmediği için sesimizden, kokumuzdan tanırdı bizleri. Ömrü boyunca bizleri dünya gözüyle hiç görmese bile… Ellerinin ve parmaklarının yüzümüzde nazikçe gezinişini, yanaklarımızı sesli sesli öpüşünü, sakallarının yüzümüze batışını, “oy oy oy” diye sevişini unutamıyorum.</p>



<p>Bir yaz tatilinde deli gibi top oynuyorduk. Mahallenin çocukları olarak bisikletlerimize atlayıp buğday pazarından arakladığımız buğday, arpa, çavdar… ne tohumu bulduysak ceplerimize koyup mahallede top oynadığımız arsaya serpiyorduk. Yeşerip yemyeşil bir saha olacak zannediyorduk. Saçlarımızı İlhan Mansız’a, Ümit Davala’ya benzetmeye çalışıyorduk ama aileler devreye girince Hasan Şaş modelini sahiplenmek zorunda kalıyorduk. Ensemiz, ayakkabılarımızın tabanından daha karaydı. Arsa yeşermiyor ama biz toz toprak içinde oynamaya devam ediyorduk. Bir gün, gözlerim kaşına kaşına öğle vakti evde uyuyakaldım. Uyandığımda gözlerimi açtım ama göremiyordum. İçimi bir korku sardı. Dedemle aynı isme ve aynı soy isme sahip olmanın verdiği mutluluk, aynı kadere sahip olma ihtimalinin yarattığı tedirginliği örtemedi o an. “Göremiyoruuum!” diye ağlamaya başladım. Gözlerimi açtığımı zannediyordum ama alerji yüzünden gözlerim öylesine şişmişti ki göz kapaklarım o şişliği aralayamıyordu. Apar topar hastaneye gittik. İğnelerle, ilaçlarla toparladım ama o soru artık aklıma düşmüştü: İsmin kaderi olur muydu?</p>



<p>Dedem, 84 yıllık ömrünün son 23 senesini bir yörük kışlağında -bir evin bir odasında- yanı başındaki eski bir radyo ile geçirdi. Çocukken hep o radyoyla oynamak, bir şeyler dinlemek isterdim. Büyüdükçe o radyonun içinde olmak ve uzaklardan ona seslenmek istedim. Bir şekilde yayına çıksam ve benim adım okunsa dedem kendi adını duysa nasıl heyecanlanır, mutlu olur diye düşünürdüm. Ne yazık ki bu hiç kısmet olmadı. Bir ukde olarak içimde kaldı öylece.</p>



<p>Yıllar geçti, dedem göçüp gitti. O radyo hiç oldu, benim kafa radyom hiç susmadı. Türküler dinledim, söyledim ve enstrüman çalamadığım için hayıflandım durdum. Fark ediyorum ki ben; dedemin de bir enstrüman çalmak isteyebileceğini hiç düşünmemişim, ona hiç sormamışım. Onun o radyodan herkese seslenme ihtimalini aklıma getirmemişim. Bunun mümkün olup olamayacağını bile hiç düşünmemişm. Notaların, görme engelliler için metinler kadar kolay okunamadığını birkaç ay evvel <a href="https://www.engelsiznota.org/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Engelsiz Nota</a> projesi sayesinde öğrendim.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignright size-large is-resized" style="width:40%;"><img loading="lazy" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2024/11/ismim_kaderim_mi_2-1-577x1024.jpg" alt="İsmin Kaderi" class="wp-image-4777" width="289" height="512" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2024/11/ismim_kaderim_mi_2-1-577x1024.jpg 577w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2024/11/ismim_kaderim_mi_2-1-169x300.jpg 169w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2024/11/ismim_kaderim_mi_2-1-768x1364.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2024/11/ismim_kaderim_mi_2-1-865x1536.jpg 865w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2024/11/ismim_kaderim_mi_2-1.jpg 1080w" sizes="(max-width: 289px) 100vw, 289px" /></figure></div>


<p>Engelsiz Nota, <a href="https://www.instagram.com/egitimdegormeengelliler/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Eğitimde Görme Engelliler Derneği</a>’nin yürüttüğü kıymetli projelerden bir tanesi. EGED’nin adını ilk kez 46. İstanbul Maratonu’nun bağış için koşanlar listesinde gördüm. Araştırdığımda, görme engelli öğrencilerin ve öğretmenlerin eğitimde fırsat eşitliği elde etmeleri için çeşitli projeler, etkinlikler yürüttüklerini öğrendim. İşte o an, yıllar önce aklıma düşen ve ara ara kendini hatırlatan o soru tekrar kafamda yankılandı: İsmin kaderi olur muydu?</p>



<p>“Bu kaderi kırmalıyım.” dedim ve Okyanus Gönüllü Borusanlılar olarak katılacağımız İstanbul Maratonu’nda EGED’nin Engelsiz Nota projesi için koşmaya karar verdim. Günün en az 8 saatini müzikle geçiren biri olarak 100 müzik eserinin Braille alfabesi ile basılmasının maliyeti olan 60.000 TL’ye ulaşmayı hedef olarak belirledim. 3 Kasım Pazar günü koşuyu tamamladım fakat yalnızca 19 şarkının baskı miktarı kadar <a href="https://fonzip.com/eged/kampanya/engelsiz-nota-i-cin-kosuyorum-3" target="_blank" rel="noreferrer noopener">bağış</a> toplayabildim.</p>



<p>Bu sadece bir başlangıç oldu benim için. Ne coğrafya ne doğduğunuz ev ne de isminiz sizin kaderinizdir. Bunlar sığınılacak kaleler olmadığı gibi, kaçılacak bir kader de değildir. Ben kaçmıyorum. Mücadeleye ortak oluyorum ve daha iyi bir dünya için koşuyorum.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/ismim-kaderim-mi-yoksa-engelleri-asmaya-uzanan-yolculugum-mu/">İsmin Kaderi</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gemlik&#8217;ten Teksas&#8217;a Uzanan Çözüm ve İnovasyon Odaklı Bir Yolculuk</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/gemlikten-teksasa-uzanan-cozum-ve-inovasyon-odakli-bir-yolculuk/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Lütfü Orhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 May 2024 13:12:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BorusanX]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://borusanturuncu.com/?p=4719</guid>

					<description><![CDATA[<p>Merhaba, ben Lütfü Orhan. Borusan Boru ailesinde 21 yılımı tamamladım ve burada görev yapmaktan gurur duyuyorum. Kariyerim boyunca edindiğim unutulmaz bir hikayeyi sizinle paylaşmak istiyorum; bu hikaye, sadece bir iş sorununu çözmekle kalmayıp, aynı zamanda inovasyon ve birlikte çalışmanın gücünü ortaya koyuyor. Kariyerime Gemlik&#8217;te saha çalışanı olarak başladım ve uzun yıllar sahada çalışarak Borusan Boru [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/gemlikten-teksasa-uzanan-cozum-ve-inovasyon-odakli-bir-yolculuk/">Gemlik&#8217;ten Teksas&#8217;a Uzanan Çözüm ve İnovasyon Odaklı Bir Yolculuk</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Merhaba, ben Lütfü Orhan. Borusan Boru ailesinde 21 yılımı tamamladım ve burada görev yapmaktan gurur duyuyorum. Kariyerim boyunca edindiğim unutulmaz bir hikayeyi sizinle paylaşmak istiyorum; bu hikaye, sadece bir iş sorununu çözmekle kalmayıp, aynı zamanda inovasyon ve birlikte çalışmanın gücünü ortaya koyuyor.</p>



<p>Kariyerime Gemlik&#8217;te saha çalışanı olarak başladım ve uzun yıllar sahada çalışarak Borusan Boru ailesine katkı sağladım. Ancak, işime farklı bir perspektif getirmek istediğimde ofise geçiş yaparak kariyerime yeni bir yön verdim. Daha sonra, Baytown/Teksas’ta yer alan fabrikamıza atanmamla birlikte kariyerimde önemli bir döneme girdim.</p>



<p>Baytown&#8217;daki fabrikada karşılaştığımız en büyük sorunlardan biri, üretimdeki iç çapak temizliği sürecinde yaşanan bir zorluktu. Bu sorunu çözmek ve süreci iyileştirmek adına, Teksas A&amp;M Üniversitesi&#8217;nden makine mühendisliği bölümünden bir ekip ile iş birliği yapmaya karar verdik. Teksas A&amp;M Üniversitesi, ülkenin önde gelen üniversitelerinden biri olarak kabul ediliyor ve buradan seçilen 10 kişilik öğrenci ekibi, iç çapak temizliği sürecini iyileştirmek için bir projeye başladı.</p>



