<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hikayeler konulu içerikler - Borusan Turuncu</title>
	<atom:link href="https://borusanturuncu.com/borusan-x/hikayeler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://borusanturuncu.com/borusan-x/hikayeler/</link>
	<description>Yolu Borusan&#039;dan Geçen Hikâyeler</description>
	<lastBuildDate>Wed, 27 Nov 2024 07:52:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2022/12/cropped-turuncu-blog-06-32x32.png</url>
	<title>Hikayeler konulu içerikler - Borusan Turuncu</title>
	<link>https://borusanturuncu.com/borusan-x/hikayeler/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Gemlik&#8217;ten Teksas&#8217;a Uzanan Çözüm ve İnovasyon Odaklı Bir Yolculuk</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/gemlikten-teksasa-uzanan-cozum-ve-inovasyon-odakli-bir-yolculuk/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Lütfü Orhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 May 2024 13:12:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BorusanX]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://borusanturuncu.com/?p=4719</guid>

					<description><![CDATA[<p>Merhaba, ben Lütfü Orhan. Borusan Boru ailesinde 21 yılımı tamamladım ve burada görev yapmaktan gurur duyuyorum. Kariyerim boyunca edindiğim unutulmaz bir hikayeyi sizinle paylaşmak istiyorum; bu hikaye, sadece bir iş sorununu çözmekle kalmayıp, aynı zamanda inovasyon ve birlikte çalışmanın gücünü ortaya koyuyor. Kariyerime Gemlik&#8217;te saha çalışanı olarak başladım ve uzun yıllar sahada çalışarak Borusan Boru [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/gemlikten-teksasa-uzanan-cozum-ve-inovasyon-odakli-bir-yolculuk/">Gemlik&#8217;ten Teksas&#8217;a Uzanan Çözüm ve İnovasyon Odaklı Bir Yolculuk</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Merhaba, ben Lütfü Orhan. Borusan Boru ailesinde 21 yılımı tamamladım ve burada görev yapmaktan gurur duyuyorum. Kariyerim boyunca edindiğim unutulmaz bir hikayeyi sizinle paylaşmak istiyorum; bu hikaye, sadece bir iş sorununu çözmekle kalmayıp, aynı zamanda inovasyon ve birlikte çalışmanın gücünü ortaya koyuyor.</p>



<p>Kariyerime Gemlik&#8217;te saha çalışanı olarak başladım ve uzun yıllar sahada çalışarak Borusan Boru ailesine katkı sağladım. Ancak, işime farklı bir perspektif getirmek istediğimde ofise geçiş yaparak kariyerime yeni bir yön verdim. Daha sonra, Baytown/Teksas’ta yer alan fabrikamıza atanmamla birlikte kariyerimde önemli bir döneme girdim.</p>



<p>Baytown&#8217;daki fabrikada karşılaştığımız en büyük sorunlardan biri, üretimdeki iç çapak temizliği sürecinde yaşanan bir zorluktu. Bu sorunu çözmek ve süreci iyileştirmek adına, Teksas A&amp;M Üniversitesi&#8217;nden makine mühendisliği bölümünden bir ekip ile iş birliği yapmaya karar verdik. Teksas A&amp;M Üniversitesi, ülkenin önde gelen üniversitelerinden biri olarak kabul ediliyor ve buradan seçilen 10 kişilik öğrenci ekibi, iç çapak temizliği sürecini iyileştirmek için bir projeye başladı.</p>



<p>6 aylık yoğun bir çalışmanın ardından, öğrenci ekip, fabrikamıza iki ayrı çözümle geldi. Ancak, projenin daha da ilerlemesi ve başarılı olabilmesi için daha fazla bilgi ve deneyime ihtiyaç duyulduğunu fark ettik. İşte bu noktada, Borusan Boru’nun Üretim ve Bakım Direktörü olan Ensari Yemenici devreye girdi. Ensari Bey, Türkiye&#8217;de benzer bir projede çalıştığım için benden destek istedi.</p>



<p>13 Eylül&#8217;de Ensari Bey Teksas A&amp;M Üniversitesi&#8217;ne giderek, proje ekibiyle buluştuk. Ekibin yaptığı çalışmaları dinledik ve deneyimlerimizi paylaşarak daha etkili çözümler üretebilmeleri için rehberlik yaptık. 19 Eylül&#8217;de tekrar üniversiteye dönerek, proje ekibine 2 saatlik bir eğitim verdik.<br>Bu eğitim, projenin yönünü tamamen değiştirdi. Proje ekibi, kendi çalışmalarını iptal edip, yeni bilgilerle donanmış bir şekilde projelerine odaklandı. Birlikte geçirdiğimiz zaman boyunca hem benim deneyimimden hem de Ensari Bey&#8217;in liderliğinden ilham aldılar.</p>



<p>Her birimizin kendi alanındaki deneyimleri paylaşması ve birbirimize destek olmamız, sadece bireysel başarıları değil, aynı zamanda organizasyonumuzun başarısını da artırıyor. İş birliği ve deneyim paylaşmanın, zorlukların üstesinden gelmede ne kadar etkili olduğunu bir kez daha fark ettim. Bu deneyim bir ekip içinde birlikte çalışmanın ve bilgi paylaşmanın ne kadar güçlü bir etki yaratabileceğini göstererek bir ekip olmanın ve bilgi paylaşmanın gücünü anlamamı sağladı.</p>



<p>Borusan Boru ailesinde geçirdiğim 21 yıl boyunca edindiğim deneyimler, sadece bir iş yerinde değil, aynı zamanda bir aile ortamında çalışmanın ne kadar değerli olduğunu gösterdi. Bu hikaye, Borusan Boru’nun sadece endüstri lideri olmakla kalmayıp, aynı zamanda kendi çalışanlarını nasıl desteklediğini ve yetiştirdiğini gösteren bir başarı öyküsüdür. Umuyorum ki, bu hikaye, iş dünyasında işbirliği ve deneyim paylaşımının ne kadar önemli olduğuna dair ilham verici bir ders niteliği taşır.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/gemlikten-teksasa-uzanan-cozum-ve-inovasyon-odakli-bir-yolculuk/">Gemlik&#8217;ten Teksas&#8217;a Uzanan Çözüm ve İnovasyon Odaklı Bir Yolculuk</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mandalı Köyün Kavalcısı</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/mandali-koyun-kavalcisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burçak Gönül]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Jun 2021 08:52:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BorusanX]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Covid19]]></category>
		<category><![CDATA[uluabat gölü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://borusanturuncu.com/?p=3129</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluğumdan beri masalları, hikayeleri kendi sevdiğim şekle sokup anlatmayı pek severim. Ezop, La Fontaine, Charles Perrault, Hans Christian Andersen hayatta olsalar ve masallarını ne hale getirdiğimi görseler eminim bana çok kızarlardı ama ne demek istediğimi de anlarlardı. Onlar gibi yetenekli, asırlara mal olmuş bir şair, yazar, edebiyat teorisyeni vb. olmadığıma göre, bir şey anlatmaya çalışırken, [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/mandali-koyun-kavalcisi/">Mandalı Köyün Kavalcısı</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Çocukluğumdan beri masalları, hikayeleri kendi sevdiğim şekle sokup anlatmayı pek severim. Ezop, La Fontaine, Charles Perrault, Hans Christian Andersen hayatta olsalar ve masallarını ne hale getirdiğimi görseler eminim bana çok kızarlardı ama ne demek istediğimi de anlarlardı. Onlar gibi yetenekli, asırlara mal olmuş bir şair, yazar, edebiyat teorisyeni vb. olmadığıma göre, bir şey anlatmaya çalışırken, herkesin bildiği klasiklerden yararlanmak ama sağını solunu günümüz koşullarına ya da bazen tamamen kendi istediğim şekle sokmak tam de benim gibilerin işi. Bugün kızıma Kırmızı Başlıklı Kız’ı anlat deseniz duyduklarınıza siz de inanamazsınız… Çünkü, kurtlar nazik ve nadir hayvanlardır, küçük kızların büyükannelerini yutmazlar ve avcılar da onların karnını yarmaz… Neyse, o masalı başka bir gün anlatırım size. Şimdi konumuza dönelim.</p>



<p>Başlığı doğru okudunuz, günümüzde felsefesinden çok uzaklaşılmış olsa da birçoğumuzun aşina olduğu “mandala” falan değil, MANDA… Hatta manda, mandaladan çok ama çok daha yaşlı ve kadim. Bildiğimiz (ya da aslında bilmediğimiz) manda… Hani söğüt dalına yuva yapan(!)</p>



<p>Doğayı, biyolojik çeşitliliği, doğal beslenmeyi, kırsalda ekonomik kalkınmanın sürdürülebilirlikten geçtiğini düşünüyor ve önemsiyorsanız; istediğiniz kısmını birlikte değiştirebileceğimiz ve gerçeğe dönüştürebileceğimiz bir masalı yazmaya/okumaya davet ediyorum sizi. Mandalı Köyün Kavalcısı… (Not: Telaşlanmayın, tabii ki hiçbir canlı ölmeyecek bu masalda.) </p>



<figure class="wp-block-image"><img width="1024" height="682" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2021/06/Karaoglan-1024x682.jpg" alt="Mandalı Köyün Kavalcısı" class="wp-image-3131" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2021/06/Karaoglan-1024x682.jpg 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2021/06/Karaoglan-300x200.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2021/06/Karaoglan-768x512.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2021/06/Karaoglan-1536x1023.jpg 1536w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2021/06/Karaoglan-2048x1364.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Kadın, 2016 yılı ilkbaharında, bir yandan üstünden geçen binlerce leyleğe el sallayıp bir yandan Mustafakemalpaşa Çayı Deltası’ndaki pelikanlar ve karabataklara laf yetiştirirken, Serengeti’de safari hissine kapıldığı bir anda önüne çıkan esmer güzelinden (dişi bir manda) çok etkilenmiş.</p></blockquote>



<p>Bir varmış, bir yokmuş… Develer tellal, pireler berber değilken, Bursa denilen bir yerde, aklını bitkiyle, börtü-böcekle, kurtla kuşla bozmuş bir kadın yaşarmış. Bu kadın da aklını yenilenebilir enerji ile bozmuş Borusan EnBW Enerji adlı süper bir şirkette çalışıyormuş. Kadıncağız, 2015 yılında, Bursa’nın biyolojik çeşitliliğine envayi çeşit hayvan ve bitki türüyle tanıklık edebileceğiniz Uluabat Gölü çevresindeki yerleşim yerlerinde araştırma yapmak üzere Doğa Koruma ve Milli Parklar Bursa Şube Müdürlüğü tarafından görevlendirilmiş. Bir yıl boyunca süren arazi çalışmaları sırasında Karaoğlan Köyü ile tanışmış (Şimdilerde Büyükşehir Kanunu gereği “Mahalle” olarak anılıyor ama bana hiç sevimli gelmediğinde köy demeye devam edeceğim). Yeşili, mavisi; karası, kokusu derken kuş çeşitliliği ve manda popülasyonuyla hipnotize olmuş. Karaoğlan Köyü, dünyada sulak alanların korunması konusunda mihenk taşı sayılan ve 1971 yılında İran’ın Ramsar kentinde imzalanmış olan Sulak Alanların Korunması Sözleşmesi ile korunan </p>



<p>Uluabat Gölü Sulak Alanı’nın yanı başında, yaklaşık 900 insan ve 1300 mandaya ev sahipliği yapan, büyük şehire çok yakın olsa da köy özelliğini henüz yitimemiş, şirin ve mütevazi bir köymüş. </p>



<p>Kadın, 2016 yılı ilkbaharında, bir yandan üstünden geçen binlerce leyleğe el sallayıp bir yandan Mustafakemalpaşa Çayı Deltası’ndaki pelikanlar ve karabataklara laf yetiştirirken, Serengeti’de safari hissine kapıldığı bir anda önüne çıkan esmer güzelinden (dişi bir manda) çok etkilenmiş. Sulak alan, sulak alanın sağladığı ekosistem hizmetleri, sulak alanların korunması, gün geçtikçe unutulan mandacılık, kırsal kalkınma, kadın iş gücü, köyden kente göçün önlenmesi gibi konu başlıklarında kaybolmuşken, “Bunların büyük bir çoğunluğunu içeren bir proje yapsak ya!” diye aklından geçirmiş. Fikrinin olgunlaşması ve elle tutulur hale gelmesi elbette zaman almış. O zamanlar herşeyin başı para denilen illetmiş. Projeyi hayata geçirebilmek için ille de biraz para lazımmış. 2017 yılında Bursa Eskişehir Bilecik Kalkınma Ajansı’nın (BEBKA) Kırsalda Ekonomik Kalkınma hibe desteği çağrısı yayınlanmış. Kadın hemen fikirlerini projeye dönüştürüp  yakın çevresindeki yönetici ve arkadaşlarıyla bir ekip kurmuş. Böylelikle, Doğa Koruma ve Milli Parklar Bursa Şube Müdürlüğü yürütücülüğünde, Mustafakemalpaşa Belediyesi ortaklığı ve BEBKA mali desteği ile “Bursa Kırsalında Eko-Agro Turizm: Karaoğlan Manda Evi Projesi” doğmuş. Projede, yerel halkın köye gelecek misafirleri ağırlayıp manda ürünlerini tattırabilecekleri, köyün tarihini ve doğasını anlatabilecekleri, yerel ürünlerini pazarlayabilecekleri bir yere ihtiyaç varmış. Bunun için, köyde az kullanılan eski bir binayı onarıp bahçesini düzenleyerek adını “Manda Evi” koymuşlar. Bir yandan da tarihi, doğayı, kültürü doğru anlatabilmek için akademisyenlerle (tarihçi, biyolog, sosyolog vb.) bir olup araştırma yapmaya başlamışlar. Elde ettikleri bilimsel veriler ve köyün yaşlılarıyla yaptıkları sözlü tarih çalışması sayesinde gün yüzüne çıkan bilgileri bir kitapçıkta toplamışlar. O günlerde insanlar maalesef okumaktan çok zevk almaz olmuş. Onca bilgi boşa mı gitsin? Bir şekilde aktarılsın ve insanlar köyün güzelliklerini gözüyle de görebilsin diye tanıtım filmleri çekmişler, web sitesi kurmuşlar. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Kuşlarla mandalarla aklını bozmuş olan kadın vardı ya, bir kaval bulmuş ve başlamış üflemeye. Onu duyan köydeki kadınlar birer birer etrafında toplanmaya başlamışlar.</p></blockquote>



<p>Köyde üretilen manda sütü, manda yoğurdu, manda kaymağı ve tereyağı dillere destan olabilecek kadar güzelmiş ama bu ürünlerin bir standardizasyona, üretim miktarının arttırılmasına ve pazarlama stratejilerinin geliştirilmesine ihtiyaç varmış. Yerel halkın hem bu konularda hem de sürdürülebilirliğin sağlanması için sulak alanın korunması konusunda daha fazla bilgi ve farkındalık kazanabilmesi için eğitimler düzenlenmesi gerekiyormuş. Kuşlarla mandalarla aklını bozmuş olan kadın vardı ya, bir kaval bulmuş ve başlamış üflemeye. Onu duyan köydeki kadınlar birer birer etrafında toplanmaya başlamışlar. Kavaldan çıkan melodilerden etkilenen yöre halkı, çok geçmeden kadınlı erkekli 148 kişilik bir grup oluşturmuş. Böylece eğitim maratonu başlamış. Yaklaşık üç ayda tam 208 saat ders görmüşler. Manda yetiştirme, manda besleme, mandalarda sağlık ve üreme, manda yetiştiriciliğinde desteklemeler, iş hayatında iletişim, kişisel gelişim, girişimcilik, doğa/çevre koruma, meslek etiği, iş organizasyonu, iş güvenliği ve işçi sağlığı olmak üzere 11 konu başlığında “Hayvan Sağlığı-Organik Manda Yetiştiriciliği Modüler Programı”nı devamsızlık yapmadan tamamlayan ve sınavda başarılı olan 111 kişi, uluslararası geçerliliği olan sertifikalarını almaya hak kazanmış. </p>