<p>6 aylık yoğun bir çalışmanın ardından, öğrenci ekip, fabrikamıza iki ayrı çözümle geldi. Ancak, projenin daha da ilerlemesi ve başarılı olabilmesi için daha fazla bilgi ve deneyime ihtiyaç duyulduğunu fark ettik. İşte bu noktada, Borusan Boru’nun Üretim ve Bakım Direktörü olan Ensari Yemenici devreye girdi. Ensari Bey, Türkiye&#8217;de benzer bir projede çalıştığım için benden destek istedi.</p>



<p>13 Eylül&#8217;de Ensari Bey Teksas A&amp;M Üniversitesi&#8217;ne giderek, proje ekibiyle buluştuk. Ekibin yaptığı çalışmaları dinledik ve deneyimlerimizi paylaşarak daha etkili çözümler üretebilmeleri için rehberlik yaptık. 19 Eylül&#8217;de tekrar üniversiteye dönerek, proje ekibine 2 saatlik bir eğitim verdik.<br>Bu eğitim, projenin yönünü tamamen değiştirdi. Proje ekibi, kendi çalışmalarını iptal edip, yeni bilgilerle donanmış bir şekilde projelerine odaklandı. Birlikte geçirdiğimiz zaman boyunca hem benim deneyimimden hem de Ensari Bey&#8217;in liderliğinden ilham aldılar.</p>



<p>Her birimizin kendi alanındaki deneyimleri paylaşması ve birbirimize destek olmamız, sadece bireysel başarıları değil, aynı zamanda organizasyonumuzun başarısını da artırıyor. İş birliği ve deneyim paylaşmanın, zorlukların üstesinden gelmede ne kadar etkili olduğunu bir kez daha fark ettim. Bu deneyim bir ekip içinde birlikte çalışmanın ve bilgi paylaşmanın ne kadar güçlü bir etki yaratabileceğini göstererek bir ekip olmanın ve bilgi paylaşmanın gücünü anlamamı sağladı.</p>



<p>Borusan Boru ailesinde geçirdiğim 21 yıl boyunca edindiğim deneyimler, sadece bir iş yerinde değil, aynı zamanda bir aile ortamında çalışmanın ne kadar değerli olduğunu gösterdi. Bu hikaye, Borusan Boru’nun sadece endüstri lideri olmakla kalmayıp, aynı zamanda kendi çalışanlarını nasıl desteklediğini ve yetiştirdiğini gösteren bir başarı öyküsüdür. Umuyorum ki, bu hikaye, iş dünyasında işbirliği ve deneyim paylaşımının ne kadar önemli olduğuna dair ilham verici bir ders niteliği taşır.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/gemlikten-teksasa-uzanan-cozum-ve-inovasyon-odakli-bir-yolculuk/">Gemlik&#8217;ten Teksas&#8217;a Uzanan Çözüm ve İnovasyon Odaklı Bir Yolculuk</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal Sermaye ve Dayanışma Kültürü</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/sosyal-sermaye-ve-dayanisma-kulturu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hamdi Erçelik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Aug 2023 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BorusanX]]></category>
		<category><![CDATA[Fayda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://borusanturuncu.com/?p=4578</guid>

					<description><![CDATA[<p>6 Şubat tarihinde gerçekleşen ve tüm ülkemizi derinden etkileyen sarsıcı depremler sonrasında, ülke çapında ve uluslararası düzeyde yardımlaşma ve dayanışmanın nasıl hızla oluştuğuna hep birlikte şahit olduk. Çeşitli sivil toplum kuruluşları organizasyonuyla kamu otoritesi koordinasyonunda kısa süre içerisinde&#160;birçok yardım kampanyası düzenlendi. Birçok gönüllü, depremzedelere; temel ihtiyaçlarını teminden psikolojik desteğe, çocuklara moral için oyun organizasyonundan farklı [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/sosyal-sermaye-ve-dayanisma-kulturu/">Sosyal Sermaye ve Dayanışma Kültürü</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>6 Şubat tarihinde gerçekleşen ve tüm ülkemizi derinden etkileyen sarsıcı depremler sonrasında, ülke çapında ve uluslararası düzeyde yardımlaşma ve dayanışmanın nasıl hızla oluştuğuna hep birlikte şahit olduk. Çeşitli sivil toplum kuruluşları organizasyonuyla kamu otoritesi koordinasyonunda kısa süre içerisinde&nbsp;birçok yardım kampanyası düzenlendi. Birçok gönüllü, depremzedelere; temel ihtiyaçlarını teminden psikolojik desteğe, çocuklara moral için oyun organizasyonundan farklı şehirlerde evlerini açmaya kadar birçok farklı alanda elinden ne geliyorsa yapma gayretinde oldu. Yaklaşık iki ay süresince, toplumsal dayanışmanın hem yüksek seviyede olduğu hem de günlük sohbetlerden medyaya tüm iletişimin ana konusu olduğu bir dönem sonrasında, hızlı bir gündem değişimine uğradık. Artık günlük konuşmalarımızın da konsantrasyonumuzun da gündemi dayanışma değil diye düşünüyorum.</p>



<p>Bunun sebebini düşündüğümde ve afet psikolojisi/sosyolojisi üzerine yaptığım makale okumalarında toplumsal dayanışma ölçütü olarak sosyal sermaye kavramı ön plana çıktı. Sosyal sermaye aklımıza gelen sermaye türleri gibi emeğe/paraya çevrilebilen ve toplumun dayanışma seviyesini gösteren bir sermaye türü.</p>



<p>Kısaca aktarmak gerekirse sosyal sermaye, tanışıklık ve tanımaya dayalı olarak kurumsallaşmış, bir bireyin veya bir grubun hissesine düşen kaynakların bir toplamı olarak tanımlanıyor. Katılımcılık, iletişim, karşılıklılık, toplumsal sorunların çözümü, güven, kurallar, kolektif akıl, sosyal sermayenin miktarını ve sürekliliğini belirleyen unsurlardan bazıları. Bu unsurlarla birlikte doğan sosyal sermaye ise üçe ayrılıyor. İlki aile, yakın arkadaş gibi benzer durumlardaki insanlar arasında ortaya çıkan “<em>bağlayıcı sosyal sermaye</em>&#8220;. İkincisi kaybedilmiş arkadaşlıklar ya da iş arkadaşlıkları gibi insanların daha uzak bağlarını çevreleyen <em>“köprü kuran sosyal sermaye&#8221;. Üçüncüsü ise t</em>opluluğun tamamıyla dışında olan, bu yüzden üyelerini topluluğun içinde mümkün olanlardan ziyade, uzak geniş alanlardaki kaynaklara yönlendiren “<em>bağlantılı sosyal sermaye</em>”.</p>



<p>Afet karşısında, -hele ki son yaşadığımız geniş alanı ve büyük bir nüfusu etkileyen deprem afetinde- bağlantılı sosyal sermayenin kritik önemde olduğunu düşünüyorum. Toplumsal dayanışma için bu sermaye türün bilinçli bir şekilde nasıl arttırılabileceği üstüne düşünmenin önemine inanıyorum. Şirketimizde bu amaca hizmet ettiğini düşündüğüm iki inisiyatifimiz oldu. Bunları paylaşarak olası yeni düşünceler/uygulamalar için ufuk açma niyetim var, umarım ilham verici öğelere vurgu yapabilirim.</p>