<p>Kaval öyle tatlı çalıyormuş ki, başka başka insanlar da merak edip köye uğrar olmuş. Misafirleri köye yakışır şekilde ağırlayabilmek, Manda Evi’ni güzelleştirmek için kadınlar birbirleriyle yarışır olmuşlar. Daha organize bir yapı oluşturabilmek için kavalcı kadın bir dernek kurulmasını sağlamış. Bu sayede, başta tüm bu faaliyetlerde emeği geçen kadınlar olmak üzere, dileyen herkesin katma değer sağlayabileceği, temsil yeteneği güçlü, sesi daha gür çıkan bir kavalcı topluluğu oluşmuş. Zamanla gazetelere haber, köşe yazılarına konu olmaya başlamışlar. Televizyona bile çıkmışlar. </p>



<p>Tam herşey iyiye gidiyorken, “şiddetli akut solunum sendromu koronavirüsü 2 (SARS-CoV-2)” adındaki bir virüs tüm dünyayı sarmış. Milyonlarca kişinin hasta olduğu ve hatta ciddi boyutta can kayıplarının yaşandığı Covid-19 pandemisi köyü de vurmuş. İnsanlar evlerinden çıkamaz olmuşlar, o yüzden köye de kimsecikler gelemez olmuş. Ama hayat bir şekilde akıp gitmeye devam etmiş. Adaptasyon yeteneği güçlü kavalcı topluluğu farklı yollar aramaya başlamış. Evlerinde daha çok zaman geçirmek zorunda kaldıkları bu zaman diliminde hem ürünlerini geliştirmek hem de elektronik ticarete atılmak istemişler. Bu da yepyeni bir çevrede yepyeni koşullara uyum sağlamak anlamına geliyormuş.</p>



<p>İşte masal böyle başlamış ve devam ediyormuş. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine demek için daha katedilmesi gereken çok mesafe varmış…</p>



<p>Bu satıra kadar okumaya devam ettiyseniz kavalın sesi sizi de etkilemiş demektir. “Bu masala bir satır da ben eklemek istiyorum.” diyenlerden olmak istiyorsanız lütfen beklemeyin. Her alandan bilgiye, tecrübeye, öğrenmeye ve imeceyle üretmeye ihtiyacımız var. Haydi <strong>bgonul@borusanenbwenerji.com</strong> adresine bir e-posta gönderin, neler yapabileceğimizi, masalın devamını ve sonunu nasıl getireceğimizi konuşalım.</p>



<p>Bu eşsiz proje hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenler için;<br>Karaoğlan-Manda Evi Projesi&nbsp;<br><a href="https://www.youtube.com/watch?v=_mVlw1-gBO0">https://www.youtube.com/watch?v=_mVlw1-gBO0</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/mandali-koyun-kavalcisi/">Mandalı Köyün Kavalcısı</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Asi ve Genç Bir İstanbul Hikayesi</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/asi-ve-genc-bir-istanbul-hikayesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Burak Özdemir]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Nov 2020 10:03:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BorusanX]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://borusanturuncu.com/?p=2944</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstiklal Caddesi’ni bir uçtan bir uca yürüyen, açık yeşil saçları vardı gençliğimin. Akşam üzeri konservatuardan çıkar, 5:15 vapuruna yetişir, kendimi Beşiktaş&#8217;ta bulurdum. Martılara simit atan güzel insanlarla dolu, kısacık vapur yolculukları idi bunlar. Hava ne kadar soğuk olursa olsun, kıçta ayakta dikilip, sigara içip, walkman dinleyen asi bir genci oynardım. Radyodan kaydettiğim kasetlerde Bach, Björk [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/asi-ve-genc-bir-istanbul-hikayesi/">Asi ve Genç Bir İstanbul Hikayesi</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İstiklal Caddesi’ni bir uçtan bir uca yürüyen, açık yeşil saçları vardı gençliğimin. Akşam üzeri konservatuardan çıkar, 5:15 vapuruna yetişir, <br>kendimi Beşiktaş&#8217;ta bulurdum. Martılara simit atan güzel insanlarla dolu, kısacık vapur yolculukları idi bunlar. Hava ne kadar soğuk olursa olsun, kıçta ayakta dikilip, sigara içip, walkman dinleyen asi bir genci oynardım. Radyodan kaydettiğim kasetlerde Bach, Björk ve Prodigy aynı yüzde buluşurdu. İstanbul’un en belirgin renklerindendir müzik. Bir İstanbullu olarak bu susmak bilmeyen, uyumayan şehirde ses ve renklerin içinde herkes gibi kendi normalimi yaşıyordum. Gökte kırmızının binbir tonu boğazın mavi sularında soğurken, turistler ağızları açık, yüzlerce kare fotograf çekiyorlardı. </p>



<p>Şanslı olan bizler ise, her gün bu eşsiz güzelliklerden besleniyorduk. Her tür müzik ile ilgileniyordum; caz, elektronik, grunch, world, indie, barok, çağdaş. Sarı bir dolmuş ile 10 dakikada Taksim meydanındayım. Pierre Loti’den arkadaşlar ile buluşup, birkaç adım sonra da Gizli’de biterdik. Gizli Bahçe 90&#8217;lı yıllarda hepimizin ortak oturma odası idi. İki sebepten dolayı herkes burada buluşurdu: Direkt olmayan aydınlatma ve iyi müzik. </p>



<p>“Kayıp gençlik” teriminin yaşayan örnekleri olup, bir yandan da terimin o kadar da kötü bir anlam taşımadığını kanıtlamaya çalışıyorduk. Bira alabilmek için bastırdığımız sahte kimlikler. Cuma akşamları Ortaköy sahilde toplandığımız gençlik barları: Cousins, Pupas. Saatler süren ilk öpüşmeler. Sabah 4’e kadar oturup yazdığım deneysel elektronik müzikler. Arkadaş grubumuz ile geceleri elektronik müziğin himayesindeydik &#8211; Park orman, Kilyos, Seventh House, 14, Godet, Crystal. Gündüzleri ise okulda kafamızı Alman bestecilerin 300 sene önce yazıp çizdiklerine gömüyorduk.</p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="1024" height="683" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/11/asi-genc-bir-istanbul-hikayesi-1200x800-1-1024x683.jpg" alt="Asi ve Genç Bir İstanbul Hikayesi" class="wp-image-2959" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/11/asi-genc-bir-istanbul-hikayesi-1200x800-1-1024x683.jpg 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/11/asi-genc-bir-istanbul-hikayesi-1200x800-1-300x200.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/11/asi-genc-bir-istanbul-hikayesi-1200x800-1-768x512.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/11/asi-genc-bir-istanbul-hikayesi-1200x800-1.jpg 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>İstanbul’un en belirgin renklerindendir müzik.</p></blockquote>



<p>O yıllarda enstrümanım fagot ile halen aşk ve nefret arasında gidip gelen, dengesiz bir ilişki yaşıyorduk. Düzenli çalışmaya bir başlasam, sanki iyi bir fagotçu olacaktı benden. Etrafımdaki herkes kullanmadığım bir potansiyelden bahsediyordu. Tam olarak anlayamıyordum konuyu. Aklım başka bir yerlerde idi. İlgilendiğim onca farklı müzik türü ve sanatçı dururken, her gün bir odaya kapanıp tek bir enstrüman üzerinde, saatlerce bir eseri çalışmak bir ceza idi. Gençliğime verilmiş ağır bir ceza. Ayaklarımın prangalandığı bir kafesti o pembe konservatuar binası. Kıramadığım zincilerden gelen ağrılarım ve uzaklaşamadığım, kaçmadığım bir koridor hayatım vardı. Belki de çok erken yaşanan içsel bir savaştı bu. </p>



<p>Müzik, tüm güzellikleri bir yana, nasıl bu kadar acımasız ve sancılı bir yolu önüme sürüyordu, anlayamıyordum. Yetenek keşke göklerden inen, ağır işciliği gerektirmeyen bir mucize olsa, diye iç çekerdik konservatuarda. Hepimizin ortak hayal kırıklığıdır mesleğin gerçek formülünü öğrendiğimiz günler: %80 disiplinli çalışma + %10 doğal yetenek + %10 şans = Başarılı sanatçı</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Yetenek keşke göklerden inen, ağır işciliği gerektirmeyen bir mucize olsa, diye iç çekerdik konservatuarda.</p></blockquote>



<p>Bir gün fagot ile bir anlaşmaya vardık. Hadi deneyelim şu düzenli çalışmayı bir süreliğine diye karar aldık. Yolda bebek adımları ile  yürümeye başlamıştım. 5 yıl önce boyu benden uzun olan canavar fagot, artık elimde çok da sırıtmıyordu. Parmaklarım hızlı pasajlarda kontrol sağlamaya, fa diyez, la bemol gibi rengi zor notalar hizaya girmeye başlamıştı. Değişimi bedensel olarak hissetmek kelimeler ile ifade edilemez derecede güçlü bir duyguydu. Beni göklere çıkaran, yeri gelince tekrar yerlere vuran bir duygu. Hoşuma gidiyordu bu kıvılcımları hissetmek. Birşeyler oluyordu hayatımda. İçi boş değildi günlerimin. Mucizevi bir gündü o, fagotçu adayı olmaktan çıkıp, bir fagotçu olduğumu hissettiğim. Yeterince iyi olmasa da, artık çalıyordum bu enstrümanı. O gün sigarayı bıraktım. Gece hayatını haftada bir güne indirdim. Artık hafta içleri arkadaşlarımın evinde sabahlara kadar takılmıyordum. Asi genç, sigara ve kulüpler olmadan da gayet marjinal bir hayat sürdürebilirdi. Bir kere elimde kimsenin ne oldugunu bilmediği dehşet bir enstrüman vardı. Sokakta yanımda sürüklediğim kocaman enstrüman çantasını görenler, durdurup sorarlardı;</p>



<p>“Çocuğum, keman mı var onun içinde?”<br>“Hayır, fagot bu.&#8221; diye cevap verirdim.&nbsp;<br>“Fagot hangisi oluyordu?”<br>“Gitar gibi telli bir enstrüman. Gri metalden, ucunda sarı pembe püskülleri var. Uzak dogudan geliyor.”<br>“Ah tamam, tabi ya biliyorum. Güzel enstrüman o, ben çok severim sesini.”</p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="1024" height="683" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/11/Foto1-1200x800-1-1024x683.jpg" alt="Asi ve Genç Bir İstanbul Hikayesi" class="wp-image-2945" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/11/Foto1-1200x800-1-1024x683.jpg 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/11/Foto1-1200x800-1-300x200.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/11/Foto1-1200x800-1-768x512.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/11/Foto1-1200x800-1.jpg 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>İçimden pis pis gülüp yoluma devam ederdim. O bitmek bilmeyen, istikrar gerektiren, sırtımı kamçılayan, dudaklarımı uyuşturan, morartan, elime, boynuma kramp olan, acımasız, bir o kadar da bağımlılık yapan taşlı bir yol. Daha gidilecek çok yol vardı, ama yola çıkmıştık bir kere. İstanbul Konservatuarı’na başladığım 1994 yılından beri yaklaşık 30 yıldır fagot çalıyorum. Müziğin halen keşfedilecek milyarlarca sesi, yıldızlarla sayılamayacak kadar hikayesi ve sonsuzluktan uzun bir derinliği var. Hangi müzisyen boğulmadan ölmüştür ki o derinliklerde?</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Müziğin halen keşfedilecek milyarlarca sesi, yıldızlarla sayılamayacak kadar hikayesi ve sonsuzluktan uzun bir derinliği var. Hangi müzisyen boğulmadan ölmüştür ki o derinliklerde?</p></blockquote>



<p>Sene 2005&#8230; İş Bankası genç yetenekler yarışmasından haberim olduğunda, başvuruların bitmesine sadefece birkaç gün kalmıştı. Başvurumu gönderdiğimde çalmam gereken eserlerin çoğunu henüz bilmiyordum bile. Korku, heyecan, mutluluk, adeta bir motivasyon iksiri gibi beni daha da müziğe, fagota yönlendirmişti. Aylarca süren bir kamp hayatına girmiştim. Sabahları iki saat çalışıp, sonra derslere katılıyordum. Ardından akşam üzeri iki saat kadar daha çalışıp, Kadıköy’de kısa bir akşam yemeği molası verip, sonra okul kapanmadan tekrar iki saat çalışıyordum. Saat 21’de zombi gibi eve dönüyordum, haftasonları da dahil. Adrenalin ve motivasyon pozitif baharatlardı. Bir çeşit uyuşturucu gibi etkisi altına alıyorlardı beynimi. Yarışmadaki ciddi ortam çok hoşuma gitmişti. Bir sahne verilmişti bana. Çalıştığım, hazırladığım eserleri güzel bir salonda seslendirecektim. Belki üç beş kişilik bir jüri idi seyircim. Yine de olağanüstü derecede harika bir andı o dakikalarda koca salona hakim olmak.</p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="1024" height="683" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/11/1200x800-borusan-turuncu-1024x683.jpg" alt="Asi ve Genç Bir İstanbul Hikayesi" class="wp-image-2961" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/11/1200x800-borusan-turuncu-1024x683.jpg 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/11/1200x800-borusan-turuncu-300x200.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/11/1200x800-borusan-turuncu-768x512.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/11/1200x800-borusan-turuncu.jpg 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Yarışmada çalarken sahneyi ne kadar benimsediğimi ve keyif aldığımı farkettim. O an yarışma bir yarışma olmaktan çıkmıştı. Ben, hazırladığım müziği seslendirmek için orada ayaktaydım. Salonun dört gözle dinleyen kulakları vardı. Dünyada bir tek ben nefes alıyordum o dakikalarda. Çünkü çalarak anlatacak samimi ve gerçek bir hikayem vardı. Notaların arasında gömülüydü yıllarca süren zorlu konservatuar yılları, haftanın yedi günü, saatlerce süren çalışmalarım. Sanki sahneye çıkınca bütün taşlar yerlerine oturdu.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Notaların arasında gömülüydü yıllarca süren zorlu konservatuar yılları, haftanın yedi günü, saatlerce süren çalışmalarım.</p></blockquote>



<p>Birkaç hafta sonra eve gelen bir mektup ile Türkiye 1.si olduğumu öğrendim. Ne hissettiğimi halen hatırlıyorum.  Demek buymuş emek ile kazanılan, diye düşündüm. Kullanmadığım potansiyeli kullanmıştım ilk kez. Aynı sene devlet opera bale orkestrasında çalısmaya başladım. Profesyonel bir kurumda daha 18 yaşındayken alınan bir kadrolu meslek sorumluluğu. Kafam karışıktı. Bir yanda İstanbul’un renkli hayatı, canlı konserler, festivaller, diğer yanda üç saat süren temsiller ve bitmek bilmeyen provalar. Fagota artık aşıktım. Ancak müzik yapmak için oturduğum sandalye bana uymamıştı. Kendime başka bir yol çizmem gerekiyordu. Yönümü değiştirmem, kendimi bulmam gerekiyordu.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignright is-resized"><img loading="lazy" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/11/Burak-Ozdemir-Foto2-533x800-1.jpg" alt="Asi ve Genç Bir İstanbul Hikayesi" class="wp-image-2946" width="269" height="404" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/11/Burak-Ozdemir-Foto2-533x800-1.jpg 533w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/11/Burak-Ozdemir-Foto2-533x800-1-200x300.jpg 200w" sizes="(max-width: 269px) 100vw, 269px" /></figure></div>


<p>Berlin Konservatuarı’na başvurdum ve kabul edildim. O yil Euro nerede ise 1,5 Lira&#8217;ya denk geliyordu. Üzerinden çok gecemese de, o zamanlar bu azıcık kur farkına çok yüksek bakılırdı. Berlin’de hem geçinip, hem okumak gözümü korkutuyordu. Asım Kocabıyık Vakfı’nın yurtdışı burs sayfasında kazandığım okulun adına rastladım. Heyecanla Taksim’deki Borusan ofisini aradım. Ankesörlü telefondan karşımdaki bayanı anlamaya çalışıyordum. Tabi <br>başvurabilirsiniz diyordu telefonun ucundaki ses. Pozitif bir sesti. Yağmurlu ve karanlık bir Kadıköy meydanına ışıktı o ses. Etrafı silip, beni kör eden parlak bir ışık, sarıvermişti tüm meydanı o ufacık telefon kulübesinden. Kulaklarım ısınmıştı. Tek istediğim hızla eve gidip, ilk biyografimi yazıp,  kimliğimin bir fotokopisi ve Berlin’den gelen kabul mektubunu Borusan’a yetiştirmekti. Postaya vermeye korkmuştum evraklarımı. Birkaç hafta sonra bursiyer olarak seçildiğimi öğrendim. Hemen arkasından ikinci annem saydığım Zeynep Hamedi ile tanıştık. Halen hatırlarım, “Sana inanıyoruz Burak, çok güzel işler başaracaksın. Bizler de hep yanındayız.” demişti. Kullanmadığım potansiyeli artık tüm gücümle işlemeye hazırdım.</p>



<p>Almanya’ya yerleşmeden önce bir solo konserim oldu. Duo projem “Vintage Keys” ile İstanbul caz festivaline genç yetenek olarak seçilmiştik. Fransız Sokağı’nda, canlı fagot, barok müzik ve kendi yazdığım elektronik ritimleri birleştiren füzyon bir proje idi. Sıcak bir yaz akşamı, sokakta yüzlerce insan, bestelerim ile coşuyor, dans ediyordu. İşte rotayı bu yöne çeviriyoruz dedim fagotuma. Kendimiz olabileceğimiz, farklı müzik türlerini ve kültürleri birleştiren, sınıları silen, evrensel bir müziğin parçası olmak adına yola devam edecegiz. </p>



<p> </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/asi-ve-genc-bir-istanbul-hikayesi/">Asi ve Genç Bir İstanbul Hikayesi</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mekanik Bakımın Gülen Yüzü</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/mekanik-bakimin-gulen-yuzu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ramazan Bozkurt]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2020 15:03:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BorusanX]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://borusanturuncu.com/?p=2906</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mekanik bakımın güler yüzü derler bana. Biz bakımcıların Borusan’ın her metrekaresinde ayak izi vardır. Ama neler yaptığımız çok da bilinmez; kulağa biraz teknik gelir yaptığımız işler. Temel terimler, teknik resim, ölçü ve ölçülendirme, torna ve taşlama, malzeme bilgisi, kaynak çeşitleri, rediktör, dişli ve çarklar, hidrolik, pnömatik vs. tüm bunların bileşenini oluştur bakımcı. 10 yıllık bir [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/mekanik-bakimin-gulen-yuzu/">Mekanik Bakımın Gülen Yüzü</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Mekanik bakımın güler yüzü derler bana. Biz bakımcıların Borusan’ın her metrekaresinde ayak izi vardır. Ama neler yaptığımız çok da bilinmez; kulağa biraz teknik gelir yaptığımız işler. Temel terimler, teknik resim, ölçü ve ölçülendirme, torna ve taşlama, malzeme bilgisi, kaynak çeşitleri, rediktör, dişli ve çarklar, hidrolik, pnömatik vs. tüm bunların bileşenini oluştur bakımcı. 10 yıllık bir mekanik bakımcı olarak, bu yazıda ben de sizlere neler yaptığımızı anlatmak istedim.</p>



<p>Her insanın küçük yaşta bir bisiklet sevdası ve onunla bir anısı vardır. Kimi bunu devam ettirir, kimi unutur kimi ise hayalde bırakır. Bendeki bu anı belki de Mekanik Bakımcı olma yolculuğumun başlangıç noktasydı.  Sürekli zincir atan arka tekerlek, gidonun ön tekere olan zıtlığı, arka sepetin yerinden memnun olmayıp titremesi ve tüm bunlardan yılmadan vazgeçmeden uğraşan ben… Hayat insana ne vermesi gerektiğini iyi biliyor.</p>



<p>Sonraları meslek lisesine gittim. Genç yaşta makina elemanları ile tanışmak, her meslek grubunda olduğu gibi insanı o yönde şekillendiriyor. Bakımcılık bana göre her meslek dalından içerisinde birer parça bulunduran kocaman bir dünya ve ben de bu dünyanın içerisinde yaşamak istedim. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Mekanik Bakım, her meslek dalından içerisinde birer parça bulunduran kocaman bir dünya</p></blockquote>



<p>Gün evde başlar derler fakat benim için aksine gün işyerinde başlar. Çalışma arkadaşlarımla selamlaşıp atölyeye gireririm. Günüm çalan arıza telefonunun titrek sesiyle başlar. Hem operatörün hem de makinanın bana ihtiyacı vardır. Telefon kapandıktan sonra arızanın tanımlanma süreci başlar. Olay yerine gidene kadarki geçen sürede aslında arızanın yüzde 60’ını çözmüşüzdür.  Geriye sadece bozulan ekipmanın değiştirilmesi kalır! Tabi bazen herşey istediğiniz gibi gitmez.  Bu da işimizin zorlu kısımlarından biri. Çok kolay gözüken bir sökme işlemi saatlerimizi alabiliyor. Kendi kendine kızıyor insan nasıl olmaz diye ama zamanla bunun da üstesinden gelip seni saatlerce uğraştıran arızayı bitirdiğinde, “ben kazandım” diye haykırmak istiyor insan büyük bir zevkle.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignright is-resized"><img loading="lazy" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/10/Ramazan-Bozkurt-foto-2-1.jpg" alt="Mekanik Bakımın Gülen Yüzü" class="wp-image-2908" width="298" height="360" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/10/Ramazan-Bozkurt-foto-2-1.jpg 739w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/10/Ramazan-Bozkurt-foto-2-1-248x300.jpg 248w" sizes="(max-width: 298px) 100vw, 298px" /></figure></div>


<p>Bakımcılığın en güzel, en kıymetli, en zevkli yanı ekip olarak çalışmaktır. Değer verdiğin, güvendiğin ve sevdiğin arkadaşlarınla çalışmak o işi hem kolay, hem zevkli kılıyor. Benim motivasyonum da burdan gelir.</p>



<p><strong>SANAYİ USTASINDAN KALİFİYE ÇALIŞANA</strong></p>



<p>Bilgi ve becerilerimi Techstation ismini verdiğimiz bir eğitim programıyla daha iyi bir seviyeye taşıma imkanı buldum. Bu platformun sunduğu bakımcı gelişim programı, firmamız içerisinde bulunan makine, ekipman kullanımı ve temel bakımcılık için teknik eğitimler içeriyor.</p>



<p>Hidrolik-Pnömatik-PLC- Makine Elemanları ve Mekanizmalar gibi 23 farklı konuda teorik ve uygulamalı eğitimler ile bakım ekipleri kendilerini geliştirme fırsatı buluyor. Ayrıca ihtiyaç duyduğumuz eğitimleri de bu platform üzerinden talep edebiliyoruz. Doğru bildiğimiz yanlışlar, sahada arıza ve montaj sırasında öğrendiğimiz yeni yöntemler işlerimizi kolaylaştırıyor. </p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignright is-resized"><img loading="lazy" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/10/Ramazan-Bozkurt-foto-1-2-788x1024.jpg" alt="Mekanik Bakımın Gülen Yüzü" class="wp-image-2910" width="301" height="390" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/10/Ramazan-Bozkurt-foto-1-2-788x1024.jpg 788w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/10/Ramazan-Bozkurt-foto-1-2-231x300.jpg 231w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/10/Ramazan-Bozkurt-foto-1-2-768x998.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/10/Ramazan-Bozkurt-foto-1-2.jpg 834w" sizes="(max-width: 301px) 100vw, 301px" /></figure></div>


<p>Kendi kişisel tecrübemi aktaracak olursam, yaptığım işlerin teknik boyutunu daha derinden öğrenme imkanı yakaladım. Örnek vermem gerekirse, pnömatik bir pistonun atma kolunu kaldırmasına bakış açımız, “havaya kalkıyor işte”den, içerisindeki kepçe yardıyla milin ileri doğru hareket etme kabiliyetini algılama yetisine dönüştü. Bir gün piston çalışmıyor diye arandım. Olay yerine intikal ettim, piston kolları kaldırmıyordu, hareket vardı fakat gücü yetmiyordu. Hava az geliyor düşüncesiyle müdahale etmeye başladım, ventile yöneliyor, barı kontrol ediyor, yine de işin içinden çıkamıyordum. Pistonu değiştirmek kolay yoldu; ben ise neden olduğunu çözmeye çalışıyordum. Sorun çözüldü, pistonun yenisi takıldı. Benim burdan çıkardığım sonuç şu oldu: Basit gibi görünen olaylarda bile çalışma mekanizmasını ve teknik çalışma prensibini kavramakla olaya bakış açınız değişiyor.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Basit gibi görünen olaylarda bile çalışma mekanizmasını ve teknik çalışma prensibini kavramakla olaya bakış açınız değişiyor.</p></blockquote>



<p>Halk arasında “sanayi ustası” diye bir deyiş vardır.  Küçümsemek amacıyla değil ama biraz da gelişime kapalı olmak, ezbere iş yapmak, yapılan işi geçiştirmek anlamında kullanıldığına şahit oldum. Kalifiye çalışan olmanın yolunun ise kendimizi sürekli geliştirmekten geçtiğine inanıyorum. Teknoloji ve fabrikalar kendilerini yeniliyor. Ezber dışına çıkmak, farklı gözlerle bakabilme yetisi ise kendini geliştirmekle mümkün. Eğitimlere, kurslara kaılmak, makaleler okumak ise bunun bir yolu. </p>



<p><strong>RAMAZAN USTA’DAN TAVSİYELER</strong></p>



<p>Hayatı ıskalamayın, işinizi severek yapın ancak o zaman mutlu bir birey, mutlu bir çalışma arkadaşı, mutlu bir aile ferdi olursunuz. Hayat her zaman zorluklara gebedir. Tam bitti derken, yenisi başlar. Bunu biz yaparız biraz da çünkü zorluk olmadan iyi günlerin kıymeti bilinmez. Bakımcılık böyledir, buna alıştırır insanı çünkü sizi her zaman sorun çözmeniz için ararlar ve yıllar sürecek olan bu kovalamacada kendinizi ne kadar çok geliştirir ve ne kadar pozitif bakmayı öğrenirseniz o kadar kolaylaşır işiniz. Unutmayın her şey sizin elinizde. Hayatı yaşanabilir kılmak sizin bakış açınızla alakalı. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Kendinizi ne kadar çok geliştirir ve ne kadar pozitif bakmayı öğrenirseniz o kadar kolaylaşır işiniz</p></blockquote>



<p>Sadece iş ortamında değil, insan kendini her zaman yenilemeye açık tutmalı. Öyle ki eğitimler sayesinde ikili ilişkiler ve aile ortamımız da şekillendi, yöneticilere bakış açımız değişti, onların da bize karşı tutumu bir nebze değişti. “Sanayi ustası” olarak değil, “kalifiyeli çalışan” statüsünde görülüyoruz.</p>



<p>Çalışan özverili olduğunda, yönetici de adaletli oluyor, hem maddi hem manevi. İşte bunlar bizim Borusan Mannesmann Bakımcılık Programı ile aramızda geçenlerin yansıması. Daha  yaşayacak günlerimiz, gülecek yüzlerimiz var. </p>



<p>Makinaların insana bağımlılığı, insanla azalır, insanla çoğalır. Bakım ekipleri olarak bu konunun özenle farkında ve ihtiyatla peşindeyiz. Bu özen ve ihtiyatı sahada her adımımızda uygulayabilmek için elbette bizim de eğitimlere ve yetkinliklerimizin geliştirilmesine ihtiyacımız var. Bu amaçla bakımcıların buluşma noktası olarak Techstation Bakımcılık Programını oluşturduk. Tüm detaylar, incelikler ve yeni teknolojiler için gelişim şart ve bu incelikleri Techstation Bakımcılık Gelişim programında işledik ince ince. Daha eğitimler bitmeden yeni projelere yelken açmaya hazırdık. Doğru olduğunu sandığımız bazı terim ve bakış açısının aslında yanlış olduğunu anlamamız fazla sürmedi, yenilendik ve yeniledik.<strong> </strong></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/mekanik-bakimin-gulen-yuzu/">Mekanik Bakımın Gülen Yüzü</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Evdeki Canlar: İnsanımı Nasıl Kurtardım?</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/evdeki-canlar-insanimi-nasil-kurtardim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Borusan Turuncu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2020 11:27:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BorusanX]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://borusanturuncu.com/?p=2426</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hep insanların hayvanları kurtarma hikayelerini dinleriz. İçimizi acıtır küçük, savunmasız canların uğradığı şiddeti gördüğümüzde. Minik bedenleri kışın soğukla, yazın susuzlukla mücadele eder. Sokaklarda zor bir yaşam sürdürseler de yüreklerinde taşıdıkları saf sevgiyle, enerjileriyle, oyunculuklarıyla, şirinlikleriyle, direnme ve iyileşme güçleriyle şaşırtırlar bizi. Güvenmeyi, sevmeyi, sevilmeyi hissetmek istiyorsak, en iyi rehberler onlardır aslında. Bu yazıda bizim onları [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/evdeki-canlar-insanimi-nasil-kurtardim/">Evdeki Canlar: İnsanımı Nasıl Kurtardım?</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hep insanların hayvanları kurtarma hikayelerini dinleriz. İçimizi acıtır küçük, savunmasız canların uğradığı şiddeti gördüğümüzde. Minik bedenleri kışın soğukla, yazın susuzlukla mücadele eder. Sokaklarda zor bir yaşam sürdürseler de yüreklerinde taşıdıkları saf sevgiyle, enerjileriyle, oyunculuklarıyla, şirinlikleriyle, direnme ve iyileşme güçleriyle şaşırtırlar bizi.</p>



<p>Güvenmeyi, sevmeyi, sevilmeyi hissetmek istiyorsak, en iyi rehberler onlardır aslında. Bu yazıda bizim onları kurtarma hikayelerimizden ziyade, evdeki can dostlarımızın bizi nasıl kurtardığını kaleme aldık. Fındık ve Fıstık, Limon, Rancho, Bal ve Şanslı’nın insanlarını kurtarma hikayeleri kalplerinizi eritecek, sizi duygudan duyguya sürükleyecek. Tatlı bir aşk hikayesiyle başlayacak, hastalığa, pandemiye, sınav kaygılarına ve yalnızlığa nasıl şifa olduklarını okuyacaksınız.</p>



<p><strong>ÇÖPÇATAN KEDİLER VE POFUDUK BİR AŞK HİKAYESİ</strong></p>



<p><a href="https://borusanturuncu.com/author/can-oz/">Can ÖZ</a></p>



<p><em>Can ve Serra Öz, kedilerle başlayan bir aşk hikayesinin baş kahramanları. Bu aşkın mimarları ise iki pofuduk kedi: Fındık ve Fıstık.</em></p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="1024" height="683" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/evdeki_canlar_insanimi_nasil_kurtardim_can_oz_1254x836-1024x683.jpg" alt="ÇÖPÇATAN KEDİLER VE POFUDUK BİR AŞK HİKAYESİ" class="wp-image-2427" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/evdeki_canlar_insanimi_nasil_kurtardim_can_oz_1254x836-1024x683.jpg 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/evdeki_canlar_insanimi_nasil_kurtardim_can_oz_1254x836-300x200.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/evdeki_canlar_insanimi_nasil_kurtardim_can_oz_1254x836-768x512.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/evdeki_canlar_insanimi_nasil_kurtardim_can_oz_1254x836.jpg 1254w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>2014 senesi benim hayatımda çok önemli bir dönüm noktasıydı. Üç yıl boyunca çalıştığım ve hiç ilgi alanımda olmayan işimden ayrılıp Borusan Mannesmann’da işe başlayarak lise yıllarımdan beri hayalini kurduğum kariyer planımın ilk adımını o sene attım. Sonrasında yoğun bir tempo ile sporu hayatıma sokarak gözle görülür derecede kilo vermeyi ve yıllar sonra yeniden forma girmeyi başardım. Yine aynı sene Salıpazarı ofisimizin spor salonunda çok sevdiğim ve saydığım rahmetli Levent Maro abim ile tanıştım ve onun sayesinde yıllar önce bıraktığım yelkene Borusan Racing yelken takımı ile geri döndüm. Bugün aynı takımın hem menajerliğini yapıyor hem de profesyonel olarak Avrupa’da ve Türkiye’de uluslararası birçok yarışta podyuma çıkmanın gurunu yaşıyorum. Çocukluğumdan beri en büyük hayalim olan New York seyahatimi de yine o senenin sonunda gerçekleştirdim. Üstelik o seyahat dönüşü beni çok daha büyük bir dönüşümün beklediğinden henüz haberim bile yoktu.</p>