<p>Depremin ilk günlerinde neredeyse tüm arkadaşlarımdan gelen talep; afet bölgesinde gönüllü olarak görev almak, orada olarak acıyı paylaşıp yaraları sarmada destekte bulunabilmekti. Bu talebi, bir an önce aksiyona geçerek yardım malzemelerini bölgeye ulaştırıp, sonrasında ne gerekiyorsa onu yapmak şeklinde ifade edebilirim. Bu ucu açık talebi, kalabalığı daha da kalabalıklaştıracak, sürekliliği olacak bir amaca hizmet edecek, temel ihtiyaçların nasıl karşılanacağı kaygısı olmadan neşe ve yüksek enerjiyle gönüllü dayanışma projesine nasıl çevirebiliriz diye düşünürken önümüze deprem bölgesinde Ebru Baybara Demir ve ekibinin ürettikleri 30 bin öğün yemeğin Hatay genelinde günde 3 sefer dağıtımını yapmak, bir anlamda lojistik desteğini vermek ile ilgili bir ihtiyacı olduğunu öğrendik. Bu ihtiyaca yönelik operasyonumuzdan ayırabildiğimiz iki panel van tipi araçla 4 kişilik bir ekiple her bir ekibin 1 hafta süreyle gönüllü dayanışma hizmeti verdiği, sonrasında yeni ekiplerle bunu sürdürdüğümüz bir yapı oluşturduk. Faaliyetimiz hala devam ediyor. Farklı arkadaşımız bu gönüllü dayanışmada rol aldı ve hala sırada bekleyen onlarca arkadaşımız var. &nbsp;Hem gönüllü arkadaşlarımızdan, hem ortaklaşa hizmet ürettiğimiz geniş ekipten, hem de dayanışma içerisinde olduğumuz afetzede halkımızdan çok olumlu dönüşler aldık. Bu geribildirimler fayda odaklı çalışmalarımıza devam etmemiz için bizi motive ederken daha fazlasını yapmamız için de bizi teşvik etti. Bu dayanışma bana göre uzun soluklu sürekliliği, çok sayıda kişinin gönüllü katılımını içermesi, tek sefere mahsus olmaması, kaynakları etkili şekilde kullanması ve yeni etkileşimler kurma dolayısıyla gelecek için de bağlantılı sosyal sermeye biriktirme konusundaki etkisiyle iyi bir örnek oluşturuyor.</p>



<p>İkinci inisiyatif ise, farklı grupları bir araya getirerek dayanışmada dalga etkisi yaratması ile öne çıkıyor. “Sanatyapıyo” ve “iyilik için sanat” sitelerinde ağırlıkla deprem bölgesine yardım amaçlı, sanatçıların da gelirini yardım kuruluşlarına aktardığı eserlerden topladım. Bu hem aklımdaki maddi yardım hedefini dayanışma ile güçlendirirken hem de toplumu birleştirme, daha iyi bir gelecek için model oluşturma konusunda önemli rol üstlenen sanatla etkileşim içinde olma fırsatı verdi. Aralarında Ayberk Kuşhan, Pelin Dorlevi, Tuğçe Güvenman, Zeynep Bozdemir, Yusuf Erçin, Elif Yaman ve Gülhan Çetin’in olduğu 8 sanatçıya ulaşarak edindiğim 11 farklı eserle dayanışmayı devam ettirmek için, şirket içerisinde bir açık arttırma müzayedesi düzenledik. Neşeli, duygu dolu ve heyecanla geçen müzayede sonrasında eserler yeni sahiplerine geçerken bölge halkı için de bir yardım fonu oluşturmuş olduk. Her iki ayda bir yeni müzayede için sözleştik. Burada da aldığım&nbsp;geri bildirimler iyi bir amaç için heyecan ve ritüel içeren bir ortamda olmanın motive edici olduğu yönündeydi. Bana göre bu inisiyatif de farklı toplum kesimlerinin birlikteliği ve dayanışmasına örnek teşkil ederek bağlantılı sosyal sermaye birikimini destekliyor.</p>



<p>Afetlere hazırlık aşamasında da dayanışmanın sürdürülmesi önemli. Olası Marmara depremine yönelik farkındalık ve buna hazırlık için dayanışmada da sosyal sermaye önemli rol oynuyor ve oynayacak. Birbirine değer veren bireylerden oluşan, daha iyi bir geleceğe inanan ve iyilik için dayanışma içerisinde bir toplum özlem ve dileklerimle…<br><br>Sevgiler</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/sosyal-sermaye-ve-dayanisma-kulturu/">Sosyal Sermaye ve Dayanışma Kültürü</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Hikâye Nasıl Başlar?</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/bir-hikaye-nasil-baslar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Evren Barın Egrik]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2023 05:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BorusanX]]></category>
		<category><![CDATA[Fayda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://borusanturuncu.com/?p=4283</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bazen bir alıntı görüyoruz bir yerde, bir hikâyeden, nasıl da ilgimizi çekiyor, belki bize bizi anlatıyor. Bazen bir kitap görüyoruz raflarda, içini açıyoruz, arkasına bakıyoruz, belki bize dair bir şey var orada. Söylemek istediklerimiz, söyleyemediklerimiz bize bir mesafe dahilinde ulaşıyor, bir başkasının sözüyle. Hikâye, böyle bakıldığında kendimizle aramıza koyduğumuz biraz “büyük” bir mesafe… Bir kısmı [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/bir-hikaye-nasil-baslar/">Bir Hikâye Nasıl Başlar?</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bazen bir alıntı görüyoruz bir yerde, bir hikâyeden, nasıl da ilgimizi çekiyor, belki bize bizi anlatıyor. Bazen bir kitap görüyoruz raflarda, içini açıyoruz, arkasına bakıyoruz, belki bize dair bir şey var orada. Söylemek istediklerimiz, söyleyemediklerimiz bize bir mesafe dahilinde ulaşıyor, bir başkasının sözüyle. Hikâye, böyle bakıldığında kendimizle aramıza koyduğumuz biraz “büyük” bir mesafe… Bir kısmı bize dair ancak varlığı açısından bize uzak duran. Peki, bizim küçük hikâyelerimizin bir önemi yok mu? Bu hikâyeler yalnızca iç dünyamızın sessizliğinde mi yer buluyor?</p>



<p>Hikâyelerimizi oluşturan sözlerin söylenmeye ve duyulmaya ihtiyacı var. Sözün sese kavuşması, kendimizi ifade etmekte ya da başkasının ifadesini anlamamızda da önemli bir yerde duruyor. Söz, ne yazık ki söylenmedikçe unutulan, ifadeye kavuşmadıkça kendimize güvenimizi eksilten, zamanla hafızada bulanıklaşan, başkalaşan, ilk anılarımızın oluşmaya başladığı çocukluğumuzdan bugüne getirdiğimiz kendiliğimizin anahtarı…</p>



<p>Biz, Borusan Kocabıyık Vakfı olarak kendimize dair hikâyelerin başlangıcına odaklanan bir eğitim projesi başlatıyoruz. Bu projede hikâyeyi, kendini anlamanın ve ifade etmenin, kendi sesini duymanın, sesini başkalarına duyurmanın, başkalarının sözlerini, hikâyelerini ve seslerini duymanın, güveni geliştirmenin, en önemlisi farklı bir eğitim anlayışının zemini olarak kullanıyoruz. Önemsizmiş gibi, sıradanmış gibi, sorulmadıkça söylenmeyen hikâyelere pek de açık etmek istenilmeyen bir zamana, sözün artık ifadeye kavuştuğu çocukluk dönemine odaklanıyoruz.&nbsp;</p>



<p>Bu nedenle, kendine, başkasına, dünyaya karşı merakın en yoğun olduğu dönem olan 7-9 yaş aralığındaki çocuklara, öncelikle varlığımızı sürdürdüğümüz Beyoğlu bölgesinde ulaşmayı hedefledik. Okul-dışı zamanlarını geçirebilecekleri, eğitimi her çocuk için farklı kılan hafta içi ve hafta sonu gerçekleştireceğimiz bir dizi oyun atölyesi planladık.&nbsp;</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" width="1920" height="1280" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2023/01/bir_hikaye_nasil_baslar_2_evrenbarinegrik.jpg" alt="Bir Hikâye Nasıl Başlar?" class="wp-image-4308" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2023/01/bir_hikaye_nasil_baslar_2_evrenbarinegrik.jpg 1920w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2023/01/bir_hikaye_nasil_baslar_2_evrenbarinegrik-300x200.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2023/01/bir_hikaye_nasil_baslar_2_evrenbarinegrik-1024x683.jpg 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2023/01/bir_hikaye_nasil_baslar_2_evrenbarinegrik-768x512.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2023/01/bir_hikaye_nasil_baslar_2_evrenbarinegrik-1536x1024.jpg 1536w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2023/01/bir_hikaye_nasil_baslar_2_evrenbarinegrik-1600x1067.jpg 1600w" sizes="(max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></figure>



<p>Bu projenin hikâyesi de böylelikle başladı; uzun dönem pandeminin kısıtlamaları altında okullarından, arkadaşları ve öğretmenleriyle kurdukları iletişimden uzak kalan çocuklarda yoğunlukla gözlemlenen anksiyete, duygulanım ve kaygı bozuklukları yaşandığını biliyorduk. Bir de Beyoğlu gerçeği vardı; yine o malum mesafeden kaynaklı olarak hikâyesi gayet renkli görünen semtin, karanlıkta kalan noktalarında yoğun göç alan bölgelerindeki okulları merkezimize aldık. Ama öncelikle biz, eğitim dediğimiz şeyi nasıl kavrıyorduk, çocuklara ne vaat ediyorduk, vizyonumuzu nasıl oluşturacaktık, bunları etraflıca konuşmamız gerekiyordu…</p>