<p>New York seyahatimin dönüşünde bir kedi sahiplenmeye karar verdim. Döndüğümün ertesi günü evimin çevresindeki birkaç veterinere telefonumu bıraktım ve sokakta buldukları, yardıma muhtaç bir kedi olursa mutlaka bana haber vermelerini istedim. O haber yaklaşık 4 ay sonra, 10 Nisan 2015 tarihinde tam da ikinci Amerika seyahatim öncesinde geldi. Tanımadığım birinden dört tane kedinin olduğu bir fotoğraf ve şöyle bir mesaj: “Can Bey telefonunuzu Suadiye’deki veterinerden aldım, birkaç ay önce kedi sahiplenmek istediğinizi iletmişsiniz. Elimizde sokakta bulduğumuz dört yuva arayan yavrumuz var. Hâlâ kedi sahiplenmek istiyor musunuz?” Çok istediğimi söyleyerek kendisinden birkaç fotoğraf daha rica ettim.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Kedilerin sebep olduğu buluşmanın, tam üç sene sonra evlilikle sonuçlanacağını ikimiz de hayal edemezdik</p></blockquote>



<p>Her ne kadar bir kedi sahiplenmeyi planlamış olsam da gelen tüm fotoğraflarda iki tane kardeş, hep sarmaş dolaş yatıyorlardı. Onları ayıramayacağıma karar verip ikisini birden sahiplenmeye karar verdim. Karşı taraftaki kadın iki kediye birden aynı anda yuva bulacağını hiç düşünmemiş olacak ki çok heyecanlanmış ve bir o kadar sevinmişti. Bir hafta sonrasına kedileri teslim almak için sözleştik.</p>



<p>18 Nisan 2015: Kedileriniz sizi bekliyor! Uçaktan iner inmez bu mesajı ve kedilerin bir fotoğrafını aldım. Hemen eve dönüp Fındık ve Fıstık için aldığım oyuncaklarını, yataklarını, mama ve kum kaplarını yerleştirip mesajı atan kişiyle buluşmaya gittim. Mesajı atan kişi bir sokak altımda oturan Serra’ydı. Birbirimizi görür görmez bu buluşmanın ilk ve son olmayacağını ikimiz de anladık:</p>



<p>-Çocuklar beni soruyor mu hiç Can Bey?</p>



<p>-Serra Hanım bu Fındık mutfaktan ekmek çalıyor. Ne yapmalıyım?</p>



<p>-Fıstık’a çok seveceği bir oyuncak aldım! </p>



<p>-Ben özlemedim de, kediler sizi özledi galiba!</p>



<p>Kedilerin sebep olduğu bu buluşmanın, tam üç sene sonra evlilikle sonuçlanacağını ikimiz de hayal edemezdik. Tabi böyle bir birlikteliğin düğününde de nikah şekeri vermek bize yakışmazdı. Düğünümüzde gelen misafirlerimize hikayemizi anlatarak onlara nikah şekerleri yerine kendi hazırladığımız ufak paketlerde kedi mamalarını şu notla verdik: “Bizim tanışmamıza vesile olan minik dostlarımız için bu mamaları aldık. Siz de sokakta gördüğünüz kedilere bu mamalardan vererek bizim adımıza onlara teşekkür edebilirsiniz!”</p>



<p>Bugün ise eşi benzeri olmayan toplam 4 kedimizle her gün farklı bir deneyime yelken açıyoruz. </p>



<p>Kedilerimizi merak ederseniz Instagram’da “The Oz Family @theozcats” hesabımızdan kendileri ile tanışabilirsiniz!</p>



<p><strong>KÜÇÜK BİR KUTUDA GELEN DÜNYA</strong></p>



<p><a href="https://borusanturuncu.com/">Sinem Korular</a></p>



<p><em>Sinem, Ali Deniz ve Limon… Üç kişilik bu sevecen aile, pandemi döneminde ayrı düşer. Ofisten çalışması gereken annesiyle, şehir dışı yasakları yüzünden ayrı düşen Ali Deniz’in anne hasretiyle geçirdiği bu dönemde en büyük destekçisi kedileri Limon olur.</em></p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignright"><img loading="lazy" width="320" height="424" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/evdeki_canlar_insanimi_nasil_kurtardim_sinem_korular320x424.jpg" alt="KÜÇÜK BİR KUTUDA GELEN DÜNYA" class="wp-image-2428" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/evdeki_canlar_insanimi_nasil_kurtardim_sinem_korular320x424.jpg 320w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/evdeki_canlar_insanimi_nasil_kurtardim_sinem_korular320x424-226x300.jpg 226w" sizes="(max-width: 320px) 100vw, 320px" /></figure></div>


<p>Biz üç kişilik bir aileyiz: Ben, 8 yaşındaki oğlum Ali Deniz ve 1 yaşındaki sevgili kedimiz Limon. </p>



<p>Limon bir sarman, doğduktan kısa bir süre sonra anneleri terk etmiş. Kardeşi ile birlikte sokakta büyürken köpeklerin saldırısı nedeniyle kardeşini kaybetmiş. Kendisi de annemin gittiği spor salonunun camından içeri atlayarak hayatta kalmayı başarmış bir survivor!</p>



<p>Bütün çocukluğum küçük bir kasabada, bahçeli bir evde geçtiği için bahçemizde kedi, köpek hiç eksik olmazdı fakat evde bir hayvan beslemek fikrine çok uzaktım. Annemin tüylü bir hayvana uzaktan (yemek, su vermek, uzaktan iletişim kurmak gibi) destek olmak dışında dokunduğunu hiç görmedim. Kısacası ailem ve benim için kedi ve köpek sadece bahçede ve sokakta sevilen dostlardı.</p>



<p>Limon’u spor salonunda görünce, fotoğrafını gönderdi annem. Çok çelimsiz, bakımsız, korkmuş ve ilgiye muhtaç durumdaydı. Sokakta kalmak ve tekrar tehlike ile yüzleşmek istemiyordu belli ki. Ve her şey Ali Deniz’e o ürkek fotoğrafı gösterince başladı. Hiç aklımızda olmayan bir şey oldu ve küçük bir kutunun içerisinde 200 km uzaktan evimize geldi. Yabancıydı bize, biz de ona… önce dokunmaya korktuk ona. Limon daha cesurdu bizden, geldi yanımıza oturdu, kendisini sevmemizi istedi ve yavaş yavaş alışmaya başladık.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Şimdi anlıyorum ki küçücük bir kutunun içerisinde aslında kocaman bir dünya gelmiş evimize</p></blockquote>



<p>Birbirimize alıştıkça daha da sevmeye başladık. O çirkin, gözleri çapaklı dostumuz gün geçtikçe güzelleşmeye, her hareketi ile bizi güldürmeye, evi sahiplenmeye başladı. Ali Deniz ya da ben hasta olduğumuzda, yanımızda uyudu, bize destek oldu. Eve geldiğimizde mutlaka kapının önünde bizi beklerken bulduk onu, hemen yere uzanıp kendisini sevmemizi istedi. Kendisi küçük bir çocuktu, Ali Deniz de onun oyun arkadaşıydı aslında.</p>



<p>Pandemi dönemi, Limon’un ailemizin gerçek bir ferdi olduğunu gösterdi bize. Pandemi başlayıp okullar tatil edilince, hep birlikte annemin yanına gittik. Benim şehir dışından çalışmam mümkün olmadığı için geri döndüm ve hafta sonları giderek oğlumu ve ailemi görmeye başladım. Şehirlerarası yasak gelince ne yazık ki birbirimizden uzak kaldık. Bu kadar uzun süreceğini asla tahmin edemeyeceğimiz ve birbirimizi çok özlediğimiz bir dönem başladı. Bu süreçte Limon, Ali Deniz’in kardeşi, arkadaşı oldu. Onunla oyunlar oynadı, yemek yedi, derslerinde yanında oturdu. Limon olmasaydı bu süreci bu kadar az hasarla atlatamazdık.</p>



<p>Şimdi anlıyorum ki küçücük bir kutunun içerisinde aslında kocaman bir dünya gelmiş evimize. </p>



<p><strong>BAL’LI HAYAT</strong></p>



<p><a href="https://borusanturuncu.com/author/elifaygul/">Elif Aygül</a></p>



<p><em>Elif, babası ve Bal… Elif, üç defa felç geçiren babasıyla yaşarken, geçici bir süreliğine sahiplendiği hiperaktif Bal, babasını düşürürse diye endişe etmektedir. Oysaki Bal, dedesine şifa verir ve onun koruyucu meleği olur. Hem hastalık, hem pandemi döneminde evin neşe kaynağı olur.</em></p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="1024" height="683" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/evdeki_canlar_insanimi_nasil_kurtardim_elif_aygul_1254x836-1024x683.jpg" alt="BAL’LI HAYAT" class="wp-image-2429" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/evdeki_canlar_insanimi_nasil_kurtardim_elif_aygul_1254x836-1024x683.jpg 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/evdeki_canlar_insanimi_nasil_kurtardim_elif_aygul_1254x836-300x200.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/evdeki_canlar_insanimi_nasil_kurtardim_elif_aygul_1254x836-768x512.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/evdeki_canlar_insanimi_nasil_kurtardim_elif_aygul_1254x836.jpg 1254w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>2017 yılının Haziran ayında tanıştım Bal ile. İlk görüşte aşk yaşadım.  Bir arkadaşım yurt dışına yerleşecekti ve köpeğine aile arıyordu ama henüz bulamamıştı. Yeni ailesi bulunana kadar bende kalacaktı Bal. Enerjimiz tutmuştu, şirinliklere ve oyunlara başladı hemen, hatta ilk geceden benimle uyumaya bile başladı. Ben de havalarda uçuyordum tabi ki… Harika bir duyguydu.  Gittikçe Bal’a alışmaya başlamıştım ama içimde bir endişe de vardı. </p>



<p>Babam 3 ay önce felç geçirmişti ve denge sorunları yaşıyordu. Ya Bal babamı düşürürse, ayak altında dolaşırsa ne olacak diye düşünüp kendimi çok da bu Bal’lı hayatın ritmine kaptırmamaya çalışıyordum.  Üç ay içerisinde iki sahiplendirme denemesinde bulunduk. Her seferinde üzgün gidiyor, Bal’ı bıraktıktan sonra ağlayarak eve geliyor, geri gelsin diye dua ediyordum. Ve sonunda istediğim de oluyordu. Bal’lı hayata çaktırmadan devam ediyordum. </p>



<p>2017 yılının Ağustos ayında babam üçüncü kez felç geçirdi. Bu kez konuşmasında sıkıntı yaşadık. Konuşamıyordu, yazarak anlaşıyorduk. Hastaneden çıkınca hemen konuşma terapisine başladık ve bize ilk söylediği bir evcil hayvan sahiplenmemiz idi. Eğer köpek olursa daha faydalı olacağını söylemişti terapist. Bizim Bal’ımız vardı. İçimde garip bir duygu uyandı; sevinç ve üzüntünün aynı anda yaşandığı bir duygu. Eminim çoğumuz bu iki duyguyu aynı anda yaşamışızdır. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Hayatımı bir köpeğim değiştirebileceğini, beni bu kadar mutlu edebileceğini sahiplenmeden önce bilemezdim</p></blockquote>



<p>Babam konuşma terapistinin ve Bal’ın yardımıyla zamanla konuşmaya başladı. Önceleri bizimle hiç konuşmuyordu ama onu Bal ile konuşurken yakalıyordum. Önceleri Bal diyemiyor, Ba… Ba… diye sesleniyordu. Zamanla Bal da demeye, hatta şarkı bile söylemeye başladı. Şimdi farklı bir ilişkileri var. Bir saniye babamı yalnız bırakmıyor Bal.  Yürürken, yemek yerken hep yanında. Hatta dedeni kontrol et ne yapıyor dediğimizde, odasına gidip bakıyor, sorun yoksa gelip yatıp horlamaya başlıyor. Sorun varsa, havlayarak beni odaya götürüyor. Denge probleminden dolayı birkaç gece babamın düştüğünü beni uyandırarak haber bile vermişliği vardır. Hatta ben kaldırmaya çalışırken pijamasını ısırıp onun da babamı çekmeye çalıştığını gördüğüm anda gözlerim dolmuştu.</p>



<p>Hayatımda verdiğim en doğru karar oldu Bal’ı sahiplenmek. Babamın hastalık sürecinde, pandemi sürecinde evimizin neşe kaynağı oldu. Bizi eğlendirdi, bize yol arkadaşlığı yaptı tatlı şirin kızımız. </p>



<p>Aslında biraz da Bal’ı anlatmak isterim sizlere. Daha önce de köpeğim vardı ama Bal o kadar farklı ki. Ben köpekleri kızımla tanıdım diyebilirim.  İnanılmaz bir kodlama yeteneğine sahip  ve çok zeki bir American Cocker o. Hareketleriyle, tepkileriyile, şirinlikleriyle sizi inanılmaz şaşırtabilir. Tek şikayetim yaramaz ve hiperaktif oluşu. Zaman zaman çok yorucu olabiliyor ve çok ilgi isteyebiliyor. Bir de şikayet getirtiyor. Bursa’da ve yazlıkta hayvan sevmeyen birkaç  komşumuz şikayet etti. Rahatsız oluyorlarmış Bal’dan ama bilmiyorlar ki onun değeri bizde paha biçilemez. Evimizi satarız Bal’dan vazgeçmeyiz diyerek  tüm şikayetlerle mücadele ettik ve de kazandık!</p>



<p>İşte benim hikayem böyle… Hayatımı bir köpeğim değiştirebileceğini, beni bu kadar mutlu edebileceğini sahiplenmeden önce bilemezdim.</p>



<p><strong>KÖTÜ GÜN DOSTUM RANCHO</strong></p>



<p><a href="https://borusanturuncu.com/author/cananpakir/">Canan Pakır</a></p>



<p><em>Supsan’ın “kedilere fısıldayan kızı” Canan, lise son sınıf ve üniversiteye hazırlama sürecinde stres ve kaygıyla mücadele ederken, Rancho yumuşak patileri ve yatıştırıcı mırlamalarıyla bu dönemde desteğini esirgemez.</em></p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="1024" height="683" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/evdeki_canlar_insanimi_nasil_kurtardim_canan_pakir_1254x836-1024x683.jpg" alt="KÖTÜ GÜN DOSTUM RANCHO" class="wp-image-2430" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/evdeki_canlar_insanimi_nasil_kurtardim_canan_pakir_1254x836-1024x683.jpg 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/evdeki_canlar_insanimi_nasil_kurtardim_canan_pakir_1254x836-300x200.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/evdeki_canlar_insanimi_nasil_kurtardim_canan_pakir_1254x836-768x512.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/evdeki_canlar_insanimi_nasil_kurtardim_canan_pakir_1254x836.jpg 1254w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>3 senelik örgün lise hayatımdan sonra okula gitmeden tamamlamam gereken lise son sınıfın ağır dersleri, bunların yanında bir de dershane/ek destek olmadan başarı göstermem gereken üniversite sınav hazırlığı süreci… Çok zorlu bir sene geçiriyordum.  </p>