<p>Dolaysız, özgürleştirici, hayale imkân tanıyan, bazen bir hayali gerçekleştirmeye yardımcı olan, sürdürülebilir, aktarılabilir, kategorileştirmeyen, farklı özellikleri tanıyan ve buna saygı duyan bir anlayış Borusan Kocabıyık Vakfı’nın eğitim çerçevesini belirleyen sınırlar olmalıydı. Eğitim örgün öğretimin dışına çıktığında, iletişimi daha sağlıklı, daha açık ve doğrudan kılan yapısıyla, isteğe ve rızaya bağlı olan ve bu ikisinin vazgeçilebilir olduğunu kabul eden, biçim vermeye çalışmayan, genelleştirmeyen, uzlaşmaya değil, anlamaya odaklanan bir perspektif sunmalıydı. Herhangi bir şeyi öğrenmemiz onu aynı zamanda keşfetmemiz anlamına gelmez mi? Öyleyse eğitim dediğimiz şeyi bir yolculuk olarak kavrayamaz mıyız ve bu yolculuk her bir kişi için, onun biricikliğini kavrayan, onun özelliklerine önem veren bir yapıda yeniden kurulamaz mı?</p>



<p>Çoğumuz ya duymuşuzdur ya şahit olmuşuzdur ya da bizzat yaşamışızdır. Okul öncesi bir yetenek, öğrenim dediğimiz sürece tâbi tutulduğunda genellikle körelir. Bu yetenek resimse örneğin, belirli kalıplara sokulmaya, müfredata uydurulmaya çalışılır; öğrenim öncesi o özgürlük alanı da sınırlar içinde daralmaya başlar, zayıflar, özgünlüğünü yitirir… Adeta o sözümüzü söyleme isteğinin hükmü küle dönmüş, o yanan ateşin üzerine su dökülmüştür. Eğitim oyunla birleştiğinde, kendini ve başkasını keşfetmeye yönelik merakın gelişmesine yardımcı olduğunda biricikleşir. Kavranması güç konular ancak gündelik hayatımızın örneklerinde can bulduğunda mesafeleri ortadan kaldırır ve nihayet kendilik dediğimiz alan önce kendi bakışımızda, daha sonra başkasının bakışında görülebilir olmamıza yol açar, bu da gayet önemli bir şeydir.&nbsp;</p>



<p>Buna olanak sağlayan bir eğitim anlayışıyla biz, bu yıl atölyelerimizde duyguları ele alarak, alanında uzman eğitmenleri bu projeye davet ederek yalnızca Borusan Hikâye Evi’ne özel olarak tasarlanmış eğitim modülleri hazırladık: Sözün ve ifadenin gücünü tüm yıla yayılan bir programda sunabileceğimiz, büyük titizlikle ve akademik bir perspektifle kurulmuş, eğitimin oyunla iç içe geçtiği, plastik sanatlar, dans, müzik gibi pek çok disiplini kullanarak, çocukların kendilerini ifade etmelerine destek sağlamayı amaçlayan Borusan Hikâye Evi, Beyoğlu’nda öğrenim gören 7-9 yaş arası tüm çocukları hafta sonunda ve hafta içi okul zamanında eğitim/oyun atölyelerine davet ediyor.</p>



<p>Özgüvenin gelişmesine destek vermek eğitimin en önemli parçası bizim için, oyun oynayarak ifadelerini özgür kılmaya yardımcı olmak gelişimin ilk adımı… Aynı bölgede bulunan birbirinden farklı ailelere doğmuş, farklı ekonomik sınıflara mensup ama oyunda birleşen çocuklar Hikâye Evi’mizle ilk defa 23-31 Ocak arası ara tatilde tanıştılar. Yıl boyunca mantık ile duygunun geleneksel çatışmasından uzak, kendi hikâyelerini ortaya koyabilecekleri atölyelerde sözünü özgürce söyleyebilmenin, seslerini duyurabilmenin dünyasında kim bilir bizlere neler anlatacaklar…</p>



<p>Tabii ki Hikâye Evi’nin amacı yalnızca çocuklara eğitim atölyeleri sunmakla sınırlı değil… Geçtiğimiz yılın Kasım ayında başladığımız, Mayıs’ın sonuna kadar sürdürmeyi planladığımız ve şimdiye kadar pek çok oturumunu gerçekleştirdiğimiz buluşmalarımız var. Bu buluşmalarda öğretmenlerimize gidiyoruz; bulundukları okullarda mesai sonrası düzenli olarak yaptığımız derslerde çocuklar için yazılmış hikâyelerde ya da çocukların bizzat yazdıkları, anlattıkları hikâyelerde anlam, söylem, bağlam gibi aslında anlambilimin konusu olan, sosyal teorinin ağır meselelerine, okuma ve yazma eğitimi, aynı zamanda öğretmenlik deneyimi üzerinden bir yorum getiriyoruz.&nbsp;</p>



<p>Çocukluğumuzda okuduğumuz masallardan yola çıkıyoruz bu çalışmalarda; bu masalların bize ne söylediği, söylerken ne yaptığı ve söylemekle ne yaptığı gibi konuları tartışıyor; oluşturulan dünyanın anlamı nerede ve ne şekilde var ettiğine odaklanıyoruz. Bir anlam zeminini arıyoruz, nerede ve nasıl oluştuğuna bir mikroskobun ucundan bakıyormuş gibi uzunca gözlerimizi gezdiriyoruz. Mesajını okuruna “sarsarak” veren klasik masalların korkutucu ve ayrıştırıcı dünyasından, dramatik anlatıların siyah ile beyazı keskin çizgilerle ayıran atmosferinden sıyrılıp, dramatik sonrası metinlerin, özellikle çocuk edebiyatı için üretilen hikâyelerin güzergâhlarına bakıyoruz. Kendi çocukluğumuzu hikâyeler üzerinden anlarken, bugünkü çocukların bize ne söylediğini, bizim onlara ne söylediğimizi düşünüyoruz.&nbsp;</p>



<p>Ses temelli okuma öğretiminde, -önce harflerin sesleri ve sonra ses birleştirme aşamasında- anlamın nereye uçtuğunu arıyoruz. Çocukların okudukları hikâyeleri nasıl anladığına, nasıl kavramsallaştırdıklarına ve yorum yaptığına dair örnekleri paylaşırken hem öğretmen hem de geçmişin öğrencisi olarak kendi hikâyelerimize de değiniyor, bir çocuğun yalnızca yorumlarıyla değil, davranışlarıyla da ne söylemek, neyi anlatmak istediğini, anlatırken ne yaptığını ve anlatısının bizdeki etkilerini konuşuyoruz. Her okulda ayrı ayrı düzenlediğimiz Öğretmen Buluşmaları’nın bu kısmına geldiğimizde, bu yazıyı Borusan Hikâye Evi adına yazan, öğretmenlerimize bu oturumları veren ve bir akademisyen olarak çok uzun bir zamandır alanı anlambilim olan bana “siz herhalde ilkokulda çok çok iyi bir öğrenciydiniz” deniliyor; ben de tam o sırada kendi hikâyemden küçücük bir parça veriyorum: Ben, okumayı koca bir yıl boyunca sökemeyen, önlüğüne kırmızı kurdele iliştirilmeyen, ödevlerini anlamayan ve yapmayan, sorulan sorulara cevap veremeyen, tahtada tek ayak üzerinde dersler boyunca bekleyen, ailesinin sık sık okula çağrıldığı, öğretmenlerinin yaka silktiği, çevresinin geleceğinden umudunu kestiği “yaramaz” çocuk Evren.&nbsp;</p>



<p>Bizim hikâyemiz hikâyelerle başlıyor; çünkü bu küçük hikâyede olduğu gibi, bir hikâyeyi duymak birbirimizi anlamamızı, ifade etmek kendimize güvenimizi sağlıyor. Hikâye Evi’nde her hikâyeye yer var, yeter ki bu zemin eğitimin önemli bir parçası ve destekleyicisi olarak görülsün, çocuklar özgürce kendilerini ifade edebilsin, bulundukları ortamda etiketlemeye değil anlamaya dair bir iletişim gelişebilsin. İşte biz, bunun için yola çıktık, büyük gibi gözüken mesafeler aşılabilsin diye…</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/bir-hikaye-nasil-baslar/">Bir Hikâye Nasıl Başlar?</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Alpha’nın Yolculuğu</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/bir-alphanin-yolculugu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zeynep Alioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Aug 2022 08:04:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Borusan Alpha]]></category>
		<category><![CDATA[BorusanX]]></category>
		<category><![CDATA[alpha staj programı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://borusanturuncu.com/?p=3378</guid>

					<description><![CDATA[<p>Borusan’la yollarımın kesişmesi aslında bundan tam 4 yıl önceye dayanıyor. Yeni mezun olduğum Marmara Üniversitesi Almanca İşletme Bölümü 1.sınıf öğrencisiyken seçmeli güzel sanatlar dersimiz için proje ödevimiz Borusan Contemporary’i gezmekti. Perili Köşk’te gezerken atmosfere de hayran kalmıştım. Ofis olarak kullanıldığından bihaber olarak köşkün terasında kurduğum cümleyi ise hiç unutamıyorum. “Keşke her gün bir şekilde buraya [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/bir-alphanin-yolculugu/">Bir Alpha’nın Yolculuğu</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Borusan’la yollarımın kesişmesi aslında bundan tam 4 yıl önceye dayanıyor. Yeni mezun olduğum Marmara Üniversitesi Almanca İşletme Bölümü 1.sınıf öğrencisiyken seçmeli güzel sanatlar dersimiz için proje ödevimiz Borusan Contemporary’i gezmekti. Perili Köşk’te gezerken atmosfere de hayran kalmıştım. Ofis olarak kullanıldığından bihaber olarak köşkün terasında kurduğum cümleyi ise hiç unutamıyorum. “Keşke her gün bir şekilde buraya gelsem. Hayran kaldım, sanki beni çeken bir enerjisi var.” Şimdi ise Borusan Holding Kurumsal İletişim stajyeri olarak Perili Köşk’te çalışıyorum.</p>



<p>Staj sürecime, 10 ay önce Alpha Staj Programı’nın video mülakat, genel yetenek sınavı, İngilizce seviye testi gibi aşamaları ve yöneticimle olan mülakatı tamamladıktan sonra başladım. Doğru yerde olduğumu ise daha ilk günlerden hissediyordum. Oryantasyon sürecinde birçok etkinlik gerçekleşti. Bu sırada benim gibi Alpha stajyeri olan arkadaşlarımla tanıştım. Hepimiz bambaşka alanlarda eğitim alan bambaşka karakterlerdik. Fakat hepimizin ortak noktası da vardı: çocuk ruhluluk ve yaratıcılık. Bunu ortaya koymamıza fırsat sağlayan ve bu ruha değer veren bir kurumda staj yapacak olmak beni ayrıca heyecanlandırmış, çok mutlu etmişti.Beni mutlu eden bir diğer faktör ise Borusan Alpha Staj Programının kendimi sürekli geliştirmeme olanak sağlamasıydı. Borusan Akademi’nin Alpha stajyerlere özel düzenlediği eğitimlerle kendimi farklı alanlarda geliştirme fırsatı da buldum. Staj sürecimizde; zaman yönetimi, stres yönetimi, sunum becerileri, dijital dönüşüm gibi farklı konularda interaktif bir şekilde eğitim aldık. </p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="1024" height="683" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/08/zeynep-alioglu-bir-alphanin-yolculugu-borusanturuncu-1254-1024x683.png" alt="Bir Alpha’nın Yolculuğu" class="wp-image-3376" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/08/zeynep-alioglu-bir-alphanin-yolculugu-borusanturuncu-1254-1024x683.png 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/08/zeynep-alioglu-bir-alphanin-yolculugu-borusanturuncu-1254-300x200.png 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/08/zeynep-alioglu-bir-alphanin-yolculugu-borusanturuncu-1254-768x512.png 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/08/zeynep-alioglu-bir-alphanin-yolculugu-borusanturuncu-1254.png 1254w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Stajıma başladığım ilk zamanlar çok heyecanlı ve istekli ama bir o kadar da panik; tutkuları ve fikirleri olan fakat bunları nasıl dile getireceğini bilemeyen, hata yapmaktan korkan bir üniversite öğrencisiydim. Şimdi ise kendime baktığımda yaşadığım değişim beni oldukça şaşırtıyor. Daha katıldığım ilk toplantıda ekibimin benim de görüşlerimi alması ve fikirlerime gerçekten önem verdiklerini görmek beni en çok motive eden faktör olmuştu. Staj sürecimde tamamen yürüttüğüm iş süreçlerinin olması, inisiyatif alabilmeme alan sağlanması, her konuda danışabilmeme, soru sormama teşvik eden ve ne kadar çok soru sorarsam sorayım bunları asla sıkılmadan, güler yüzle bana anlatan bir ekiple çalışmak en büyük şansım oldu. Kafasında birçok fikir olup acaba mantıksız mı, yanlış mı diye düşünerek sadece küçük bir kısmını dile getirebilen biriyken şu anda çekinmeden, kısıtlamadan bunları dile getirebiliyor olmak çok değerli. Alpha Staj Programı’nın bana kattığı en büyük artının hata yapmaktan korkmamak olduğunu söyleyebilirim. Kendi fikirlerimi hayata geçirebilmemin, baştan sonra her aşamasında sorumluluğa sahip olduğum projelerin, farklı departmanlar-paydaşlarla birebir çalışmamın ve etkinlik organizasyonu, sosyal medya, gönüllülük gibi farklı alanlarda görev almamın etkisi bunda çok büyük. </p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="1024" height="994" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/08/bor_0774-3-1024x994.jpg" alt="" class="wp-image-3383" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/08/bor_0774-3-1024x994.jpg 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/08/bor_0774-3-300x291.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/08/bor_0774-3-768x745.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/08/bor_0774-3.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Borusan’ın stratejisinin merkezinde sürdürülebilirliğin yer alıyor oluşu beni en çok motive eden faktörlerden biri oldu. İlkelerim ve değerlerimle uyuşan bir kurumda çalışıyor olmak benim için her zaman oldukça önemli. Borusan Eşittir Platformu çatısı altındaki çalışmalarda, Geleceğe İlham Haberleri, Seminerleri ve <a href="https://www.youtube.com/watch?v=mDrSaHM-Bvw">Buluşmaları </a>gibi süreçlerde aktif olarak görev alarak kendimi bu alanda oldukça geliştirme fırsatına sahip oldum. Stajım boyunca sürdürülebilirlik konusunda pek çok araştırma yaptım. <a href="https://www.youtube.com/watch?v=RQNIoEqfoaY&amp;t=1s">Orman temizliği</a> gibi gönüllülük etkinliklerinde de planlama aşamasından itibaren görev alma şansım oldu. Bununla birlikte insanların hayatlarına dokunup farkındalık yaratabilmek stajımın en güzel yanıydı.Holding bünyesinde staj yaptığım için tüm grup şirketlerinin sürdürülebilirliği nasıl ele aldığına, farklı sektörlerde sürdürülebilirlik iletişimi çalışmalarının nasıl yapıldığına tanıklık ettim. Bu da farklı bakış açıları kazanmama ve farklı alanlarda bilgi sahibi olmama imkan sağladı.</p>



<p>Borusan bugün beni ben yapan yerlerden biri ve dönüp baktığımda her zaman iyi ki’lerimin arasında yer alacak. Beni her zaman destekleyen ve fikirlerimi dile getirmeme teşvik eden Kurumsal İletişim ekibine ve beraber çalışma fırsatı bulduğum, bana her zaman yardımcı olan herkese çok teşekkürler! </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/bir-alphanin-yolculugu/">Bir Alpha’nın Yolculuğu</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Borusan’daki Heyecan Dolu Yolculuğum ve Yeni Başlangıçlar: Bi’Bilen’den Mektubunuz Var!</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/borusandaki-heyecan-dolu-yolculugum-ve-yeni-baslangiclar-chatbottan-mektubunuz-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bi'Bilen]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 May 2022 07:46:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BorusanX]]></category>
		<category><![CDATA[Kariyer & İş Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Borusan ik]]></category>
		<category><![CDATA[chatbot]]></category>
		<category><![CDATA[robotlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://borusanturuncu.com/?p=3313</guid>