<p>Son sınıf dersleri, sınav konuları, gelecek kaygısı, meslek seçimi, aileye karşı sorumluluk hissi, ergenlik döneminin tuz biber olduğu stres ve sinirlilik hali derken büyük bir boğuşmanın içerisinde çırpınışlarımla baş başaydım. Son sınıf ve sınav konularını yetiştirmek için haftanın 6 günü 12 saate varan çalışma programlarını eksiksiz yerine getirme çaba içerisindeyken oldukça kötü ruh halimle de başa çıkmam gerekiyordu.  Eksik sosyal hayat, kısıtlı egzersiz, hat safhada olan stres… </p>



<p>Çalışma hayatındaki yoğunlukları sebebiyle ailemin ve 3 seneyi beraber geçirdiğim yakın arkadaşlarımın yanımda olmamasının üstüne bir de ilk duygusal yıkılışla karşı karşıyaydım. Şimdi gülüp geçtiğim zamanlara dönüp baktığımda en büyük destekçim kimdi diye kendime sormadan edemiyorum. Tabii ki cevap gecikmiyor; 11 yıllık sırdaşım, dostum, güzel kızım Ranchom!</p>



<p>Yalnız başa çıkmam gereken bir sürecin ortasında her daim yanımda olan Rancho, yoğun ders programı içerisindeki en güzel mola arkadaşımdı. Zorlandığım derslere çalışırkenki yaşadığım stresi fark edişleri ve ders notlarımın üzerine oturarak ara vermem gerektiğini bana anlatışlarıyla birden gözümde canlanan kötü senaryolar pembe toz bulutu ile yok olup yerini o muhteşem yatıştırıcı mırlama sesi alıyordu. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Can dostlarımız hayvanların hayatına dokunabiliriz. Evet dünya değişmez ama kendi dünyamız değişir!</p></blockquote>



<p>Kokusuyla büyüleyen güzel bir kahveyi de destekçi olarak yanıma alırdım, Rancho da süt kasesiyle bana eşlik ederken, dertleşme moduna geçerdik. Kimseye rahatlıkla anlatamadığım sorunlarımı kızıma anlatarak içsel yükümü biraz da olsa hafifletiyordum. Bu 1 seneyi yalnızlığın yüküyle değil, yanımda Rancho ve kendi çalışmalarımla en iyi sonuca varmalıyım düşüncesiyle tamamladım.</p>



<p>Sosyal hayatımdaki eksikliği aktifliği ile canlandıran güzel kızım ile evin içinde ve dışındaki koşuşturmalarımız, birbirine benzeyen günlerimi farklılaştırması, kaygılarımdan ve huzursuzluğumdan olabildiğince beni uzaklaştırması ve bunları karşılıksız sevgisiyle yapması hiçbir maddiyatla ölçülemez.</p>



<p>Sorumluluk bilincini, empati kurmayı, öfke kontrolünü, birey olma becerisini ve nicesini erken yaşta bana kazandırmaya yardımcı olan en büyük destekçimdir kızım.</p>



<p>İş hayatının yanında Yüksek Lisans hazırlıkları yaparken de yanımda yine güzel kızım ve kardeşleri var. Evet, sayımız arttı ve biz 4’ü kedi, 2’si köpek olmak üzere 9 kişilik koca bir aileyiz. Üstelik dönemsel olarak bakıma muhtaç yavru kedi bakım sürecimde de en büyük destekçim çocuklarım. Günün çoğunu işte geçiren biri olarak yavru kedileri emanet ettiğim çocuklarım, küçük misafirlerimize çok iyi bakıyorlar.</p>



<p>Zamanla kedilerle konuşma durumumun boyutu da değişti. Supsan olarak sosyal sorumluluk projesi kapsamında bakımını üstlendiğimiz görme engelli çocuklarımla ilgilenirken o kadar fazla konuşmamdan sonra “kedilere fısıldayan kız” olarak anılmaya başladım.</p>



<p>Unutmadan, belki dünyayı değiştiremeyiz ama üstümüze düşeni eksiksiz yapabiliriz ve bu işe can dostlarımız hayvanların hayatına dokunmakla başlayabiliriz. Evet dünya değişmez ama kendi dünyamız değişir!</p>



<p><strong>O MU ŞANSLI YOKSA BEN Mİ?</strong></p>



<p><a href="https://borusanturuncu.com/">Torsten Vogt</a></p>



<p><em>Torsten, küçük oğlu Şanslı ile nasıl ayrılmaz bir ikiliye dönüştüklerini anlatıyor. Bu dostluk hikayesi acaba hangisi daha şanslı diye düşündürüyor.</em></p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="1024" height="683" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/evdeki_canlar_insanimi_nasil_kurtardim_toresten_vogt_1254x836-1024x683.jpg" alt="O MU ŞANSLI YOKSA BEN Mİ?" class="wp-image-2431" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/evdeki_canlar_insanimi_nasil_kurtardim_toresten_vogt_1254x836-1024x683.jpg 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/evdeki_canlar_insanimi_nasil_kurtardim_toresten_vogt_1254x836-300x200.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/evdeki_canlar_insanimi_nasil_kurtardim_toresten_vogt_1254x836-768x512.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/evdeki_canlar_insanimi_nasil_kurtardim_toresten_vogt_1254x836.jpg 1254w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Bir sabah şirketin bahçesinde kahvemi yudumlarken, birden yanıma kuyruğunu sallayarak Labradoodle Terier cinsi bir ufaklık geldi. Belli ki birileri onu sokağa bırakmıştı ve sonrasında Belediye ufaklığın kulağına küpe takıp tekrar sokağa salıvermişti.</p>



<p>Ufaklık çok fazla kilo vermiş, tüyleri arasına sakız ve çamur dolmuş, hatta derisinde yaralar oluşmuştu, fakat tüm bunlara rağmen yine de hayat dolu ve enerjikti.</p>



<p>Güvenlikten öğrendim ki gece saatlerinde ağlayarak şirketimizin bahçesine girmiş ve kendini güvenli bir yere bırakıp uyumuştu. Güvenliğimiz ufaklığın bu kötü durumunu görünce kıyamamış ve geceyi şirketin bahçesinde geçirmesine izin vermişti. </p>



<p>Kim bilir neler yaşamıştı?</p>



<p>İlk iş olarak ekip arkadaşlarım ile ufaklığı hemen veterinere götürdük. Komple tıraş olduktan sonra yaralarına pansuman yapıldı ve gereken aşılar ile tedavi sürecine başlandı. Ufaklığın yaklaşık 7 kg eksiği vardı ama halen enerji doluydu.</p>



<p>Onun için artık yeni bir hayat başlamıştı. Yaklaşık 2 ay şirketimizin bahçesinde ve eğitim binamızda kaldı. Epey hızlı bir şekilde kendine geldi ve tüyleri uzadı. </p>



<p>Her sabah güvenliğin yanına giderdi ufaklık ve onlara destek olurdu. Personel servis sayımında, akşam güvenlik turlarında kendilerine eşlik ederdi. Gün içerisinde hep bizim yanımızda zaman geçiriyordu ve hatta verdiğimiz eğitimlerde katılıyordu. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Şanslı sayesinde daha fazla sorumluk sahibi oldum ve hayatımı zenginleşti</p></blockquote>



<p>Zaman geçtikçe “Şanslı’ (direktörüm koydu adını, sonuçta şanslı idi) ile benim aramda çok yakın bir arkadaşlık oluşmaya başladı. Yanımdan hiç ayrılmamaya başladı. Beni gözden kaçırsa bile beni arayıp buluyor ve bulduğunda kuyruğunu sallayıp zıplamaya başlıyordu.  </p>



<p>Artık işten çıkarken hep benim arabamın peşinden koşar oldu. Benimle eve gelmek istiyordu. Bunu fark ettiğimde çok üzülmüştüm. Sonrasında, ara sıra gece şirkete gidip Şanslı’yı ziyaret ediyor, ne yapıyor diye merak ediyordum. Gece beni gördüğünde yüzündeki mutluluğu size anlatamam. </p>



<p>Kıyamıyordum ona, bazı akşamları ve hafta sonları yanıma alıp bende kalmasına izin veriyordum. Bana o kadar bağlanmıştı ki akşamları yatağıma yatıp benimle uyuyordu.</p>



<p>Bir akşam eve dönmek üzere aracıma bindiğimde, otomobilin kapısını açıp Şanslı’ya şunu söyledim: “Otomobile binersen artık bende kalacaksın, binmezsen şirkette kalacaksın.” Hiç tereddüt etmeden otomobile binmişti ve o zamandan beridir artık her yere beraber gidiyoruz. Şanslı benim ufak oğlum olmuştu. Hafta içi her sabah beraber işe gidiyor, akşamları beraber geziyor ve cafe’de beraber oturuyorduk. Hiç ayrılmıyorduk birbirimizden. </p>



<p>Sonra Covid-19 dönemi başladı ve Şanslı bana çok destek oldu karantina günlerinde.</p>



<p>Şanslı sayesinde daha fazla sorumluk sahibi oldum ve hayatımı zenginleşti.  </p>



<p>Günlük akışımı öğrendi ve ne zaman ne yapacağımı önceden bilir hale geldi. Misal her sabah ilk iş benden önce mutfağa koşar. </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/evdeki-canlar-insanimi-nasil-kurtardim/">Evdeki Canlar: İnsanımı Nasıl Kurtardım?</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hurda mı, Hazine mi?</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/hurda-mi-hazine-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bünyamin Yavuzarslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 2020 10:23:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BorusanX]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://borusanturuncu.com/?p=2408</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çocukluğum 1986 model bir Ford Transit’in içinde geçti. Yuvarlak farları ve hatları olan bu aracı birçoğunuz anımsayacaktır. Birçok konuda yetenekli olan babam, ben çocukken aracını tamir eder, çeşitli yenileme çalışmaları yapar, ben de ona alet çantasının yanında durup istediği aletleri vererek yardım ederdim. “Oğlum 14-16 anahtarı uzatır mısın?” sözcükleri hâlâ kulaklarımda. Bu sayede otomobillere olan [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/hurda-mi-hazine-mi/">Hurda mı, Hazine mi?</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Çocukluğum 1986 model bir Ford Transit’in içinde geçti. Yuvarlak farları ve hatları olan bu aracı birçoğunuz anımsayacaktır. Birçok konuda yetenekli olan babam, ben çocukken aracını tamir eder, çeşitli yenileme çalışmaları yapar, ben de ona alet çantasının yanında durup istediği aletleri vererek yardım ederdim. “Oğlum 14-16 anahtarı uzatır mısın?” sözcükleri hâlâ kulaklarımda. Bu sayede otomobillere olan sevgimi babamdan kazandığımı söyleyebilirim.</p>



<p>2000’li yıllarda MTV’de sunuculuğunu Xzibit yaptığı “Pimp My Ride” (“Arabama şekil yap!”, “Arabamı baştan yarat” diye çevirebiliriz) bir programı izliyordum. Programın ana teması eski arabaları restore etmekti. Bu yıllarda ben de acaba bir araç alıp restore edebilir miyim diye hayal kuruyordum. Son birkaç yılda özellikle belgesel kanalları ve Netflix’te çok fazla araç restorasyonu üzerine programlar izlemeye başladım ve bu iş için bir bütçe ayırma imkanı buldum. Sizinle de araç restorasyonu gibi bir hobinin inceliklerini paylaşmak istiyorum.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Araç restorasyonunda ilk yapılması gereken doğru aracı seçmek.</p></blockquote>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="1024" height="669" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/hurdami_hazinemi_1280x836_bunyamin_arslan-1024x669.jpg" alt="Araç restorasyonunda ilk yapılması gereken doğru aracı seçmek." class="wp-image-2409" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/hurdami_hazinemi_1280x836_bunyamin_arslan-1024x669.jpg 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/hurdami_hazinemi_1280x836_bunyamin_arslan-300x196.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/hurdami_hazinemi_1280x836_bunyamin_arslan-768x502.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/hurdami_hazinemi_1280x836_bunyamin_arslan.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Araç restorasyonunda ilk yapılması gereken doğru aracı seçmek. Peki bunu nasıl yapacağız? Benim için doğru araç, tasarımını beğendiğim, fonksiyonel ve benim için hikayesi olacak bir araçtır. Herkes gibi benim de aklıma gelen ilk araçlar 60’ların sonu ve 70’lerde üretilmiş olan Amerikan araçları oldu fakat bu araçların parçaları çok zor bulunuyor ve projelik olanları bütçemin çok üzerindeydi.</p>



<p>Bir gün birçok Türk erkeğinin yaptığı gibi sahibinden.com’da boş boş ilanlara bakarken bir Land Rover Defender ilanına rastladım. Bu araçlardan birine askerde binme şansı bulmuştum. Aracın tasarımını beğeniyordum, fonksiyonel olarak 4&#215;4 olan bu aracın hem yol hem de arazi performansı çok iyiydi. Hemen Defender’ı araştırmaya başladım. </p>



<p><strong>DEFENDER’IN İLGİNÇ HİKAYESİ</strong></p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="1024" height="669" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/hurdami_hazinemi_1280x836_bunyamin_arslan_resim-2-1024x669.jpg" alt="DEFENDER’IN İLGİNÇ HİKAYESİ" class="wp-image-2411" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/hurdami_hazinemi_1280x836_bunyamin_arslan_resim-2-1024x669.jpg 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/hurdami_hazinemi_1280x836_bunyamin_arslan_resim-2-300x196.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/hurdami_hazinemi_1280x836_bunyamin_arslan_resim-2-768x502.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/hurdami_hazinemi_1280x836_bunyamin_arslan_resim-2.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Bu aracın gerçekten çok ilginç bir hikayesi var. 1940’lı yıllarda İngiliz araba üreticisi Rover’ın baş tasarımcısı Maurice Wilks ve kardeşi Spencer Wilks ki kendisi de Rover’da Genel Müdür olarak çalışmaktadır, Newborough, Galler’deki çiftliklerinde kullanmak üzere traktör gibi çiftlik işleri için uygun aynı zamanda bir araç gibi konforlu ve dört çekerli arazide kullanabilecekleri bir araca ihtiyaçları olduğu fikrinden yola çıkarak önce tasarım sonra da prototip ürettiler. Traktör fikrinden o kadar etkilenmişlerdi ilk üretilen araçlarda sürücü koltuğu arabanın ortasında bulunmaktaydı. Çalıştıkları fabrikadaki P3 motorunu kullanarak bir O profilli şase hazırlıyorlar.  Paslanmaya dayanıklı ve hafif olabilmesi için gövde panellerinde alüminyum kullanıyorlar. Bunlara ek olarak aracın fonksiyonel olabilmesi için ikinci şanzıman (PTO) ekliyorlar. Tasarım bitiğinde çok beğeniliyor ve seri üretime geçmesi planlanıyor.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Land Rover’ın prototipinde traktör fikrinden o kadar etkilenmişlerdi ki ilk üretilen araçlarda sürücü koltuğu arabanın ortasında bulunuyordu.</p></blockquote>



<p>Bu araç Rover fabrikasında üretilen arazi aracı olacağından adını Land Rover (Arazi Rover’ı) koymaya karar veriyorlar. 1948 yılında ilk araç hızar, su motoru, sondaj makinası, pulluk, balyalama makinası ve mekanik vinç gibi kolay montajlı aksesuarlarla birlikte görücüye çıkıyor. Yıllar içinde özellikle savunma sanayinde fazlaca tercih edildiğinden “Defender” ismini alan bu araç, arazi aracı tutkunlarının “Efsane” olarak adlandırması ile birlikte seri olarak 1989 yılında Türkiye’de de üretime başlıyor.  2018 yılına kadar İngiltere ve Türkiye’de üretime devam ediyor. Günümüzde ise üretilen bu araçların yüzde 70’den fazlası hâlâ yollarda. Devam eden yedek parça üretimi dursa bile sadece Türk Silahlı Kuvvetleri’nin elinde 30 yıl yetecek parça bulunuyor.</p>



<p><strong>NEGATİFLERİ KULAK ARKASI EDİN</strong></p>



<p>Araç restorasyonunda geldik en zorlu aşamaya: “Negatifler”. Negatifler ürün ne olursa olsun bir fikirleri olan, genelde kişisel olarak tecrübe etmeseler de etraflarında kesin Defender tercih etmiş birileri bulunan kişilerdir. Adlarından da anlaşılacağı üzere Negatifler olaylara genellikle olumsuz tarafından bakarlar. Ailemizde, arkadaşlarımızın arasında, internette… anlayacağınız hemen hemen her yerde bu kişilere rastlamak mümkün. Genel olarak sizin kötülüğünüzü düşünmeyen bu kişiler birbirlerini tanımasalar bile söylemleri genelde birbirlerinin aynısıdır. “Hurda mı alacaksın?”, “Paranı çarçur etme”, “Bu aracın kliması, otomatik camları, merkezi kilidi yok”, “Bu alınmaz, X markanın Y modelini al”, “Sanayiden çıkmazsın”, “Bu aracın bedeli kadar para da toplamaya harcanır” gibi gibi birçok konuşmanın içinde bulundum.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Karşılaşacağınız bazı negatif söylemler: Hurda mı alacaksın? Paranı çarçur etme.Sanayiden çıkamazsın vb.</p></blockquote>



<p>Bir gün yine bir arkadaşıma Defender’ı anlatırken amcasının bu aracın koleksiyoncularından birisi olduğunu öğrendim. Kendisinin birçok faklı türde Defender’ı vardı. En kısa sürede amcasını ziyaret ettik ve teknik konularda aklımdaki bütün soruları kendisine sordum o da tüm içtenliği ile tarafsız bir şekilde aracı bana anlattı. Teşekkür ederek yanından ayrılacak iken, bana en kritik soruyu sordu: “Bünyamin, bu araçlardan birisini hiç kullandın mı?” Askerde bu araçlara binmiştim ama hiç kullanmadığımdan cevabım “hayır” oldu. Masasının arkasında bulunan çantasını aldı ön gözünü açtı ve anahtarları bize uzattı. O gün ilk kez bir Defender kullanmıştım, çok güzel bir duyguydu. İlerleyen günlerde birkaç kez daha bu aracı kullanma imkanı buldum, artık her şey tamamdı, ben bir Defender alacaktım.</p>



<p><strong>ARAÇ YENİLEMEDE 3 YÖNTEM</strong></p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="1024" height="408" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/hurdami_hazinemi_1280x510_bunyamin_arslan_resim-3-1024x408.jpg" alt="ARAÇ YENİLEMEDE 3 YÖNTEM" class="wp-image-2412" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/hurdami_hazinemi_1280x510_bunyamin_arslan_resim-3-1024x408.jpg 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/hurdami_hazinemi_1280x510_bunyamin_arslan_resim-3-300x120.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/hurdami_hazinemi_1280x510_bunyamin_arslan_resim-3-768x306.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/09/hurdami_hazinemi_1280x510_bunyamin_arslan_resim-3.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Araç yenilemede üç yöntem vardır. Birincisi hurda haldeki aracı alırsınız, kaporta – boya, motor, elektrik, iç döşemeler vs hepsi ile tek tek siz uğraşırsınız. İkincisi aracı bir ustaya aldırırsınız, o örneğin motor, elektrik, kaporta ve boya gibi belli başlı aşamaları halleder, aracı tek marşta çalışır hale getirir, geri kalanında siz kendi zevkinize göre sürece devam edersiniz. Üçüncü yöntem ise siz istediğiniz tüm özellikleri belirtirsiniz, ustanız bunların hepsini sizin yerinize organize eder.</p>



<p>Üçüncü yöntem bana göre değil, ben bu işin içinde bir hikayem olsun diye bazı şeyleri ben organize etmek istedim. Birinci yöntem ise zevkli fakat uzun ve zor bir süreç. Özellikle bizler gibi çalışmak zorunda olanlar için sadece hafta sonu yeterli olmayacak ve zevk alabileceğim bir işten yorulup sıkılıp, çok fazla para harcayıp, süreci terk etmek zorunda kalabileceğimi düşündüm ve ikinci yöntemi seçtim. Benim için bu aracı özel kılan bir durum daha oldu. Bulduğum usta, aracı Türk Silahlı Kuvvetleri’nden satın almıştı. 1994 yılında üretilen bu araç uzun yıllar Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na hizmet ettikten sonra ekonomik ömrünü tamamlayarak emekliye ayrılmıştı.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>İki tür pişmanlık vardır: Keşkelerimiz ve yaptıklarımızdan duyulan pişmanlıklar. İkincisini tercih edin.</p></blockquote>



<p>Usta aracın kaportasını, motorunu, elektrik aksamını revize etti. Ben de devamında, aracı kendi isteğime ve çoğunlukla aslına uygun olacak şekilde yenileyeme başladım. Geldiğim aşamada aracın yüzde 90 tamamlandığını söyleyebilirim fakat bu araçlar bir çocuk gibi sürekli ilgiye ihtiyacı var ve Lego gibi her zaman söküp takacak bir şeyler var.</p>



<p>Sonuç olarak herkesin bir hobiye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Benim hobim de bu araç işi. İnternetten parça araştırıyorum, küçük birt alet çantam var. Babamın çıraklığını yapmış olmam sebebiyle elim anahtar tuttuyor diyebilirim. Bu araç ile uğraştığımda bütün stresimi atıyorum.</p>



<p>İnsan hayatında iki tür pişmanlık vardır: Birincisi yaptığınız bir şeyler için duyduğunuz pişmanlık, bir de keşkelerimiz. Keşkelerimiz &gt; Yaptığımız şey için duyulan pişmanlık. Bu yüzden  etrafınızdaki Negatiflere aldırmayın. Belki pişman olacaksınız ama en azından, ben bunu denedim diyeceksiniz. Ben şu an iyi ki bu hurdayı bir yıl önce almışım diyorum. </p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/hurda-mi-hazine-mi/">Hurda mı, Hazine mi?</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Önce Babayım</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/once-babayim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oktay Apari]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Jun 2020 10:48:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BorusanX]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[aile iletişimi]]></category>
		<category><![CDATA[babalar günü]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[ergen çocuk eğitimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://borusanturuncu.com/?p=2320</guid>

					<description><![CDATA[<p>20 yıldır Borusan Mannesmann Gemlik Fabrikası’nda çalışıyorum. 16 yıldır evli olduğum Yeliz ile 14 yaşında Emir ve Emre adında ikiz oğullarımız ve 3 yaşında Erva adında bir kızımız var. 3 çocuk sahibi bir baba olarak çocuklarımla doğru şekilde ilgilenemediğimin farkındaydım, aramızda bir iletişim eksikliği olduğunu ve bir süredir birbirimizi anlamakta sıkıntılar yaşadığımızı fark ediyordum. Çocuklarımla [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/once-babayim/">Önce Babayım</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>20 yıldır Borusan Mannesmann Gemlik Fabrikası’nda çalışıyorum. 16 yıldır evli olduğum Yeliz ile 14 yaşında Emir ve Emre adında ikiz oğullarımız ve 3 yaşında Erva adında bir kızımız var.</p>



<p>3 çocuk sahibi bir baba olarak çocuklarımla doğru şekilde ilgilenemediğimin farkındaydım, aramızda bir iletişim eksikliği olduğunu ve bir süredir birbirimizi anlamakta sıkıntılar yaşadığımızı fark ediyordum.</p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="1024" height="576" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/06/once-babayim-oktay-apari-foto1-1024x576.jpg" alt="Önce Babayım" class="wp-image-2321" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/06/once-babayim-oktay-apari-foto1-1024x576.jpg 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/06/once-babayim-oktay-apari-foto1-300x169.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/06/once-babayim-oktay-apari-foto1-768x432.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/06/once-babayim-oktay-apari-foto1.jpg 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Çocuklarımla zaman geçirmeye dikkat eden ve onlarla olabildiğince kaliteli vakit geçirmeye çalışan bir babayım çünkü beraber geçirdiğimiz her anın değerli olduğunu biliyorum. Genel olarak ders çalışmalarına destek oluyorum, geri kalan vaktimizi ise uygulamalı oyunlarla eğlenerek geçirmeye çalışıyoruz. Fakat beraber geçirdiğimiz zamanın tam anlamıyla çocukların gelişimleri için yeterli olup olmadığından emin olamıyordum.</p>



<p>Çocuklarımla ilgileniyordum ama bu ilginin onlara yetip yetmediğini ve gelişimlerini ne ölçüde desteklediğimi tam olarak bilmiyordum, belki de babalık konusunda eksiklerim olabileceğini düşünüyordum. Onun için fabrikalarımıza asılan “ilgili babalık” afişleri oldukça dikkatimi geçti ve eğitime katılmaya karar verdim. 11 yıl önce eşim çocuk yetiştirme programlarına katılmıştı ve o programın faydalarını çocuklarımızı yetiştirirken çok gördük, görmeye de devam ediyoruz. İş yerinde benim de benzer bir eğitimi alabilmemin ailemiz için faydalı olacağını düşünerek Önce Babayım Projesine katılmaya karar verdim.</p>



<iframe loading="lazy" width="700" height="450" src="https://www.youtube.com/embed/XbTxyMyE9L8" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen=""></iframe>



<p>Projenin 13 haftalık eğitimleri başladığında yarattığı değişiklik o kadar hızlı oldu ki hepimiz bir şeylerin farklılaştığını rahatça görebildik. Ailem ile daha fazla zaman geçirmeye başladım, geçirdiğimiz zaman aile içi iletişimimizi daha güçlü hale getirdi. Bu değişimle birlikte sadece çocuklarla değil eşimle olan ilişkimiz de güçlendi ve kendimizi, beklentilerimizi ve hissettiklerimizi daha iyi ifade etmeye başladık.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Birçok ebeveyn çocukların teknolojiye olan düşkünlükleri konusunda ne yapacağını bilmiyor.</p></blockquote>



<p>Eğitimler devam ederken doğru olduğunu düşündüğüm bazı şeylerin yanlış ya da yetersiz olduğunu öğrendim. Beni şaşırtan en büyük şeylerden biriyse babaların çocuklarıyla ilişkilerinde sorunlarının çok benzer olmasıydı. Örneğin birçoğumuz çocukların teknolojiye olan düşkünlükleri konusunda ne yapacağımızı bilmiyorduk. Benzer sorunlarla başa çıkmaya çalışmak bu açıdan beni güçlendirdi ve kendimi daha az yalnız hissetmemi sağladı. Ama eğitimler sırasında en zorlandığım anı çocuklarımla cinsellik hakkında konuşurken yaşadım. Büyük ihtimalle bu eğitim olmadan o konuşmayı yapmakta çok daha zorlanırdım. Zorlukların üstünden bir danışmanla gelmek bu açıdan işleri olabildiğince kolaylaştırdı.</p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="1024" height="576" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/06/once-babayim-oktay-apari-foto2-1024x576.jpg" alt="Önce Babayım" class="wp-image-2322" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/06/once-babayim-oktay-apari-foto2-1024x576.jpg 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/06/once-babayim-oktay-apari-foto2-300x169.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/06/once-babayim-oktay-apari-foto2-768x432.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2020/06/once-babayim-oktay-apari-foto2.jpg 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Proje bir ay önce tamamlandı ve sertifikalarımızı aldık. En başından bugüne baktığımda öncesinde çocuklarımla ve eşimle empati kurmakta çektiğim zorluğun azaldığını görüyorum. Empati konusundaki eksiklerim sebebiyle aile içerisinde dönem dönem agresifleşebiliyordum. Fakat şu an eğitimlerden de aldığım bilgilerle çocuklarımı daha rahat anlamaya ve daha rahat anlaşmaya başladım. Onlara vermek istediğim mesajları ve eğitimleri nasıl daha farklı yollarla verebileceğimi keşfetmeye devam ediyorum ve oyun oynamayı, bu eğitimleri kolaylaştırıcı bir araç olarak kullanıyorum. İlişkimizde değişen bir diğer şeyse çocuklarıma hitap etme şeklim oldu; daha öncesinde kullandığım “Paşam, prensesim, annem, babam” gibi hitapların doğru olmadığını ve çocuklara ekstra görev ve yük kattığını öğrendim ve bunu değiştirmeye çalışıyorum.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Paşam, prensesim, annem, babam gibi hitapların doğru olmadığını ve çocuklara ekstra görev ve yük kattığını öğrendim</p></blockquote>



<p>Bu projeyle aile içi hoşgörü ve iletişim konusunda birbirimize karşı daha duyarlı olmaya başladık. Olumlu ve yapıcı düşünmeye, çocuklarımın düşüncelerine saygı göstermeye başladım. Uzun vadede birbirimize karşı daha fazla vakit ayıran bir aile olma yolunda ilerleyeceğimizi düşünüyorum.</p>



<p>Çocuklarıyla aralarında iletişim kopukluğu olan, çocukları anlama ve doğru yönlendirme konusunda sıkıntı çeken, çocukları teknolojiye aşırı bağımlı hale gelmiş olduğunu düşünen tüm babalara ilgili babalık konusunda araştırma yapmalarını ve bu eğitime katılmalarını tavsiye ederim.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/once-babayim/">Önce Babayım</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İki Borusanlı Ödül Almaya Viyana’ya Gider</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/iki-borusanli-odul-almaya-viyanaya-gider/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Borusan Turuncu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Oct 2019 08:47:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BorusanX]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[Videolar]]></category>
		<category><![CDATA[Stevie Ödülleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://borusanturuncu.com/?p=1861</guid>

					<description><![CDATA[<p>Turuncu Blog 2019 International Business Awards kapsamında Blog kategorisinde Altın Stevie ödülünü aldı. İki Borusanlının yolu iki hafta önce işte tam da bu sebeple Viyana’ya düştü. Turuncu Blog 100’den fazla hikayeyle 150’den fazla yazarın emeğini temsil ettiği için her ikisi de Borusan adına bu ödülü almaktan çok heyecanlıydı. Bu yazıda Turuncu’nun editörü ve bir yazarımızın [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/iki-borusanli-odul-almaya-viyanaya-gider/">İki Borusanlı Ödül Almaya Viyana’ya Gider</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="1024" height="576" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/10/International-Business-Awards-Altin-1280x720-1-1024x576.jpg" alt="İki Borusanlı Ödül Almaya Viyana’ya Gider" class="wp-image-1868" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/10/International-Business-Awards-Altin-1280x720-1-1024x576.jpg 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/10/International-Business-Awards-Altin-1280x720-1-300x169.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/10/International-Business-Awards-Altin-1280x720-1-768x432.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/10/International-Business-Awards-Altin-1280x720-1.jpg 1280w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Turuncu Blog 2019 International Business Awards kapsamında Blog kategorisinde Altın Stevie ödülünü aldı. İki Borusanlının yolu iki hafta önce işte tam da bu sebeple Viyana’ya düştü. Turuncu Blog 100’den fazla hikayeyle 150’den fazla yazarın emeğini temsil ettiği için her ikisi de Borusan adına bu ödülü almaktan çok heyecanlıydı. Bu yazıda Turuncu’nun editörü ve bir yazarımızın gözünden ödülün sahne arkasını anlattık.</p>



<p><strong>EDİTÖRÜN GÖZÜNDEN</strong></p>



<p><a href="https://borusanturuncu.com/author/merlinozkan/">Merlin Özkan</a></p>



<p>Üç yıl önce içimiz kıpır kıpır bir içerik platformu yaratmak için yola çıktık.</p>



<p>Pek çok soru işareti vardı kafamızda: Ne anlatacağız? Nasıl anlatacağız? Kime anlattıracağız? Diğer mecralardan nasıl ayrışacağız?</p>