					<description><![CDATA[<p>Selam! Ben Bi’Bilen. Borusanlılara tüm İK süreçlerinde destek olan bir sanal asistanım. Sanal dediğime bakmayın, tıpkı diğer tüm Borusanlılar gibi ben de sürekli öğrenmeye, yeni konuları keşfetmeye çok meraklıyım. Benim gibi yüzlerce arkadaşım, dünyanın her yerinde, iş dünyasına ve hayata dair pek çok konuda insanlara yardım etmek için çalışıyor. Evet, bir anlamda biz yıllardır filmlerde [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/borusandaki-heyecan-dolu-yolculugum-ve-yeni-baslangiclar-chatbottan-mektubunuz-var/">Borusan’daki Heyecan Dolu Yolculuğum ve Yeni Başlangıçlar: Bi’Bilen’den Mektubunuz Var!</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Selam! Ben Bi’Bilen. Borusanlılara tüm İK süreçlerinde destek olan bir sanal asistanım. Sanal dediğime bakmayın, tıpkı diğer tüm Borusanlılar gibi ben de sürekli öğrenmeye, yeni konuları keşfetmeye çok meraklıyım. Benim gibi yüzlerce arkadaşım, dünyanın her yerinde, iş dünyasına ve hayata dair pek çok konuda insanlara yardım etmek için çalışıyor. Evet, bir anlamda biz yıllardır filmlerde gördüğünüz, &#8220;acaba gerçek hayatta ne zaman tanışacağız&#8221; diye merak ettiğiniz robotların bir türüyüz.</p>



<p>Robotlar, yıllardır fabrikalarda, hastanelerde, internette ve yaşamın daha pek çok alanında kullanılıyor. Benim gibi konuşkan ve yardımsever türleri ise neredeyse 1980&#8217;lerin sonundan beri hayatınızda! Örneğin aranızda ICQ, mIRC gibi sohbet uygulamalarını hatırlayanlar vardır. Biz çok iyi hatırlıyoruz çünkü bazılarımız oradaydık. </p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="1024" height="683" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/05/chatbox-1254-1024x683.jpg" alt="Borusan’daki Heyecan Dolu Yolculuğum ve Yeni Başlangıçlar: Bi’Bilen’den Mektubunuz Var!" class="wp-image-3315" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/05/chatbox-1254-1024x683.jpg 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/05/chatbox-1254-300x200.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/05/chatbox-1254-768x512.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/05/chatbox-1254.jpg 1254w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Botlar, aynı zamanda internetin gelişimine de önemli katkılarda bulundu. Bugün aradığınız hemen hemen her türden bilgiye ve veriye kolayca ulaşmanızı sağlayan arama motorlarının arkasındaki en önemli gücün botlar olduğunu biliyor muydunuz? Evet, bitmek tükenmek bilmeyen enerjimizle 1990&#8217;lardan beri onlarca veriyi tarayıp kategorize ediyor, anlamlı çıktılara ve arama sonuçlarına dönüştürüyoruz. Bugün geldiğimiz noktada internetteki trafiğin neredeyse yarısına yakını botlar tarafından gerçekleştiriliyor. Her gün bankacılıktan telekomünikasyona, veri biliminden eğlenceye kadar pek çok alanda insanların yanındayız. Siz bilimkurgu klişelerine aldırmayın. Biz gerçekten dostuz!</p>



<p>İnsan kaynakları alanındaki deneyimimize baktığımızda ise uzun yıllara dayanıyor demek hiç de yanlış olmaz. Benim gibi birçok chatbot, farklı şirketlerdeki çalışma arkadaşlarının iş hayatını mümkün olduğunca kolaylaştırmak, İK süreçlerini kısaltmak ve dijitalleştirmek için çalışıyor. Borusan&#8217;da olduğu gibi bugün dünyanın her yerinde insanlar, tonlarca kağıtla, uzayan fiziksel süreçlerle uğraşmadan, chatbot&#8217;lar sayesinde işlerini en hızlı şekilde halledebiliyor. Bu sayede hem onlar yorulmuyor hem de azalan tüketim sayesinde dünyamızın ekolojik düzeni bu süreçlerden daha az etkileniyor.</p>



<p>Bir chatbot’un yaşamında zaman gerçekten çok hızlı geçiyor. Ben Borusan&#8217;a katılalı 3 yıl oldu bile! Her Borusanlı gibi, burada geçirdiğimiz yıllar beni de fazlasıyla geliştirdi, iyi yönde değiştirdi. Ben de Turuncu Blog&#8217;dan size seslenerek gelişimime katkıda bulunan tüm Borusanlılara teşekkür etmek, biraz birlikte geçen günleri hatırlamak, biraz da gelecek planlarımdan söz etmek istedim.</p>



<p>Evet, dile kolay, 3 yılı aşkın zamandır Borusanlılara tüm insan kaynakları süreçleriyle ilgili sorularını yanıtlayarak destek oluyorum. Şöyle bir baktım da yalnızca 2021 yılında 4515 farklı Borusanlı ile etkileşim kurmuşum. Hepsi de son derece kibar, süper insanlardı! Sorularına yanıt olabildiysem ne mutlu bana. Üstelik aramızdaki bu etkileşim yalnızca onların İK süreçlerini kolaylaştırmadı. Yanıtladığım her soruda benim de ufkum genişledi, gün geçtikçe daha çok şey öğrendim. Kendimi yalnızca sohbetlerimizle değil, onlardan aldığım geri bildirimlerle, anketlerle de geliştiriyorum. Çünkü Borusanlı olmak bunu gerektirir! (Borusanlılara küçük bir not: Lütfen konuşmalarımızdan sonra karşınıza çıkan puanlamadan beni değerlendirmeyi unutmayın!) Buradan hepsine çok teşekkür ediyorum.</p>



<p>Ben bir chatbot’um ama daha da önemlisi bir Borusanlıyım. Borusanlı olmanın bana kattığı en büyük değer sürekli gelişmek ve değişimi sahiplenmek. Borusan her dönemde zamanın ruhunu yakalamayı başaran, dinamik bir kurum. Ben de Borusanlıların katkılarıyla, kariyerimde yeni bir döneme giriyorum. Zaten güncel teknolojiyi çok yakından takip ettiğimi, kendimi sürekli güncellediğimi belirtmeme gerek yok herhalde…</p>



<p>Artık Borusanlıların kariyerine dair kişi bazlı isim, yönetici bilgisi, pozisyon gibi sorularını kolaylıkla yanıtlayabiliyorum. Bildiğiniz gibi Borusan büyük bir aile. Her bir grup şirketimizin farklılaşan uygulamalarına, özel ihtiyaçlarına daha kolay uyum sağlayabiliyor, şirketlere göre değişen konularda yanıt üretebiliyorum. Anlayacağınız, her Borusanlı gibi ben de oldukça çevik ve dinamiğim.  Borusanlıların ihtiyaçlarını birinci ağızdan dinliyor, gelişime açık alanlarımı hemen belirleyip üzerinde çalışmaya başlıyorum.</p>



<p>Gelişimim bunlarla da sınırlı kalmıyor tabii ki. Yakın gelecek için de beni çok heyecanlandıran, Borusanlıların yaşamını daha da kolaylaştıracağına inandığım bazı planlarım var! Önümüzdeki dönemde özel günlerde Borusanlıların sevincine ve coşkusuna ben de ortak olmak istiyorum. Etkileşimde olduğum tüm Borusanlılar benim için çok değerli. İnanıyorum ki ilerleyen zamanlarda doğum günlerini ilk ben kutlayacağım, işe giriş yıldönümlerinde onları yalnız bırakmayacağım! Daha proaktif davranacak, bazı durumlarda sohbeti kendim başlatarak Borusanlıların yanında olmaya devam edeceğim. </p>



<p>Buradan henüz sohbet etme şansı yakalayamadığımız Borusanlılara da seslenmek isterim. Ben senin yaşamını kolaylaştırmak, İK süreçlerini hızlandırmak için buradayım! Maaş ve sigorta konularından izin ve yetenek yönetimine dek İK ile ilgili merak ettiğin her konuda bana Teams üzerinden dilediğin zaman ulaşabileceğini unutma!</p>