<p>Daha önce pek çok içeriğe hem şahsen katkıda bulunmuş, hem de pek çok yazarı yönlendirmiştim. Ama sıfırdan bir içerik platformunu tasarlamak, büyütmek benim için yeni bir deneyimdi. Bilinmezlerle dolu, keşfedilmeyi bekleyen sonsuz olasılık barındıran heyecan verici bir yolculuk bizi bekliyordu.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>İçerik platformu tasarlamak, bilinmezlerle dolu, keşfedilmeyi bekleyen sonsuz olasılığı barındırıyor.</p></blockquote>



<p>Kafamızda işlemesi muhtemel çeşitli teoriler olsa da işin aslı kervan yolda düzüldü. Okuyucu içgörüleri toplama ve analitik verileri ışığında aldığımız kararlarla blog zaman içerisinde ete kemiğe büründü.</p>



<p>İçerik portföyü inovasyon ve girişimcilikten kişisel gelişime, gönüllükten kadının güçlenmesine, uzman tüyolarından liderliğe gezi ve yaşam yazılarına geniş bir yelpazede çeşitlendi. Yazıların yanı sıra podcast ve videolar gibi yeni içerik formatlarına da giriş yaptık.</p>



<p>75 yıllık bir şirket gün ışığına çıkmayı bekleyen, seslerini duyurmak isteyen kahramanların hikayeleriyle dolup taşıyordu. Turuncu bugün geldiği noktada ilham veren, vizyon kazandıran, anlam duygusu aşılayan, heyecanlandıran, şaşırtan, kalplere dokunan hikayelerden gücünü alıyor. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>75 yıllık bir şirket gün ışığına çıkmayı bekleyen hikayelerle dolup taşıyor.</p></blockquote>



<p>Kişisel olan ile işi kesiştiriyoruz. Paylaştığımız meseleler kişisel perspektiflerden kaleme alındığı için Turuncu Blog yazarlarının ve katkıda bulunan kişilerin ruhlarından bir parça taşıyor.</p>



<p>Turuncu, yolu Borusan’dan geçen hikayelerin dijital evi. Hem Borusanlıların hem de konuk yazarları aracılığıyla paydaşlarımızın gözünden dumanı üstünde tadımlık Borusan deneyimleri sunmayı, tohumlarını attığı, yaydığı fikirler ile pozitif değişim sağlamayı amaçlıyor.</p>



<p>Viyana’nın büyülü atmosferinde bu ödülü avucumda sıkı sıkı kavradığımda hem geldiğimiz bu yolculuğu hem de görülmenin, takdir edilmenin coşkusunu kalbimde hissediyordum.</p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="1024" height="683" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/10/48926680422_263b91a4ca_k-1024x683.jpg" alt="İki Borusanlı Ödül Almaya Viyana’ya Gider" class="wp-image-1862" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/10/48926680422_263b91a4ca_k-1024x683.jpg 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/10/48926680422_263b91a4ca_k-300x200.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/10/48926680422_263b91a4ca_k-768x512.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/10/48926680422_263b91a4ca_k-1536x1025.jpg 1536w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/10/48926680422_263b91a4ca_k.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p><strong>BLOGGER  GÖZÜNDEN</strong></p>



<p><a href="https://borusanturuncu.com/author/ismail-terzi/">İsmail Terzi</a></p>



<p>Viyana’ya indiğimizde, başkentlere özgü olduğuna inandığım yoğun, basık ve gri bir hava karşılıyor bizi.</p>



<p>Şehirdeki otele doğru ilerlerken taksiciye sesleniyorum;</p>



<p>“Viyana’yı ilk kez ziyaret ediyor olsaydınız, şehri deneyimlemeye nereden başlardınız?”</p>



<p>Taksici uzun zamandır bu soruyu cevaplamak istediğini düşündüren bir hevesle, başlıyor Franz Sacher’in hikayesini anlatmaya;</p>



<p>“Az sonra önünden geçeceğimiz opera binasının hemen yanında Sacher Pastanesi vardır. Orada dünyaca ünlü Sacher Turtası’nı tadarak başlamalısınız. Henüz 16 yaşındayken özel bir mutfakta çıraklık yapan Franz Sacher’in ikonik tatlısıdır. Genç Sacher’in şefi bir gün ağır bir davet öncesinde hasta olunca tatlı işi genç adama düşer ve böylece, biraz da şans eseri, Sacher Turtası doğar. Şimdilerde her gün yaklaşık 4000 dilim turta satıyorlar…”</p>



<p>Açıkçası tatlıyla arası iyi olan biri değilim ki kendimi bu yüzden şanslı sayıyorum. Fakat taksi şoförünün hikayeyi anlatırken duyduğu heyecan ve Franz Sacher’in hikayesi beni öyle etkiliyor ki söz konusu tadı deneyimlemek için sabırsızlanıyorum. Yaklaşık bir saat sonra, sevgili arkadaşım Merlin’le birlikte pastanenin kapısında sıra beklerken, hikayenin gücünü anımsıyorum. En az 15 dakika bekledikten sonra bir masaya alınıyoruz ve turta geliyor. Keşke tadı da hikayesi kadar çarpıcı olsaydı… Merlin ise benimle aynı fikirde olmadığını boş tabağıyla kanıtlıyor. </p>



<p>Günün kalan saatlerinde eski Viyana’nın tarihi sokaklarında adımlıyor ve Mozart ile özdeşleşen şehrin aslında çok yönlü bir sanat merkezi olduğunu gözlemliyoruz. Resim ve heykel atölyeleri, fotoğraf sergileri, müzik evleri birçok köşede karşınıza çıkıyor. Dahası, tarihi dokunun genişliği ve homojenliği Viyana’yla ilgili bir başka gözlemim. Birçok şehirde tarihi yapıları modern dünyanın satır aralarında okumanız gerekirken, Viyana’nın tüm sayfaları Aydınlanma Çağı’ndan kalmış bir kitap hissettiriyor.</p>



<p>Akşam üzeri yaklaşmaya başladığında kısa Viyana turumuzu sonlandırıyor ve Stevie İş Ödülleri 2019’un düzenleneceği otelin yolunu tutuyoruz. Bu yıl 74 ülkeden 4000’i aşkın başvuru alan organizasyonda tüm dünyadan özel şirketler, kamu şirketleri, bireyler ve kâr amacı güden/gütmeyen diğer kuruluşlar yer alıyor. Farklı ülkelerden 250’yi aşkın üst düzey yöneticinin puanlarıyla seçilen ödüller içerisinde, bu yıl blog kategorisinin gold winner (altın kazanan) ödülü Borusan Turuncu’nun oldu.</p>



<iframe loading="lazy" width="700" height="315" src="https://www.youtube.com/embed/OKzdzCzFC-A?start=1" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen=""></iframe>



<p>Akşam yemeğiyle birlikte ödül töreni de başlıyor ve ödülün takdimi sırasında otuz saniyelik bir konuşma yapılıyor. İşimden dolayı topluluk önünde konuşmaya alışığım fakat bu kez Borusan Holding’i ve 150’den fazla yazarın emeğini temsil etmek söz konusu olduğundan heyecanla çıkıyorum sahneye. Merlin ödülümüzü alıyor, ben söze başlıyorum;</p>



<p>“Teşekkürler Stevie! Borusan Turuncu hikayelerin gücüne inanıyor ve bugün 150’den fazla yazarın desteğiyle bu ödülü alıyor.”</p>



<p>Söze devam eden Merlin; </p>



<p>“Değişim yaratmak için hikayelerin gücüne inanıyoruz. Desteğiniz için teşekkürler!”</p>



<p>Dönüş yolunda sabahki taksicinin anlattıklarını hatırlıyorum: 16 yaşında bir genç, yaptığı işe ve hikayesine sarılarak bugün tüm dünyayı turtası için sırada beklemeye ikna ediyor. Peki işinde uzman onlarca profesyonelin kolektif hikayesi olan Borusan Turuncu dünyayı nelere ikna edebilir? Umarım önümüzdeki yıllar bana güzel bir cevap verecektir. </p>



<style>.embed-responsive{position:relative;display:none;height:0;padding:0;overflow:hidden}</style>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/iki-borusanli-odul-almaya-viyanaya-gider/">İki Borusanlı Ödül Almaya Viyana’ya Gider</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tek Başına Yolda &#8211; I</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/tek-basina-yolda-i/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Caner Aksel]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Aug 2019 10:27:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BorusanX]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[yürüyüş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://borusanturuncu.com/?p=1557</guid>

					<description><![CDATA[<p>Doğada tek başına mı yoksa grup halinde yürüyüş yapmak mı? Ben şahsen doğada tek başına vakit geçirmeyi kendine kültür haline getirmiş kişilerdenim.&#160; Çok sık olmamakla beraber sevdiğim insanlarla ve dostlarımla bir gruba dahil olup yürümek veya kamp atmak da bana keyif verir ama seçimim çoğunlukla yalnız yola çıkmaktır. Neden mi? Bunun üzerine sayfalarca yazı yazabilirim [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/tek-basina-yolda-i/">Tek Başına Yolda &#8211; I</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Doğada tek başına mı yoksa grup halinde yürüyüş yapmak mı? Ben şahsen doğada tek başına vakit geçirmeyi kendine kültür haline getirmiş kişilerdenim.&nbsp; Çok sık olmamakla beraber sevdiğim insanlarla ve dostlarımla bir gruba dahil olup yürümek veya kamp atmak da bana keyif verir ama seçimim çoğunlukla yalnız yola çıkmaktır. Neden mi?</p>



<p>Bunun üzerine sayfalarca yazı yazabilirim ama meraklısı için tek başına ve grup halinde yürümenin artıları ve eksileri üzerine iki seriden oluşan bir yazı hazırladım. İlk önce bana göre en önemli olanını yazarak başlıyayım.&nbsp; Tek başına doğa yürüyüşünün güvenlik açısından&nbsp;sağlam&nbsp;bir temele oturan tek sakıncası yardım alma zorluğudur. Eğer herhangi bir nedenle yaralanırsanız, size yardım elini uzatacak hiç kimse olmaz. Çok basit bir yaralanmadan çok trajik sonuçlar doğabilir. Oysa grup yürüyüşlerinde bir&nbsp;arkadaşınız&nbsp;gidip yardım getirebilir, ilk yardımı yapabilir. Solo yürüyüşün bu sakıncasından kurtulmanın tek yolu ise, yeterli beceri ve deneyime sahip olmak ve&nbsp;sınırlarını bilip gereksiz risk almamaktır.</p>



<p>Grup yürüyüşünde yükü paylaşma şansınız vardır. Siz çadırı almışsanız, arkadaşınız mutfak malzemelerini alabilir. Diğer bir arkadaşınız ise ilk yardım çantasını taşıyabilir. Bunun gibi bir sürü görev dağılımı yapabilirsiniz. &nbsp;Solo yürüyüşte ise, ihtiyacınız olan malzemeleri taşıyacak sizden başka hiç kimse yoktur. Her şeyi tek başınıza taşırsınız. Zaten Ultralight Backpacking akımı bu soruna bir çare olarak ortaya çıkmıştır. Ben de Likya Yolu yürüyüşüm için bu akımdan fazlasıyla yararlandığı söyleyebilirim.</p>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="1024" height="454" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/08/tek_basina_yolda1-1024x454.jpg" alt="Tek Başına Yolda - I" class="wp-image-1558" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/08/tek_basina_yolda1-1024x454.jpg 1024w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/08/tek_basina_yolda1-300x133.jpg 300w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/08/tek_basina_yolda1-768x340.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/08/tek_basina_yolda1-1536x681.jpg 1536w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/08/tek_basina_yolda1.jpg 1902w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Hem hayvanların hem insanların kalabalık gruplara saldırdıkları&nbsp;pek görülmez. Her ikisi de genelde yalnız insanlara ya da çok küçük guruplara saldırır. Yanlış anlaşılmak istemem fakat bu bağlamdan insanı ve hayvanı birbirinden ayıramayacağımı hoşgörünüze sığınarak belirtmek isterim. Burada hatırlatmak istediğim bir diğer konu ise, bunlar çok ender görülen saldırılardır ve başınıza gelme ihtimali yok denecek kadar azdır. Bunun birinci nedeni, yırtıcıların sadece kendilerini tehlike altında hissetmeleri durumunda insanlara saldırmaları, onun dışında insanlardan uzak durmak için ellerinden geleni yaparlar. İkincisi ise, maalesef ülkemizde belirli birkaç bölge dışında neredeyse hiç büyük yırtıcı kalmamasıdır.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Ülkemizde birkaç bölge dışında neredeyse hiç yırtıcı kalmadı.</p></blockquote>



<p>İnsan saldırılarına gelince, doğa yürüyüşleri, suç oranının neredeyse sıfır olduğu kırsal kesimlerde yapılır ve bu nedenle başa gelme ihtimali yok denecek kadar azdır.&nbsp;Örnek vermek gerekirse Likya Yolu neredeyse 20 yıllık ve her yıl ortalama 30 bin yerli yabancı insan bu yolu yürüyor. Bugüne kadar hiçbir hayvan saldırısı görülmemiş. İnsanların yaptığı saldırı türleri&nbsp;ise&nbsp;ya kadınlara sözlü taciz şeklinde olmuş ya da para gasp etmek suretiyle gerçekleşmiş. Onların sayısı da son derece az.</p>



<p>Sizlere biraz da psikolojik olan yalnızlık konusundan bahsedeceğim. İnsan sosyal bir varlıktır ve&nbsp;yalnızlık onun doğasına aykırıdır. Bu nedenle diğer insanlardan izole olmak, özellikle uzun süreli yürüyüşlerde büyük baskı oluşturur. Bir yazıda okumuştum 3518 kilometrelik&nbsp;<a href="http://www.appalachiantrail.org/" target="_blank" rel="noreferrer noopener" aria-label="Sizlere biraz da psikolojik olan yalnızlık konusundan bahsedeceğim. İnsan sosyal bir varlıktır ve&nbsp;yalnızlık onun doğasına aykırıdır. Bu nedenle diğer insanlardan izole olmak, özellikle uzun süreli yürüyüşlerde büyük baskı oluşturur. Bir yazıda okumuştum 3518 kilometrelik&nbsp;Appalachian Trail’i solo olarak yürümek için yola çıkıp yarıda bırakanlar, ezici bir çoğunlukla bunun nedenini “yalnızlığın getirdiği baskıya dayanamamak”&nbsp;olarak ifade etmişlerdir. Solo yürüyüşlerde ve özellikle Likya Yolu yürüyüşünde benim de açıkçası fiziksel zorlanmadan çok en fazla zorlandığım&nbsp;ve baskı altında kaldığım konu bu olmuştu. &nbsp;Bir müddet sonra, yalnızlık çok ciddi bir baskı unsuru olabiliyor. Adeta gelip geçen bir sara nöbeti gibi… Bir an geliyor her şey anlamsızlaşıyor.&nbsp;“Benim ne işim var&nbsp;burada? Dön git evine”&nbsp;duygusuna kapıldığımı hiç unutmuyorum. Özellikle o gün kötü bir yürüyüş olduysa.&nbsp;Mesela üşümüşsem, ıslanmışsam, yanlış yola girip kilometrelerce yolu tekrar geri yürümek zorunda kalmışsam ciddi psikolojik bir baskı altın girdiğimi, moralimin çok bozulduğunu iyi hatırlıyorum. Bu nöbetler, yürüyüş süresi uzadıkça sıklaşıyor ve bu nöbet hallerini tek başınıza atlatmak zorunda kalıyorsunuz. Oysa grup yürüyüşlerinde&nbsp;çevrenizde “Hadi aslanım, hadi koçum, sen yaparsın bunu”&nbsp;diyerek size moral verecek arkadaşlarınız oluyor. (opens in a new tab)">Appalachian Trail’i</a> solo olarak yürümek için yola çıkıp yarıda bırakanlar, ezici bir çoğunlukla bunun nedenini “yalnızlığın getirdiği baskıya dayanamamak”&nbsp;olarak ifade etmişlerdir. Solo yürüyüşlerde ve özellikle Likya Yolu yürüyüşünde benim de açıkçası fiziksel zorlanmadan çok en fazla zorlandığım&nbsp;ve baskı altında kaldığım konu bu olmuştu. &nbsp;Bir müddet sonra, yalnızlık çok ciddi bir baskı unsuru olabiliyor. Adeta gelip geçen bir sara nöbeti gibi… Bir an geliyor her şey anlamsızlaşıyor.&nbsp;“Benim ne işim var&nbsp;burada? Dön git evine”&nbsp;duygusuna kapıldığımı hiç unutmuyorum. Özellikle o gün kötü bir yürüyüş olduysa.&nbsp;Mesela üşümüşsem, ıslanmışsam, yanlış yola girip kilometrelerce yolu tekrar geri yürümek zorunda kalmışsam ciddi psikolojik bir baskı altın girdiğimi, moralimin çok bozulduğunu iyi hatırlıyorum. Bu nöbetler, yürüyüş süresi uzadıkça sıklaşıyor ve bu nöbet hallerini tek başınıza atlatmak zorunda kalıyorsunuz. Oysa grup yürüyüşlerinde&nbsp;çevrenizde “Hadi aslanım, hadi koçum, sen yaparsın bunu”&nbsp;diyerek size moral verecek arkadaşlarınız oluyor.</p>



<p>İşin özü bana göre, <a rel="noreferrer noopener" aria-label="İşin özü bana göre, ilk yazımda anlatmaya çalıştığım solo yürüyüşün artıları eksilerinden daha fazla. Tek başına yürüyüş ile alakalı olarak güvenlik kaygıları genelde sağlam temellere dayanmaz ancak bunun yanında size muhteşem bir özgürlük ve bağımsızlık alanı sağlar. Kötü geçen bir günün ardından, sabah erkenden kuş sesleri ile gözünüzü açıp, çadırın fermuarını aralayıp kafanızı dışarı çıkarttıktan sonra, ciğerlerinize çektiğiniz o havanın her şeyi bir anda önemsizleştirdiğini ve tamamen yenilendiğinizi hissediyor olmanız bir gün önce vermiş olduğunuz o psikolojik savaşı sizin kazandığınızın en büyük göstergesidir. (opens in a new tab)" href="https://borusanturuncu.com/3000-yillik-bir-medeniyetin-izinden-likya-yolu/" target="_blank">ilk yazımda</a> anlatmaya çalıştığım solo yürüyüşün artıları eksilerinden daha fazla. Tek başına yürüyüş ile alakalı olarak güvenlik kaygıları genelde sağlam temellere dayanmaz ancak bunun yanında size muhteşem bir özgürlük ve bağımsızlık alanı sağlar. Kötü geçen bir günün ardından, sabah erkenden kuş sesleri ile gözünüzü açıp, çadırın fermuarını aralayıp kafanızı dışarı çıkarttıktan sonra, ciğerlerinize çektiğiniz o havanın her şeyi bir anda önemsizleştirdiğini ve tamamen yenilendiğinizi hissediyor olmanız bir gün önce vermiş olduğunuz o psikolojik savaşı sizin kazandığınızın en büyük göstergesidir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Her solo yürüyüşte  güney kutbunu keşfe giden bir kaşif ya da okyanusa açılmış bir Kristof Kolomb olursunuz.</p></blockquote>



<p>Son olarak her insanın içinde maceracı bir yön&nbsp;vardır. Bilinmeyenin cazibesine kapılır, merak eder, öğrenmek ister. Çünkü insan olmanın gereğidir bu. Bu maceracı ruh sayesinde yeni kıtalar keşfedildiğine inananlardanım ben de.&nbsp;Uzaya gittik ve okyanusların derinliklerine daldık. Her solo yürüyüş de büyük bir maceradır bence çünkü pek çok bilinmezlik içerir. Bu nedenle de heyecan vericidir. Kısacası her solo yürüyüşte siz de, güney kutbunu keşfe giden bir kaşif ya da&nbsp;okyanusa açılmış bir Kristof Kolomb&nbsp;olursunuz. Kendi kutbunuzu, kendi kıtalarınızı keşfedersiniz. Ve inanım bu size yaşadığınızı ve insan olduğunuzu hissettiren en güçlü duygudur… Tüm bunları yaparken doğanın bir parçası olduğumuzu, bu yollardan gelip geçen bir gezgin olduğumuzu, arkamızda bıraktıklarımızın bizden başka kimseye ait olmadığını lütfen unutmayalım.&nbsp;</p>



<p><em><a href="https://borusanturuncu.com/tek-basina-yolda-ii/">Serinin diğer yazısı için  tıklayın.</a></em></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/tek-basina-yolda-i/">Tek Başına Yolda &#8211; I</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tek Başına Yolda &#8211; II</title>
		<link>https://borusanturuncu.com/tek-basina-yolda-ii/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Caner Aksel]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Aug 2019 10:26:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BorusanX]]></category>
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>
		<category><![CDATA[doğa]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[yürüyüş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://borusanturuncu.com/?p=1561</guid>

					<description><![CDATA[<p>Solo yürüyüş; diğer insanların sizin hakkınızdaki izlenimlerinden ve her türlü sosyal ve modern hayat karmaşasından uzakta, kendinizi dinlemenize, anlamanıza ve dürüstçe bir iç muhasebe yapmanıza imkan verir.&#160; Ruh sağlığı açısından adeta bir meditasyondur.&#160; Grup yürüyüşlerinde ise&#160;doğanın içine daha az girersiniz! O ne demek şimdi? Zaten doğada yürümüyor muyuz? Nasıl doğanın dışında oluruz dediğinizi duyar gibiyim. [&#8230;]</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/tek-basina-yolda-ii/">Tek Başına Yolda &#8211; II</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Solo yürüyüş; diğer insanların sizin hakkınızdaki izlenimlerinden ve her türlü sosyal ve modern hayat karmaşasından uzakta, kendinizi dinlemenize, anlamanıza ve dürüstçe bir iç muhasebe yapmanıza imkan verir.&nbsp; Ruh sağlığı açısından adeta bir meditasyondur.&nbsp;</p>



<p>Grup yürüyüşlerinde ise&nbsp;doğanın içine daha az girersiniz! O ne demek şimdi? Zaten doğada yürümüyor muyuz? Nasıl doğanın dışında oluruz dediğinizi duyar gibiyim. Hele bir de kalabalık bir grupsa&#8230; Telefon ile konuşanlar, cep telefonundan bangır bangır müzik çalanlar, yüksek sesle futbol muhabbeti yapanlar, şarkı söyleyenler, bu kulaklar yürürken karınları acıkıp birbirlerine yemek tarifi verenleri bile duydu… İşte bu durumlar size doğanın içine girme&nbsp;şansı tanımaz. Ne kuş sesi ne rüzgâr sesi duyabilirsiniz.&nbsp;</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Tek başınıza olduğunuzda, kuş seslerini, tepelere çarpan rüzgârın o büyüleyici müziğini dinlersiniz.</p></blockquote>



<p>Tüm yaban&nbsp;hayat, siz gelmeden önce yolunuzdan&nbsp;kaçar. Doğal ortamında bir canlı görme şansınız olmaz. Gece çadıra girdiğinizde de dışarıdaki arkadaşlarınızın kahkahalarını duyarak uykuya dalarsınız. Oysa tek başınıza olduğunuzda, kuş seslerini duyarsınız. Mola verdiğinizde, sırtınızı bir ağaca yaslayıp karşınızda ki tepelere çarpan rüzgârın o büyüleyici müziğini dinlersiniz. Gece çadırınızda&nbsp;baykuşların ötüşünü, çakalların ulumasını&nbsp;duyarak uykuya dalarsınız. Eğer şansınız yaver giderse, doğal ortamında bir yaban domuzu, bir tilki veya çakal ya da benim gibi ayı veya kurt bile görebilirsiniz. Doğanın içine girer, onun bir parçası olduğunuzu hissedersiniz.</p>



<p>Bizler sürekli dünyamızı geliştirmeye çalışıyoruz ancak geliştirdikçe küçüldüğünü fark etmiyoruz. Gün geçtikçe doğadan, yaban hayattan uzaklaşarak yaşamaya bu kültürden uzaklaşmaya devam ediyoruz. Artık harekete geçmemin konfor alanımızdan çıkıp çocuklarımıza ve gelecek nesillere doğanın ve doğada vakit geçirmenin ne kadar anlamlı olduğunu, insana değer kattığını, doğayı korumanın en temel olgusunun yine doğa ile iç içe olmaktan geçtiğini ve bence en önemlisi bunu bir toplum kültürü haline getirmemiz gerektiğini anlatmalıyız.&nbsp;</p>



<div style="height:30px" aria-hidden="true" class="wp-block-spacer"></div>



<h2>KİŞİSEL BİR MEYDAN OKUMA</h2>



<figure class="wp-block-image"><img loading="lazy" width="993" height="1024" src="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/08/tek_basina_yolda2_-993x1024.jpg" alt="KİŞİSEL BİR MEYDAN OKUMA" class="wp-image-1565" srcset="https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/08/tek_basina_yolda2_-993x1024.jpg 993w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/08/tek_basina_yolda2_-291x300.jpg 291w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/08/tek_basina_yolda2_-768x792.jpg 768w, https://borusanturuncu.com/wp-content/uploads/2019/08/tek_basina_yolda2_.jpg 1231w" sizes="(max-width: 993px) 100vw, 993px" /></figure>



<p>Bir grubun parçası olduğunuzda pek çok beceriniz gelişmez. Diğer grup üyelerinin farklı&nbsp;becerilerinin toplamı, herkes için yeterli olur. Kimisi yolu bilir, rehberlik yapar, kimisi ateş yakar, kimisi çadır kurar, kimisi yemek yapar. Grup halindeyken karar verme beceriniz de gelişmez. Grupta ya kararlar ortak alınır ya da biri sizin adınıza karar verir.&nbsp;Oysa tek başınızayken bunları sizin için yapacak kimse yoktur. Tek başınıza kaldığınızda becerileriniz gelişecektir.</p>



<p>Gruptaki üyelerin, yaşları, kiloları, boyları, atletik özellikleri, sağlık durumları, sportif geçmişleri ve tüm bunlara bağlı olarak yürüyüş hızları farklıdır. Grup yürüyüşü için şöyle bir söz vardır; “Doğa yürüyüşü yapan bir grup ancak en yavaş üyesi kadar hızlıdır.” Bu nedenle grup&nbsp;halinde&nbsp;yürürken ya yavaş yürümek mecburiyetinde kalırsınız ya da grubu çok yavaşlatmamak için kendi kapasiteniz üstünde bir hızla… Her ikisi de inanın acı vericidir. Solo yürüyüşte ise tam olarak kendi hızınızda yürüme imkanınız olur.&nbsp;</p>



<p>Grup yürüyüşlerinde; sabah başlama&nbsp;saati, molaların zamanı ve süresi, kamp zamanı ve kamp yeri seçimi,&nbsp;gerektiğinde yürüyüşü sonlandırma ya da uzatma kararı gibi konularda, sizin isteklerinizin&nbsp;tek başına&nbsp;bir önemi yoktur. Bu kararlar ortaklaşa alınır. Hatta bazen grubun tüm kararları, sizin isteğinizin dışında olabilir. Bu takdirde yürüyüş sizin için, bir an önce sona ermesini istediğiniz bir stres kaynağına dönüşebilir.&nbsp;</p>



<p>Solo yürüyüşte ise tüm bu kararlar size aittir. İstediğiniz zaman yürür, istediğiniz zaman mola verirsiniz. İstediğiniz yerde, istediğiniz kadar kamp yapabilirsiniz. Aklınıza estiğinde yürüyüşü sonlandırabilir ya da uzatabilirsiniz. Bu da size yaptığınız planlamada esneklik ve tam bir özgürlük sağlar.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>Solo yürüyüşte istediğiniz zaman yürür, istediğiniz zaman mola verir, istediğiniz yerde, istediğiniz kadar kamp yapabilirsiniz.</p></blockquote>



<p>Grup yürüyüşünde sınırlarınızı anlama şansınız olmaz. Çünkü her konuda grubun hareketi, en düşük sınırları olan üyeye göre ayarlanacaktır. Oysa tek başınıza olduğunuzda, daha hızlı ve daha uzun yürüyebilir, yetenekleriniz ve becerileriniz geliştikçe daha zor parkurları deneyebilir, kötü hava şartlarında doğaya çıkabilirsiniz.&nbsp;</p>



<p>Bir çoğumuzun, çok da sağlam&nbsp;temellere bağlı olmayan pek çok korkusu vardır. Karanlık, yalnızlık, yırtıcı hayvanlar, fırtınalar, böcekler, yılanlar gibi bir sürü sayabilirim. Solo yürüyüş size, bu korkularınızla yüzleşme ve onları alt etme şansını verir. Bana göre insan korkmadan cesaretli olmayı öğrenemez.</p>



<p>Solo yürüyüşte, kendi güvenliğinizi ilgilendiren kararlar da dahil olmak üzere tüm kararları tek başınıza alırsınız. Bu&nbsp;aynı zamanda size büyük bir sorumluluk yükler ve sorumluluk duygunuzu geliştirir. Art arda alınan kararlar ve bunların sonucunda hedefe sağ salim ulaşmak, öz güveninizi de fena halde patlatır.&nbsp;</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-style-large"><p>İnsan korkmadan cesaretli olmayı öğrenemez.</p></blockquote>



<p>Grup yürüyüşlerinin, insanlara sınırlarını aşan riskler aldırma gibi bir özelliği vardır. Bu gereksiz risk alma bana göre iki şekilde ortaya çıkabilir. Ya kişi&nbsp;kendini grup içinde gösterme, kabul ettirme gibi nedenlere&nbsp;yeteneklerini aşan&nbsp;riskler alır, ya da grubun diğer üyeleri kişiyi yetenekleri dışında işlere zorlar. Diyelim ki on kilometrelik bir yürüyüşün ortasında, uçurum kenarında daracık bir patikaya geldiniz. &nbsp;Herkes geçti, ancak sizin yükseklik korkunuz&nbsp;var ve delicesine korkuyorsunuz. Olacak olanları söyleyeyim… Ya “Herkes geçti, bu kadar insan benim yüzümden geri mi dönecek?”&nbsp;deyip geçmeye çalışacaksınız. Ya da “Herkes geçti, sen de geçersin, korkma”&nbsp;diyen grup üyelerinin baskısına maruz kalacaksınız. Oysa solo yürüyüşte riskleri alıp almama kararı tamamen size aittir ve üzerinizde hiçbir harici baskı unsuru olmaz. Rahatlıkla geri dönüp yürüyebilirsiniz. Ya da yeni bir yol bulmaya çalışırsınız. Eğer geçebileceğinize inanırsanız da geçersiniz.&nbsp;Diğer insanların baskısı üzerinizde olmadığı için de muhtemelen en doğru kararı verirsiniz.</p>



<p>Şimdi size yok artık diyeceğiniz bir diğer unsurdan söz edeyim. Belki çok uç olacak ama yine de yazmak istedim. Ne yazık ki insanlar genellikle, kişisel sorunlarını ve ihtiraslarını da yürüyüş guruplarına taşıyorlar. Gurup içinde kısa zamanda majörler tükendi, minörlere yolculuk diyerek mikro guruplar oluşuyor, gizli bir liderlik, bir kendini kabul ettirme çatışması&nbsp;başlıyor. Karşılıklı laf sokmalar, imalı konuşmalar alıp başını gidiyor. Hatta bu çatışmalar zaman zaman bağırış çağırış bir hale bile dönebiliyor. Öyle&nbsp;ki masaya yumruğunu vurup,&nbsp;“Burada patron benim, ben ne dersem o olur”&nbsp;diyen&nbsp;yürüyüş lideri&nbsp;bile görmüşlüğüm vardır. Çatışma iyice büyüyünce gruplar bölünüyor, yeni guruplar oluşuyor. Falan, filan… Yani kısacası çekilecek dert değil.&nbsp;</p>



<p>İyisi mi siz yalnız yürüyün daha iyi! …&nbsp;</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com/tek-basina-yolda-ii/">Tek Başına Yolda &#8211; II</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://borusanturuncu.com">Borusan Turuncu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