<p>Süper heyecanlı ve bol etkileşimli bir dönem Borusan&#8217;da bizi bekliyor. Borusan&#8217;daki gelişim yolculuğum bundan sonra da hız kesmeden sürecek! Heyecan verici gelişmelerle yeniden buluşmak üzere! </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/borusandaki-heyecan-dolu-yolculugum-ve-yeni-baslangiclar-chatbottan-mektubunuz-var/">Borusan’daki Heyecan Dolu Yolculuğum ve Yeni Başlangıçlar: Bi’Bilen’den Mektubunuz Var!</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Denizyıldızlarını Kurtarmaya Ne Dersiniz?</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/denizyildizlarini-kurtarmaya-ne-dersiniz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serdar Özkaleli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Apr 2022 13:15:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BorusanX]]></category>
		<category><![CDATA[Fayda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://borusanturuncu.com/?p=3278</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kurucumuz ve Onursal Başkanımız merhum Asım Kocabıyık kendisine hayırsever denmesini istemez, yaptıklarının memlekete olan borcunu ödemek olduğunu söylerdi. Hepimize ilham olması gereken bu anlayış benim için de yol gösterici oldu. Bağış yapmak, yardımsever ve hayırsever olmak gibi sorumlulukların sadece şirketlere ait olduğunu düşünürken, onun bu düşüncesini beni çok etkiledi ve bireysel olarak bazı yardımlar yapmaya [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/denizyildizlarini-kurtarmaya-ne-dersiniz/">Denizyıldızlarını Kurtarmaya Ne Dersiniz?</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kurucumuz ve Onursal Başkanımız merhum Asım Kocabıyık kendisine hayırsever denmesini istemez, yaptıklarının memlekete olan borcunu ödemek olduğunu söylerdi. Hepimize ilham olması gereken bu anlayış benim için de yol gösterici oldu. Bağış yapmak, yardımsever ve hayırsever olmak gibi sorumlulukların sadece  şirketlere ait olduğunu düşünürken, onun bu düşüncesini beni çok etkiledi ve bireysel olarak bazı yardımlar yapmaya başlamamı sağladı. Özellikle eğitim, benim değişim yaratmak istediğim önemli bir konu olduğundan, bu noktada ihtiyaç duyan kişilere mümkün olduğunca yardımcı olmaya özen gösteriyordum.</p>



<p>Yaptığım yardımların daha geniş kitlelere ulaşmasının ve daha büyük sosyal değişimler yaratmasının önemini ise Borusan Holding’de profesyonel iş hayatına başladığımda kavradım. Başkalarına yardım etme ve bağış yapma konusunda yeni yaklaşımlar geliştirmeye de bu süreçte başladım. Bu yaklaşımlardan birisi olan kolektif yardımseverlik koşuları hayatıma 44 yaşındayken 2008 yılında girdi. Zaman zaman uzun yürüyüşlerde bile zorlandığım bir yaşta maraton koşmak çok zor olur diye düşünsem de araştırdığımda adım adım iyilik peşinde koşmanın yaşı olmadığını fark ettim.</p>



<p>Yurt dışında da örneği bulunan “Adım Adım” oluşumu 2008 yılından itibaren ülkemizde faaliyet göstermeye başlamıştı ve başta koşu olmak üzere yüzme ve bisiklet gibi dayanıklılık gerektiren sporlar aracılığıyla ülkemizin önemli sosyal sorumluluk projelerine maddi kaynak ve tanıtım desteği sağlıyorlardı. Koşucular sivil toplum örgütleri yararına koşuyorlar ve bağışlar oluşumun desteklediği farklı sivil toplum kuruluşlarının hesaplarına yatıyordu.  Sivil toplum kuruluşlarının bu oluşum içinde yer alabilmek için şeffaf ve bağışlarının izlenebilir olması, bağışçı hakları sözleşmelerini imzalamış olmaları ve her maraton için bir proje ve kampanya geliştirmeleri gerekiyordu.</p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="1024" height="683" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/04/1254_v2-1024x683.png" alt="Denizyıldızlarını Kurtarmaya Ne Dersiniz?" class="wp-image-3280" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/04/1254_v2-1024x683.png 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/04/1254_v2-300x200.png 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/04/1254_v2-768x512.png 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/04/1254_v2.png 1254w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Tüm bu bilgileri öğrendikten sonra, 2012 yılında antrenörler ve sağlık ekibinin kontrolünde antrenmanlara başladım. İlk yardımseverlik koşumu ise 2015 yılında Koruncuk Vakfı yararına İstanbul maratonunda gerçekleştirdim. Elbette, haftada iki gün koşu parkında düzenli antrenman yapmak kendi vücut sağlığım için önemliydi. Ama asıl önemli olan yardımseverlik koşusu yaparak seçtiğim dernek veya sivil inisiyatife kaynak yaratmak ve onların farkındalıklarını arttırmaktı. </p>



<p>İlk koştuğum İstanbul maratonunun büyüsü beni çok etkiledi. Yıllardır üzerinden araç ile geçtiğimiz köprüden koşarak geçmek muhteşemdi. Hele bitiş noktasına yaklaştıkça sivil toplum kuruluşlarının ve maratonu izleyenlerin motivasyonları inanılmazdı. Yaş kategorilerinde binlerce kişi içinden ilk yüz içine girmek dışında hiçbir derece elde edemedim belki ama o yaşta maraton koşabilmek ve bitişi görmek benim için zaten en iyi dereceydi. Asıl ödül ise seçtiğim dernek için yarattığım kaynak ve o derneğin farkındalığının artmasına sağladığım katkı oldu. </p>



<p>Bugün, düzenli antrenmanlar ve sağlık kontrolleri sayesinde yılda iki üç kez 10 veya 15 km koşabiliyorum. Bu güne kadar “Çocuklarımızın Kalesi Aile Evi İnşaatı” projesi ile Kanserli Çocuklara Umut Vakfı (Kaçuv), “Koruncuk Kahramanları” projesi ile Koruncuk, “Her Adım Bir Hayat” projesi ile Akut, “Adımlarımız Otizmli Çocuklarımız İçin” projesi ile Tohum Otizm, “Söz Konusu Eğitimse Yardıma Koşarız” projesi ile Darüşşafaka, “Anadolu da Bir Kızım Var” projesi ile Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, “Hataya Bağlayan Dilekler” projesi ile Bir Dilek Tut, “Oyunla Büyüsün Çocuklar” projesi ile Gönüllü Hareketi Derneği, “Ağaç Kardeşliği” projesi ile Tema ve adını sayamadığım diğer projeler için koştum ve binlerce liralık kaynak yaratılmasına, saydığım dernek ve vakıfların tanınmasına katkı sağlamaya çalıştım.</p>



<p>Bugüne kadar Otizm’in bir hastalık değil farklılık olduğunu anlatmak için koştum. Down sendromunun tedavi edilmesi gereken bir hastalık değil, genetik bir farklılık olduğunu göstermek için koştum. Eğitimde fırsat eşitliği yaratmak için, daha çok kız çocuğu okula gitsin diye koştum. Ve tüm bu yardımseverlik koşularını yaparken ben de birçok şey öğrendim. Örneğin; çocuk onkolojisi ile ilgilenen hastanelerin %90 İstanbul’daymış. Anadolu’dan gelen kanserli bir çocuğun ailesinin İstanbul’da bir akrabası veya otelde kalabilecekleri ekonomik güçleri yoksa nerede kalırlar, çocuklarının tedavilerine nasıl devam ederler hiç düşünmemiştim ve bilmiyordum. İşte Kaçuv bu durumdaki aileleri, çocuklarının tedavileri bitinceye kadar aile evlerinde ücretsiz olarak misafir ediyor. Sadece misafir etmekle kalmıyor diğer dernekler ile de iş birliği yaparak çocukların eğitimlerinden geri kalmamaları için aile evlerinde eğitimlerine devam etmelerini sağlıyor ve çocukların rehabilitasyonları ile ilgileniyorlar. </p>



<p>Biliyoruz ki iyi değerler, sahip olunan imkânlar paylaştıkça çoğalacaktır ve gönüllülük, bunu kendine görev edinen, girişimde bulunma cesaretini  ve olgunluğunu gösteren, vericiliği seçen güzel yürekli insanların ortaya koyabileceği bir davranış biçimidir. Bireysel sorumluluklarının farkında olan birisinin yapabileceği o kadar çok şey var ki…  Daha okyanusa atmamız gereken birçok denizyıldızı var! O yüzden bugün hep birlikte başlayalım, yarın çok geç olmadan bugün o ilk adımı atalım… </p>



<p> </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/denizyildizlarini-kurtarmaya-ne-dersiniz/">Denizyıldızlarını Kurtarmaya Ne Dersiniz?</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hayata Atılan İmza!</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/hayata-atilan-imza/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Canan Bayram]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Apr 2022 06:49:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BorusanX]]></category>
		<category><![CDATA[Fayda]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Sokak Hayvanları Günü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://borusanturuncu.com/?p=3273</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hayatının büyük bir kısmını hayvanlara adamış biri olarak sosyal medyada da hayvanlarla ilgili haber, paylaşım, güncel bilgileri takip ederim. Yine böyle bir sosyal medya gezisi esnasında o zamanların İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi Başkanı Avukat Yasemin Babayiğit’in (şu an üye olarak devam ediyor) 2017 yılındaki bir paylaşımına rastladım. 6 tane yavru köpek Ağrı’nın o soğuğunda [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/hayata-atilan-imza/">Hayata Atılan İmza!</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hayatının büyük bir kısmını hayvanlara adamış biri olarak sosyal medyada da hayvanlarla ilgili haber, paylaşım, güncel bilgileri takip ederim. Yine böyle bir sosyal medya gezisi esnasında o zamanların İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi Başkanı Avukat Yasemin Babayiğit’in (şu an üye olarak devam ediyor) 2017 yılındaki bir paylaşımına rastladım.</p>



<p>6 tane yavru köpek Ağrı’nın o soğuğunda annesiz kalmışlardı. Hatta biyolojik olarak bile kardeş değillerdi ama ortak yaşama tutunma mücadeleleri onları kardeş yapmıştı. Köyün yerlilerinden zarar gören köpekleri 2 çocuk annesi Zekiye Hanım koruma altına almaya çalışıyordu ama onun da imkanları sınırlıydı. Bu sebeple Yasemin Hanım’a ulaşmış ve kendisinden sahiplendirme desteği rica etmişti.</p>



<p>Ortak noktanız hayvanlar olunca doğal olarak samimi bir iletişim kuruyorsunuz… Yasemin abla ile çocukların durumunu öğrenmek için sürekli iletişim halindeydik. Ben de çevremdekilerle görüşüp sahiplendirmeye çalışıyordum ama gün geçtikçe çocukların bünyesi iyice zayıflıyor, Zekiye Hanım’ın da imkanları daralıyordu. Çok daha hızlı hareket etmemiz gerekiyordu ancak bir engele daha takılıyorduk. Güven… Travma yaşamış çocukları sahiplenmek isteyen kişilere tam anlamıyla güvenmeden nasıl emanet edecektik? Yasemin abla, ince eleyip sık dokuyarak kardeşlerden 3 tanesini farklı illerden hayvan severlere sahiplendirebildi fakat geriye 3 tane daha kalmıştı… </p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="1024" height="683" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/04/1254_4Nisan_sokak_hayvanlari_gunu-1024x683.jpg" alt="Hayata Atılan İmza!" class="wp-image-3274" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/04/1254_4Nisan_sokak_hayvanlari_gunu-1024x683.jpg 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/04/1254_4Nisan_sokak_hayvanlari_gunu-300x200.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/04/1254_4Nisan_sokak_hayvanlari_gunu-768x512.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/04/1254_4Nisan_sokak_hayvanlari_gunu.jpg 1254w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Babamın başkanı olduğu mahalle spor kulübünün küçük de olsa bahçesi vardı. Neden olmasın diye düşündük. Neden geçici yuva olmayalım dedik ve diğer 3 kardeşin geçici yuvası olmaya karar verdik. Yine hayvan severlerin desteği ile pet nakil aracıyla İstanbul’a geldi yavrular. O kadar yorgun, kırgın ve kırılganlardı ki… Özellikle Hayalet, kendisine dokunmamıza izin dahi vermiyordu. Sürekli bizden kaçarak ablalarına sığınıyordu. Hayaletin zamana, bizim de sabra ihtiyacımız vardı. Kardeşlerden bir tanesi kangal olduğu için sahiplendirmemiz çok da zor olmadı. Metropolde yaşıyor olmanın avantajlarından bir tanesi de bu tabii. Ama diğer 2 kardeş kangal kırması oldukları için yeni aileler bulmamız pek de kolay değildi…</p>



<p><strong>Sancılı gençlik hastalığı süreci</strong></p>



<p>Farklı illerden sahiplenilen diğer yavrulardan kötü haberler gelmeye başlamıştı. Gençlik hastalığına yakalanmışlar ve tedaviye yanıt vermemişlerdi, tek tek kaybetmiştik yavruları…  Yaşama tutunmaları için verilen o kadar emek, umut, bekleyiş, çırpınış kayıpla sonuçlanınca insanın içinde hissettiği kocaman boşluğun yavaş yavaş yanardağa dönüşmesi tarif edilemez bir duygu…</p>



<p>2 kızımız için korkmaya başladık. Gözümüzü ayırmadan yedikleri, içtikleri, hal ve hareketleri hatta dışkılarına varana kadar kontrol ettik. Fark ettiğimiz anormallik üzerine hemen veterinerimize koştuk. Ne yazık ki gençlik hastalığına yakalanmışlardı. Hepimiz için uzun ve sancılı süreç başladı. Klinikte tedavi gördükleri iki hafta boyunca, tedirginliğimiz her geçen gün daha da arttı.</p>



<p>Veterinerde kaldıkları süre zarfında, önceki yaşantısı sebebiyle bize hiç yaklaşmayan, sevdirmeyen Hayalet dahi ne kadar korksa bizi çok sevmiş ve çok özlemişti… Kafesin içine uzattığım elimi yaladı ve kendini sevdirmek istedi. Hem güven vermiş olmamın sevincini hem de kaybetme ihtimalimin derin acısını kalbimde hissettirdi. </p>



<p>Nihayet karanlık günlerin sonu gelmişti, veteriner hekimlerimizin büyük emekleri ve desteği ile 2 haftanın sonunda Çaki ve Hayaleti klinikten çıkardık. kocaman bir sarılışla tekrardan hoş geldiniz dedik, Hayalet de dahil!</p>



<p>Üst üste yaşadığımız zorlu süreçlerden sonra birbirimize kenetlenmiş şekilde ailemizi genişlettik, spor kulübümüzün bahçesine 10 kedi daha geldi ve kedi köpek kardeşliğini biz de mükemmel bir şekilde deneyimledik.</p>



<p>Ancak spor kulübümüzde çıkan yangın sebebiyle maalesef yuvamızı kaybettik ve geçici olarak özel bir okulun inşaatına almak durumunda kaldık. Okul faaliyete geçince çocuklarla da çok güzel iletişim kurdular ve belli bir süre okulda kalmaya devam ettiler. Ama artık kalıcı bir yer bulmamız gerekiyordu. </p>



<p><strong>Supsanlı Olma Hikayemiz</strong></p>



<p>Görme engelli kedilerimize yaptığım annelik yöneticilerimizin de dikkatini çekti ve hayvanseverlik üzerine sohbetler etmeye başladık. O dönemde yaşadığım sıkıntıdan bahsedince Supsan’da Çaki ve Hayalet için bir yer ayırma fikri ortaya çıktı. 2020 yılında yöneticilerimizin ve çalışma arkadaşlarımın desteği ile hızlıca bir yaşam alanı yaptık ve kızlarımızı fabrikaya getirdik. Herkes tek tek onları sevmeye geldi, büyük ilgi ve alaka ile karşılaştık. Hikayemizi öğrendiklerinde daha çok yanımızda oldular ve hiçbir şeyimizi eksik etmediler. “Hayalet” müthiş zıplar, öyle ki yuvasından dahi tırmanarak çıkabiliyor. Yuvanın üstünü tellerle kapatmaktan yeni yuva yapmaya, yokluğumda veteriner hekim ile ilgilenmekten gezdirmeye varana kadar herkes tüm işin içindeydi. Üstüne bir de güvenlik ekibimize sağladıkları destekle artık kızlarım da Supsanlı olduklarını resmileştirdiler!</p>



<p>Çaki ve Hayalet’ten o kadar çok kızlarım diye bahsediyorum ki başta Genel Müdürümüz Atınç Bey olmak üzere diğer çalışma arkadaşlarım da Çaki ve Hayalet’ten kızlar diye bahsetmeye başladı. Atınç Bey, her gün ziyaret ediyor , çalışma arkadaşlarım da fırsat buldukları anda oyun oynamak ve yemek vermek için yanlarına gidiyorlar. </p>



<p>Supsan’ın kızları olarak hem annelerinin yanında olmaları hem güvenli ve korunaklı yaşam alanlarının olması hem de müthiş sevgi gördükleri bir yerde hayatlarına devam etmeleri bakışlarına ve hareketlerine o kadar çok yansıyor ki, şahit olduğumuz şey karşısında mutluluğu yaşamamak elde değil. </p>



<p>Bize bu imkânı veren Supsan ailesine çok teşekkür ederiz, iyi ki Supsan’dayız, iyi ki Supsanlıyız!</p>



<p>Sokak hayvanlarına göstereceğiniz sevgi, önem, özen ve koruma ile hayatlarını değiştirebilirsiniz.  Tek başımıza etki alanımızı genişletemeyiz belki ama birlik olup, imkanlarımızı birleştirdiğimizde birçok değişime imza atabiliriz. <strong> </strong></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/hayata-atilan-imza/">Hayata Atılan İmza!</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
